"Türkiye çok kötü yenetiliyor; Bölgesel güç olma iddiasıyla herkesle kavga ettiler"

"İktidar partisi her gün ülkenin yok olmasına sebep olacak yüzlerce hata yapıyor, tek adam rejimi kurup ülkeyi ele geçiriyor ancak oluşan korku imparatorluğunda kimse hataları söyleme cesareti gösteremiyor."







   




İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Türkiye hemen her konuda çok kötü yönetiliyor, Erdoğan’ın korkuları ve hamaset yüklü içi boş ütopyaları ülkeyi oradan oraya savurmaya devam ediyor Dünya ile ilişkilerimiz her geçen gün kötüleşiyor. En yakın dostlarından bir olan ABD başkanı mektupla tehdit ediyor, AB ile müzakere süreci fiilen durdu, Rusya Türkiye’nin hata ve korkularını kullanarak Akdeniz’e iniyor bölgede hâkimiyet alanını genişletiyor. Tüm komşularımız Türkiye’nin yayılmacı ağabeylik taslayan politikasını fark etti hepsiyle aramız kötü.

Erdoğan gereklerini yerine getirmeden bölgesel güç olma iddiasına başladı.  Suriye’deki iç savaşı menfaatlerine göre yanlış değerlendirdi ve çok sayıda hata yaptı, Türkiye-Irak-Suriye’deki Kürt nüfusu yanına çekmeyi başaramadı. Ülkede Alevileri, Kürtleri, cemaati, gezicileri vb yanlışlarını söyleyen herkesimi hain ve devlet düşmanı ilan etti. Ustalık döneminden sonra hukuk devletini, insan hak ve özgürlüklerin, farklı yaşam tarzlarına saygıyı ortadan kaldırdı. Herkesi kucaklayan bir demokrasi iklimi oluşturacağı yerde yanlışlarının sorgulanmasından kaçınmak için ikinci sınıf bir demokrasi ile kutuplaşmaları körükleme düşmanlıkları kaşımayı tercih etti.

Ülkenin dış politikasını şahsi kaprisleri uğruna harcadı, hariciyenin tüm birikimlerini yok sayarak, militer savaş ile mesafe alacağına inanan bir devlet anlayışını öne çıkardı. Ülke kendilerini devrimci gibi gören şımarık bir elit grubun eline esir düşmüş durumda. İçeride iktidarını koruma hırsıyla korku rejimi oluşturup kuvvete yönelen ve vatandaşlarına karşı devlet gücünü kullanarak acıması bir savaş başlatıp devletin tüm kurulu düzenini yıkıyorlar.

Dışarıda uzun vadeli bir programı tutarlı bir politikası olmadan kriz çıkararak mesafe almaya çalışan tüm dünyayla kavga etmeye hazır paranoyak bir siyasal psikoloji ile dış politika yöneltiyorlar. Erdoğan’la ülke karşılaştığı her problemde demokrasiden daha da uzaklaşıyor sertleşerek otoriterliğin tüm sınırlarını aşıp Hitler gibi diktatörlüğe doğru hızla evriliyor. Ortak akılla problem çözeceklerine ele geçirdikleri sınırsız gücü kullanarak her konuda bastırıp zorlayarak sorunların katlanmasına yol açtıkların farkında bile değiller. Darbe senaryosundan sonra Erdoğan’ın gücünü sorgulayacak tüm mekanizmalar ortadan kaldıran bir bürokrasi kültürü oluşturmaya çalışıyorlar.

Her geçen gün devlet düşmanları halkasını genişletiyorlar. Kürtler-Aleviler-Cemaatler-Liberaller-Atatürkçüler-muhalefet partilerine oy verenler sırayla eşit vatandaşlık haklarından yararlanma imkânları ellerinden alınıyor. Kurulan korku imparatorluğu altında tüm kesimlerin geçmişte yaptıkları en küçük kusurları büyütüyor ve devlet araçlarını rövanş almada kullanıyorlar. Devlet eliyle başta partililer olmak üzere tüm topluma narsist duygular telkin edilip ateşli her şeye itaat eden taraftarlar haline dönüştürmeye çalışıyorlar. Toplum kesimleri birbirine karşı üstünlük yarışı içine itilip, diğerlerini ezmede elindeki her şeyi gasp etmede araç olarak kullanılıyor.   

HATALARI HERKES GÖRÜYOR AMA KORKU İMPARATORLUĞUNDA DOĞRULAR SAKLANIYOR

İktidar partisi her gün ülkenin yok olmasına sebep olacak yüzlerce hata yapıyor, tek adam rejimi kurup ülkeyi ele geçiriyor ancak oluşan korku imparatorluğunda kimse hataları söyleme cesareti gösteremiyor. En aklı başında olan insanlar sahte gülücüklerle yapılanları onayladığını açıklayıp ülkenin yok olmasının seyrediyor. Esed’ı birkaç günde devirme iddiasıyla milyonlarca insanın mağduriyetine yol açan iktidar partisi hala her şeyi doğru yaptığını anlatmaya sözü olanlar da yaşananları seyretmeye devam ediyor. Yapılan yanlışlara dur denilmediği için bir milyona yakın Suriyeli daha sınırımıza dayanıyor, iktidar partisi Rusya’yı üzmemek için kılıktan kılığa giriyor.   

Dış politika iyi yönetilmiyor, hem ABD hem AB hem İslam ülkeleriyle kavgalıyız. Ekonomi iyi yönetilmiyor, iflasların arkası kesilmiyor ama maliye bakanları gülücükler dağıtmaya iş adamları da sahte sözlerle arka çıkmaya devam ediyor. Eğitim iyi yönetilmiyor, her karşılaştırmada son sıralarda yer aldığımız halde devletin tüm imkânlarını sadece İmam hatip okullarını doldurmak için seferber ediyoruz. Demokratik kurumlar bir bir ortadan kaldırılıp tek adam rejimi kuruluyor, ama kimse ses çıkaramıyor. İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerdeki tüm rantı yüksek araziler iktidarın ortaklık ilişkisi içinde olduğu mafya örgütleri tarafından ele geçiriliyor ama toplum elindekinin ucuza alınması karşısında sesini duyuracak bir merci bulamıyor.  Yazarlar doğruyu söyleyemiyor, farklı görüşten insanların ezilmesine sessiz kalıyor,  her gün şahit olduğu insanlık dramları karşısında susup kendini kurtarmayı seçiyor. Ülke tapusu korku cenderesi altında adım adım bir ailenin üzerine geçiriliyor ve herkes seyrediyor.

Siyasal İslamcıların yönetimde olduğu bütün ülkelerde olduğu gibi çalıntı paralar ve hileli yöntemlerle yönetimi ele geçiren AKP de ülkeyi çok kötü yönettiği halde iktidarı bırakmak için halkın tercihlerini istediği gibi yönlendirecek adımlar atıyor. Her seçim döneminde aralarında ölümlü bombalama eylemlerinin de olduğu olaylarla halkı bir gün istikrarsızlıkla bir gün PKK ile bir diğer gün darbe senaryosuyla korkutarak kendine mecbur etmeye çalışıyor.

BORÇLA ALINAN KAYNAKLARI RANTTA KULLANIYORLAR

Dışarıdan alınan milyarlarca dolarlık borcu ülke gelişmesi için harcayacağına gelir getirmeyecek ve sadece görüntü oluşturacak inşaatlara aktararak devlet kaynaklarını lüks ve şatafatta kullanıyorlar. Borçlar sürdürülemez hale gelince varlık fonu adı altında birleştirdiği devletin yüz yıllık birikimlerini satarak, Merkez bankasının stoklarını eriterek, ülkenin en güçlülerinin de olduğu firmalara kayyum atayıp mallarını gasp ederek açığı kapatmaya çalışıyorlar.

İktidarın siyasal İslamcı ideolojiye dayalı gerçeklerden uzak iç ve dış politika yönetimi ülkenin ekonomik kaybını her geçen gün artırıyor. Sırf muhalif oldukları için vatandaşların yarısını terörist ilan edip devlet kaynaklarını onları yok etmeye kendi iktidarını kalıcı kılmaya harcıyor, dar ülke kaynaklarını Suriye’yi fethetmede harcayıp milyonları aşkın mülteciyle masraf etmek zorunda kalıyor. Katar dışında tüm İslam ülkeleriyle kavgalı, ABD ve Rusya arasında sıkışmış AB ile bağlarını koparmış bir ülkeye yatırımcı gelmiyor. Serbest piyasa şartlarını ortadan kaldırmış tüm bağımsız kuruluşları kendine bağlamış her gün ayrı manevra yapan bir diktatöre yatırımcılar güvenmiyor, dış kaynak azaldığı için ekonominin çarkları dönmüyor.   

Ülkenin tüm kaynaklarını kuruttukları ve çok kötü bir yönetim sergiledikleri halde iktidarlarını korumak için komünist rejimlerdeki gibi ülke gerçeklerinin öğrenilmesi engelleyerek halkın öğrenme kaynaklarını kendi kontrollerine alarak ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Yolsuzluktan elde edilen kaynaklarla medya organlarını ele geçiriyor, tüm haber içeriklerine müdahale ediyorlar. Muhalif yazan köşe yazarlarından sosyal medyada görüş bildirenlere kadar hemen her kesim hakkında soruşturma başlatıp susturuyorlar. Ülkeyi iyi yönetemedikleri halde asla yönetimi terk etmemek için yaptıkları yanlışların öğrenilmesini engelleyecek yollar geliştiriyor, seçim sisteminde her türlü hileyi kullanarak sonuçları kendi lehlerine çıkacağı yöntemler deniyorlar.

MUHALİF TÜM KESİMLERİ DEVLET DÜŞMANI İLAN EDİYORLAR

Akıllı ve olaylara ideolojik bakmayan hiçbir ülke yöneticisi ülkenin düşmanlarını artırmaya çalışmaz, aksine herkesimden insanın mutlu olması ülkede kendini rahat hissetmesi için ortam hazırlamayla meşgul olur. Türkiye etrafımız düşmanlarla sarılı iç ve dış düşmanlardan korumaya çalışan bir anlayışla yönetiliyor. Bunun sürdürülmesi mümkün değil. Bütün siyasi sorunların kaynağına inmeden Türkiye güçlendi bizi kıskanıyorlar diyerek izaha çalışan bir yönetici grubu ülkeyi her geçen gün daha da kötüye götürüyor. Halka her gün ülkenin ne kadar güçlendiğini anlatmak için tüm basını baskı altında tutuyorlar. Toplumda kurdukları sanal dünyalarında algı oluşturarak ülkeler güç kazanmıyor, yel değirmenleriyle savaşarak dış politika yönetilmiyor.     

Ülke istihbarat devletine dönüşmüşken iktidarın topluma yön vermede kullanacağı şekilde mesela seçim öncesinde zaman ayarlı bombalar patlıyor, onlarca vatandaş ölüyor daha fazlası yaralanıyor, arkasından hamaset dolu kahramanlık nutukları başlıyor. Ankara garı patlamasında olduğu gibi kalabalık kitleler bir taraftan yakınlarının ölüm veya yaralanmasıyla boğuşurken bir taraftan da iktidarın üzerlerine saldığı azgın basın ordusu ya da partilerle boğuşmak zorunda bırakılarak olayların aydınlanması engelleniyor.   İktidar partisi ses getirecek sansasyonel olayları ya bizzat planlıyor ya da ölümlü olaydan nemalanmak için mağdur kesimleri bizden olan-olmayan diye ayırıp savaş tamtamlarıyla kışkırttığı kalabalıkları masum insanların üzerine gönderiyor.

İktidarda kalmayı her şeyin önüne geçiren bir yönetim anlayışıyla sağdan soldan toplum kültürüne tesir edebilecek tüm kesimler düşman ilan ediliyor. Aynen Moğol istilacıları gibi ne kadar fikir üreten yer varsa yağmalanıyor, farklı toplulukların bugüne kadar oluşturdukları tüm birikimler yok ediliyor, İslam’ın gelişmesine sebep olacak her şey kaldırılırken yerine İslam’ı terörle özdeş gösterecek birçok şey ikame ediliyor. Ülkenin aydınlanmasında emeği geçmiş sesimizi tüm dünyaya duyurmuş 3 bine yakın kurum düzmece bir senaryo bahane edilerek kapatılıyor, esnafından öğrencisine varıncaya kadar her kesimden insana haftalık kendini yenileme fırsatı sunan sohbet halkaları yasaklanıyor. Yardımlaşma duygusu gelişmiş toplum kesimleri terörle ilişkilendirilip yaptıkları faydalı projelerden dolayı tutuklanıyor.

Son günlerde gördüğü her düzenli oluşumu kendine rakip olabilir ihtimaline binaen yıkmaya alışmış bu tahrip ordusu kendine en yakın olan bir dönem arkadaşlık yaptığı yuvalara yöneliyor, bu kez yasadışı ilan edilme sırası birlikte çalıştıkları arkadaşlarına kadar uzanıyor. Kıskançlık, korku, istikbal endişesi gibi beşeri zaaflarını yenememiş insanlar toplumun önüne geçip kalabalıkları yönlendirmeye kalkınca onların tüm zaafları devletin kendi evlatlarını yemesinin aracı haline dönüşüyor.

SİYASAL İSLAMCI YÖNETİMLER DİNİ YIPRATIYOR

Bu yüzden İslam ülkelerinden adı Müslüman olan liderlerin dinle hiç alakaları olmadığı için ülkeler onların yönetimde oldukları dönemlerde bırakın dini kurallara sadık kalmayı en temel ahlaki ve insani kuralları bile çiğniyor. ABD de her yıl açıklanan 153 ülkenin sıralandığı İslamilik endeksinde 2018 yılı itibariyle ilk 45 te sadece bir BAE ilk ellide de sadece 4 Müslüman ülke yer alıyor. Her ne kadar yöneticiler din devleti kurmaya çalışsalar da ekonomi-hukuk-yönetim-insan hakları bakımından İslamilik endeksinde Türkiye kendine ancak 95. sırada yer bulabiliyor. Üstelik uluslararası ilişkilerde İslami değerler bakımından Türkiye’nin 153 ülke arasında ancak 148. sıra da olduğu görülüyor.

Kuranın ayetleri ve Hz peygamberin yaşam ve uygulamaları baz alınarak yapılan bu değerlendirmede tüm İslam ülkeleri özellikle Türkiye sınıfta kalıyor. Çünkü hukuk ve yönetimle ilgili değerlendirmede yolsuzluğun önlenmesi, mülkiyet haklarının korunup korunmadığı, yöneticilerin hesap vermesi, kişisel özgürlükler, medeni ve siyasi haklardaki eşitsizlikler, sağlık hizmetlerine erişim ve demokrasi düzeyinin İslami öğretilerle ne kadar örtüştüğü ölçülüyor.  Bu açılardan bakıldığına Yeni Zelanda-Kanada-Kuzey Avrupa ülkeleri en İslami yönetimler olarak öne çıkarken ilk 40 da hiç İslam ülkesi yer almıyor. Muhammed Abduh’un 100 sene önce söylediği “Batıya gittim İslam’ı gördüm, doğuya baktım Müslümanlarda İslam’ı bulamadım” sözü bir kez daha doğrulanıyor.

Bu yüzden İslami idarelerce yönetildiği söylenen ülkelerde insanlar mutsuz.  İnsanların sağlıklı ömür beklentisi, yaşam tercihlerini yapma özgürlüğü, yolsuzluk algısı vb ölçüldüğü BM nin mutluluk raporuna göre ilk yirmide sadece 1 İslam ülkesi petrol zengini BEA yer alıyor, Türkiye ise bu sıralamada kendine ancak 74. Sırada yer bulabiliyor. Uzun yıllardan beri muhafazakâr sağ iktidarlar tarafından yönetilen, son 17 yıl İslamcı kimliğiyle öne cıkmış AKP yönetiminde yetişmiş Türk gençliğinin öncelikleri arasında kitap okuma bulunmuyor, çünkü parti üst yönetimi okumayı ve okuyanları sevmiyor.

BİRLEŞTİRME YERİNE AYRIŞTIRMAYI SEÇİYORLAR

Hatta kendilerinden fazla birikime sahip olan farklı cemaatlerin varlığından rahatsız oluyor onları dağıtılması yok edilmesi gereken gruplar olarak görüyor.   Türkiye’nin başı çektiği siyasal İslamcı yöneticilerin olduğu Müslüman ülkeler bilim ve araştırmaya değer vermiyor, bu yüzden batı karşısında hep ikinci planda kalıyor, öne çıkanlar ise ya silahla ya da yolsuzlukla elde ettiği kaynakları kullanarak rekabet edebileceğini zannediyor.  Dinin öğrenmeye önem verdiği bilincinde olan toplumlar gelişmenin öncüsü oluyor, bu yüzden bir dönem Bağdat dünyanın bilim merkezi iken, güçle sorun çözeceğini sanan yöneticilerin olduğu dönemlerde öncülüğü bilme önem veren batıya kaptırıyor. Bilme önem vermeyen ülkeler çok güçlü olsalar da, petrol zengini olsalar da başkalarına yol gösterici olamıyor, bu yüzden İslam ülkeleri mali güçleri ne kadar fazla olursa olsun uydu olmaktan kurtulamıyorlar.   

