Analiz / Doç. Dr. Osman TEK
İslam tarihinin erken dönemine dikkatle bakıldığında bazı olayların yalnızca siyasi veya sosyal bir gelişme olmadığı görülür. Bu olaylar aynı zamanda insanın iç dünyasını dönüştüren tecrübeler üretir. Habeşistan hicreti de böyle bir tecrübedir. Bir yönüyle tarihsel bir göç, bir yönüyle diplomatik bir karşılaşma, fakat daha derin bir yönüyle tasavvufî bir bilinç dönüşümüdür.
Tasavvuf geleneği bu tür dönüşümleri açıklamak için bazı kavramlar kullanır. Bu kavramların başında terk, hicret ve ilâhî himaye gelir. Mekke’de yaşanan Habeşistan hicreti bu üç kavramın tarihsel karşılığını gösteren en erken örneklerden biridir.
Mekke’de Müslümanlar uzun süre sabırla direndiler. Sabır İslam’ın erken döneminde en çok vurgulanan erdemlerden biridir. Ancak sabır, her zaman bulunduğun yerde kalmak anlamına gelmez. Tasavvuf düşüncesi bu noktada önemli bir ayrım yapar. Sabır, yükü taşımaktır; fakat terk, yanlış zemini bırakmaktır.
Bir insan düşünelim. Çalıştığı yerde sürekli aşağılanıyor, emeği sömürülüyor ve onuru kırılıyor. Bir gün o işten ayrılıyor. Bu karar çoğu zaman kaçış olarak görülür. Oysa bazen bu karar insanın kendini koruma biçimidir. Çünkü insan bazen bulunduğu ortamda kalırsa yalnızca bedenini değil, ruhunu da kaybeder.
Mekke’de yaşanan süreç de buna benzerdi. Müslümanlar uzun süre sabırla direndiler. Fakat baskı giderek toplumun tamamını kuşatan bir yapıya dönüşmüştü. Ekonomik boykot, sosyal dışlama ve fiziksel işkence Müslümanların hayatını daraltmıştı.
Bu noktada Habeşistan hicreti ortaya çıktı.
Tasavvuf literatüründe terk kavramı çoğu zaman dünyevî bağları bırakmak anlamında kullanılır. İnsan önce haramı terk eder, sonra şüpheli olanı terk eder, sonra gereksiz olanı bırakır. Son aşamada ise kendi gücüne güvenme yanılsamasını terk eder. İşte bu noktada insan ilâhî himayeye doğru yönelir.
Mekke’den Habeşistan’a yapılan hicret bu kavramın tarihsel bir tezahürüdür.
Müslümanlar Mekke’yi terk ettiler ama hakikati terk etmediler. Tam tersine, hakikati korumak için gittiler. Bu yüzden Habeşistan hicreti tasavvufî anlamda bir kaçış değil, bilinçli bir yön değişimidir.
Bu yön değişimi aynı zamanda hicret bilincini doğurmuştur. Hicret kelimesi yalnızca mekân değiştirmek anlamına gelmez. Tasavvuf geleneğinde hicret, insanın yanlış bir hâlden doğru bir hâle geçmesidir. Bu yüzden bazı sufiler hicreti şöyle tanımlar:
“Günahı terk etmek hicrettir, gafleti terk etmek hicrettir, insanın kendini Allah’a yöneltmesi hicrettir.”
Mekke’den Habeşistan’a yapılan yolculuk bu anlamda çok katmanlı bir hicrettir. Müslümanlar yalnızca şehir değiştirmemiştir; aynı zamanda zihinsel bir dönüşüm yaşamıştır.
Bu dönüşümün metinsel rehberlerinden biri Meryem sûresidir.
Necaşî sarayında Ca‘fer b. Ebî Tâlib’in (ra) okuduğu ayetler özellikle Meryem sûresinin Meryem ve İsa kıssasını anlatan bölümleridir. Bu tercih yalnızca tesadüf değildir. Kur’an burada son derece bilinçli bir pedagojik dil kullanır.
Meryem anlatısı Kur’an’da korunmuşluk temasının en güçlü örneklerinden biridir. Meryem toplumun ağır ithamlarına maruz kalır. İnsanlar onu suçlar, ona iftira eder. Fakat Kur’an anlatısında Meryem ilâhî bir himaye altındadır.
