Davutoğlu ölü taklidinden vazgeçti!

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu sesini yükseltiyor ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirilerin dozunu artırıyor. Oysa onun söylediğinin onda birini aklından geçirenler cumhurbaşkanına hakaretle suçlanıp soluğu cezaevinde alıyor.

Tr724'ten BÜLENT KORUCU'nun kaleme aldığı yazı şöyle; Erdoğan’a ‘palavracı’ diyebilecek kaç fani var bu alemde; ama o diyor işte: “Ülkenin Cumhurbaşkanı çok rahat bir şekilde Türkiye’nin üç yıl sonra dünyanın ilk on ekonomisi arasına gireceğini ve hedefe en yakın noktada olduğumuzu iddialı bir şekilde söylemektedir. Milletimizin gözlerinin içerisine bakarak bu denli açık palavraların ve doğru olmayan bilgilerin söylenmesini hayretle izliyoruz.”

Herkes Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasıyla ilgili Davutoğlu’nun şu cümlelerine odaklandı: “Bugün üniversiteye el koyan da eğitim hayatına darbe vuran da kayyum atayan da, hocaları işsiz bırakan da futbol kulüplerine, inşaatçılara bulduğu parayı üniversitelerden esirgeyen de siyasi hırsı ve kini için artık hiçbir engel tanımayan da bizatihi karara imza atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.”


Ancak daha vahim cümleler ve suçlamalar vardı. “Erdoğan Türkiye’sinde ahlaka ve vicdana yer yoktur” bile dedi. Cumhurbaşkanı’nı neredeyse her cümlede 28 Şubatçılarla birlikte anıyor ve onların vesayeti altına girdiğini söylüyor. Nevşin Mengü’ye 24 Haziran’da verdiği röportajda, vasilere Devlet Bahçeli’yi de ekliyor. ‘Onun desteklediği bakan görevde kalıyor, arkasında durmazsa da bir bakan gidebiliyor’ dedikten sonra soruyor “Ülkeyi Erdoğan mı yönetiyor Bahçeli mi yoksa Perinçek mi?”

Davutoğlu’nun bu cesaretinin kaynağı nedir?

İlk akla gelen Erdoğan’ı köşeye sıkıştıracak belgelere sahip olması. “İhalelerde neler döndüğünü gördüm, tam tedbir alacaktım, parti içi bir darbeyle yıkıldım” cümlelerini hatırlayın. Davutoğlu, Cumhurbaşkanını en zayıf yerinden vuruyor. Abdullah Gül’ün refüze edilip oyun dışına atılışının birinci derece tanığı, hatta aparatıydı ve birgün aynı kaderi yaşayacağını biliyordu. Hazırlık yapmış olmamasını ona yakıştıramam. Ancak senaryonun zayıf halkası şu: 17-25 Aralık dosyalarından daha güçlü ne olabilir elinde? O dosyaları sümen altı eden yargı şimdi daha fazla boyunduruk altında. Medya deseniz hakeza… Tek fark, ‘çalıyor ama çalışıyor’ avuntusuyla yolsuzluğu görmezden gelen seçmen kitlesinin, ekonomik refahını kaybettikçe gözünün açılması.




İkinci ihtimal korkunun ecele faydası olmadığını gördü; vuruşarak çekilmeyi seçti. Ölü numarası yaparak Erdoğan’ın şerrinden emin olunamayacağını anladı; bir huruç harekatıyla çemberi kırmayı deniyor. Bunun için en kullanışlı araç Şehir Üniversitesi’nin kapatılma kararı. AKP kitlesinde bile aksi tesir oluşturan bir icraat. Müteahhitlerin ranta boğulduğu bir ortamda “arsa tahsisi” bahanesinin alıcısı yok. Davutoğlu, “herkesin birinci dereceden yakınları, çocukları ve damatlarının mal varlıkları Meclis’te araştırılsın” teklifi ile bombayı Erdoğan’ın kucağına bıraktı. Ve o mevzi çöktü.

Davutoğlu, Şehir Üniversitesi olayında AKP tabanında haklı çıkabilir fakat diğer kesimlerden destek bulma şansı kısıtlı. “Bir eğitim kurumuna kilit vuruldu” dedikçe insanlar haklı olarak kapatılan 15 üniversite ve bin 69 özel okulu hatırlatıyor. Benimse gözümün önüne doğrudan Zonguldak’taki kreş baskını geliyor. Ahmet Hoca’nın başbakanlığı döneminde, Hizmet Hareketine ait olduğu iddiasıyla onlarca polisin bastığı anaokulundaki çocukların yaşadığı korkuyu unutamıyorum. Eminim mezuniyette açtıkları eleştirel pankart yüzünden cumhurbaşkanına hakaretten tutuklanan ODTÜ’lü öğrenciler de hocanın sessizliğini bir kenara yazmıştır. Ya da mezun olduğu Boğaziçi Üniversitesine bir AKP milletvekilinin kardeşi, aday bile olmadığı seçimden sonra rektör atandığındaki suskunluğu geçiştirilebilir mi? KHK ile atılan 6 bin 100 akademisyeni, yargılanan Barış Bildirisi imzacılarını da ekleyince liste kabarıyor.

Hepimiz biliyoruz ki Şehir Üniversitesi her ikisi için de sadece bir araç. Erdoğan, atadığı başbakanın ‘ihanetini’ böyle cezalandırıyor; Davutoğlu ise elverişli bir kalkan bulmanın rahatlığı içinde. Aslında kendini değil bir eğitim yuvasını savunmuş oluyor. Keşke akademik camiaya yönelik diğer saldırılara karşı biraz sesini çıkarsaydı. Belki o zaman inandırıcı olabilirdi…


Kaynak:Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