17 yıldan beri siyasal İslamcı AKP nin yönetiminde olan Türkiye dâhil İslam dünyası gelişmiş batı toplumları karşısında bir varlık gösteremiyor, kendi toplumlarına refah ve mutluluk getiremiyorlar. Çünkü dinin verdiği güven duygusunu yanlış değerlendirip ilmi verileri yok sayarak, sadece zamana göre yorumlanmamış dini kıstaslara göre tavrını ayarlayan siyasal İslamcılar idari kararlarında rasyonel hareket edemiyor,  her adımlarında dinin yanlış tefsir ve yorumları öne çıkıyor, samimi duygular yerine art niyetle hareket ediliyor, bu problemlerin çözümünü ve tesirli bir idare sisteminin kurulmasını güçleştiriyor.

Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de olduğu gibi ülkenin yıllarca emek verip yetiştirdiği 10 bine yakın bilim insanı sadece siyasi düşünce farklıları yüzünden işten atılıyor. Ülke gelişmesinin önünün tıkanacağı bilindiği halde sırf dünya görüşünden dolayı dürüstlüğü ile tanınmış 3 binden fazla iş adamının hem sermayeleri hem de iş yerlerine el konuluyor.  Aralarında yüzden fazla generalin olduğu binlerce deneyimli değişik rütbedeki subay, aralarında üst düzey emniyet mensubunun bulunduğu bilerce emniyet mensubu, ülkeye AB kriterlerine uygun hukuk sisteminin yerleştirilmesi için gayret gösteren 4 bin civarında hukuk adamı, aralarında genel müdürlük daire başkanlığı yapmış devletin değişik kademelerinde görevli ülkenin motoru durumundaki yüz bini aşkın devlet görevlileri sırf iktidarın suçlarına ortak olmadığı için atılıyor.

Yani siyaseti rasyonelliğin önüne geçiren yöneticiler ülke değerlerini bir bir harcadığı için İslam ülkeleri asla başkalarına iyi örnek olamıyor. Erdoğan’ın yaptığı gibi yönetime geldiğinde her şeyin sahibi olduğunu zanneden iktidarlar genellikle kolaycılığa kaçıyor. Yeni şeyler üretme yerine mevcutları yıkarak kendi bilimsel değerlerden uzak saltanatlarını kurmayı tercih ediyorlar. Hiç yayını olmayan öğretim görevlileri üniversitelere rektör olarak atanıp üniversitelerde tüm birikimler yok ediliyor. Hiç tecrübesi olmayan partililer müdür genel müdür yapılıp devlet birimleri partinin çiftliği haline dönüştürülüyor. Bütün işe alımlarda parti ve ırkçılık öne çıktığı için objektif kriterler yok oluyor bu yüzden devlet kadroları liyakatsiz elemanlarla dolduruluyor.

Devletin üreterek yarışta öne geçmesini isteyecekleri yerde çalıp çırpma dâhil her türlü yolsuzluğu yaparak öne çıkarmaya çalıştıkları için iktidara geldiklerinde tüm devlet geleneğini yok ediyor, onun yerine hiçbir ölçütü olmayan keyfi yönetimleri tercih ederek toplumun devlete olan güvenini sarsıyorlar. Toplumun hayat standardını yükseltecekleri yerde sadece siyasi istikballerini yüceltmeye, gitmemek üzere iktidarda kalmaya öncelik verdikleri için ülkelere mutluluk getiremiyorlar. Devletin Tüm imkân ve fırsatlarını toplum yararına kullanacakları yerde partililer yararına kullanmayı seçtikleri için, gelir dağılımından sosyal haklara kadar her konuda toplum aleyhine partililer lehine değişim başlatıyorlar.

Bilgiye ve emeğe değer verecekleri yerde yandaşlığa değer veriyor, toplumun tüm kesimleriyle iş birliğine girecekleri yerde düşüncesine göre bazı toplum kesimlerini düşmanlar, vatan hainler, olarak görüp devletin kolluk kuvvetlerini onların üzerine salıyor, toplumsal birlik ve bütünlüğü bozmaya yöneliyorlar. Farklılıkları zenginlik olarak görecekleri yerde onları dışlayıp sistem dışına itecek yollar geliştiriyor ülkenin en değerli insan kaynağını yok ediyorlar. İlmi-iktisadi-içtimai konularda bilimsel metotlar yerine siyasi tercihlerini öne çıkarıyor., kalabalıkları istemedikleri şeyleri yapmaya zorluyorlar.  Ülkenin mali kaynaklarını tüm toplumun refahı için dağıtacakları yerde kendilerine sadık bir ihale mafyası ile bölüşüyor, yönetim gücünü kendilerine servet aktarmada kullanıyorlar. Ülke yönetiminde gelişmiş ülkelerin tecrübelerinden yararlanacakları yerde kendi bağnaz ölçü ve kriterlerini herkese dayatıyorlar.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