İnsanların sözleri onun hakikatini değiştiremez.
Bu anlatı Mekke’den ayrılan Müslümanlar için çok güçlü bir mesaj içeriyordu. Onlar da Mekke’de suçlanmış, dışlanmış ve toplum tarafından reddedilmişti. Fakat Kur’an onlara şunu hatırlatıyordu: İnsanların ithamı hakikati yok edemez.
Tasavvuf düşüncesinde bu durum “ilâhî himaye” kavramıyla açıklanır. İnsan bazen savunmasız görünür, fakat yine de korunur. Çünkü koruma yalnızca insan gücüyle gerçekleşmez.
İsa anlatısı ise başka bir boyut ekler.
Hz. İsa siyasi bir güç sahibi değildir. Ordusu yoktur, devleti yoktur. Fakat sözü güçlüdür. İnsanları etkileyen şey onun siyasi gücü değil, hakikati ifade eden sözüdür.
Bu durum Habeşistan’daki Müslümanların durumuna çok benzer. Onlar da siyasi güçten yoksundur. Fakat hakikat diliyle konuşurlar.
Ca‘fer b. Ebî Tâlib’in (ra) Necaşî huzurunda yaptığı konuşma bu yüzden son derece dikkat çekicidir. Ca‘fer karşı tarafı suçlamaz, polemik yapmaz, sadece hakikati anlatır. Ardından Kur’an’dan ayetler okur.
Bu tavır tasavvuf geleneğinde teslimiyet kavramıyla ilişkilidir. İnsan bazen kendi sözünün değil, hakikatin sözünün konuşmasına izin verir.
Necaşî sarayında yaşanan sahne bu teslimiyetin tarihsel bir örneğidir.
Rivayetlere göre Meryem sûresi okunurken Necaşî ve yanındaki rahipler ağlamıştır. Bu sahne yalnızca duygusal bir tepki değildir. Bu, hakikat karşısında ortaya çıkan içsel bir tanımadır.
Bu olay erken İslam tarihinde dinler arası bir karşılaşmanın en dikkat çekici örneklerinden biridir. Müslümanlar ilk kez başka bir inanç topluluğunun içinde yaşamaya başlamış, onların siyasi koruması altında hayatlarını sürdürmüştür.
Bu durum İslam’ın evrensel karakterinin erken bir işaretidir.
Habeşistan hicreti aynı zamanda Müslümanların dünyaya bakışını da değiştirdi. Mekke merkezli bir dini hareket artık daha geniş bir coğrafyayla temas ediyordu. Müslümanlar başka kültürleri, başka toplumsal düzenleri ve başka inanç topluluklarını tanımaya başladı.
Tasavvuf düşüncesi bu tür deneyimleri insanın iç dünyasını genişleten tecrübeler olarak yorumlar. İnsan bazen bulunduğu çevrede kalırsa dünyayı dar bir perspektiften görür. Fakat farklı coğrafyalar ve farklı insanlar insanın ufkunu genişletir.
Bu yüzden bazı sufiler hicreti yalnızca mekânsal bir hareket olarak değil, ruhsal bir genişleme olarak yorumlar.
Habeşistan hicreti de böyle bir genişlemenin başlangıcıdır.
Mekke’den ayrılan küçük bir topluluk aslında çok daha büyük bir sürecin kapısını açmıştır. Çünkü bu göç Müslümanların yalnızca hayatta kalmasını sağlamamış, aynı zamanda onların dünya ile kurduğu ilişkiyi değiştirmiştir.
Bu olay bize bugün de önemli bir ders verir.
Bazen insan bulunduğu yerde mücadele eder. Fakat bazen mücadele etmek için yön değiştirmek gerekir. Çünkü hakikat her zaman aynı yerde savunulmaz.
Bazen hakikat insanı başka bir yere çağırır.
İnsan o çağrıyı duyduğunda artık bulunduğu şehirle değil, yürüdüğü ufukla tanımlanır.
Habeşistan hicreti işte böyle bir ufkun başlangıcıdır.























