İsmail S. Gülümser yazdı: Çileyi göze almayan büyük davaları taşıyamaz

'Davaları göğüsleyenlerin direnci onu yakından tanımaya göre de değişebiliyor, Efendimizi(SAV) yakından tanıyanlar, onun yoluna kendilerini vakfetmiş, dev hadiselere göğüs germişler. '
İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

ÇİLEYİ GÖZE ALMAYAN BÜYÜK DAVALARI TAŞIYAMAZ


Dava adamları ürettikleri eserler, ortaya koydukları fikir ve aksiyonları ile yaşadığı dönem ya da sonrasında toplumlarda önemli değişimlere sebep oluyorlar. Onların çoğu hayatta iken bulunduğu beldede pek anlaşılmamış, devrin muktedirleri kendi düzenlerine zarar verdiği düşüncesiyle bahaneler uydurup zulmetmişler.

 
Bugün bütün dünyanın eserleriyle büyülendiği İmam-ı Gazali o günlerde yeterince tanınmamış bazıları onun yorumlarını tenkit etmiş dinde bid’atçılıkla suçlamışlar. Devlerden biri İmam-ı Rabbani tanınmadığı için getirdiği harika yorumlar yüzünden hapsedilmiş. Hindistan’ı aşıp tüm dünyayı mesajlarıyla aydınlatan Muhammet İkbal kendi ülkesinde tanınmadığı için toplumda büyüklüğüne uygun bir tesir uyaramamış.  
 
Zulme uğrayanların başında peygamberler geliyor, insanlığı sıkıştığı bunalımdan kurtarmak için gönderilmiş peygamber mesajlarından rahatsız olanlar, kimini öldürmüş kimini testere ile kesmiş kimini beldesini terk etmek zorunda bırakmışlar. Hz Mesih yaşadığı dönemde toplum tarafından kabullenilmemiş, onu koruyacak yürekli biri çıkmamış, zulmü adalet sanan bir toplum hiç suçu olmadan çarmıha gerilmesini seyretmiş. O toplumdan ayrıldıktan çok sonra kıymeti takdir edilmiş, kalabalıklar onun yolundan gitmeye başlamış. Roma putperestliğinin etkisi altında mesajı değiştirilip deseni bozulduktan sonra getirdiği din resmen tanınmış.
 
Efendimiz(SAV) ilk yıllarda Ebu Talibin yetimi olarak görülüp anlattıklarına kulak tıkanarak yalnızlığa terk edildiği gibi dava sahipleri genellikle toplumdan tecrit edilmişler, en yakınlarında olan insanlar bile yakın körlüğü yaşamış, onların büyüklüğünü idrakte zorlanmışlar.
 
Dava adamlarının yaşadıkları toplumda kabullenilmemesinin birkaç sebebi var.

-Yakınlar özellikle akranlar arasında rekabet hissi oluyor, yeterli olgunluğa erişmemiş insanlar akranların faziletini kolay kabullenmiyor.
-İnsanlar içlerinden çıkmış birinin ortaya koyduğu görüşler çok parlak bile olsa karşı çıkıyor, büyüklük karşısında vefalı olamıyorlar.
-Farklı meslek ve meşrepler arasında kıskançlık daha çok oluyor bir diğer meslek ve meşrebe karşı hakperest davranamıyorlar.
-Aynı meslekte en olgun insanlar bile kendilerini geçen müritlerinin önünü tıkayabileceklerini düşünerek onları başka birine yönlendiriyor ya da açık yüreklilikle kendisinden alacakları bir şey kalmadığını ifade edip bağımsız faaliyet yapmasına izin vererek önünü açmakla yetiniyorlar.
 
Yakın tarihimizin en büyük dava adamlarından bir olan Bediüzzaman’a o günün kanaat önderi olan din adamları sahip çıksaydı ülkede tesiri çok daha fazla olurdu. Ancak yukarda sayılan nedenlerden dolayı sahipsiz bırakılıyor, yıllarca hapislerde süründürülmesine kendi cephesinden kimse ses çıkarmıyor. Havariler gibi hapsi göze alıp ona sahip çıkan birkaç talebesi dışında eserlerindeki kıymetli cevherlerin en ihtiyaç duyulduğu bir dönemde toplumla buluşması engelleniyor. Yarım asır geçmesine rağmen eserlerindeki değerli hazineler hala gerektiği ölçüde topluma aktarılamıyor.  
 
Tarih büyük insanlara yapılan vefasızlık örnekleriyle dolu, davalara akli mantıki deliller yerine duygusal hissi sebeplerle bağlananlar zor zamanda bu ilişkisini sürdüremiyor, bazen yarı yolda bırakıyor bazen ihanet ediyor. Davaları göğüsleyenlerin direnci onu yakından tanımaya göre de değişebiliyor, Efendimizi(SAV) yakından tanıyanlar, onun yoluna kendilerini vakfetmiş, dev hadiselere göğüs germişler.
 
Bir davaya bağlılık içi dolu sebeplere dayanıyorsa akli mantıki delillerle güçlendirilmişse devamlılık olur değilse irtibat kolay kesilir. Kitle psikolojisi ile hareket ederek katılanlar ortadaki eserleri didik didik edip mantık ve muhakemesini güçlendirir engin bir vicdanla her şeyi hazmederse güven ve bağlılık daha da artar. Allah’a bağlılık da öyle, eğer o âlemdeki tecellileriyle bilinip tanınırsa hissi bağlılık yerini mantıki düzeyde sağlam inanca dönüşülebilir, böyle inanmış birini basit şüphe ve tereddütlerle vazgeçirmek mümkün değildir.
 
Eserleriyle fikir ve aksiyonlarıyla toplumlar üzerinde derin izler bıraktığı halde layıkıyla bilinememiş büyük insanlar kimseden takdir beklentisi içine girmemiştir. Onlar yaşadıkları onca vefasızlığa rağmen kimseye gönül koymamış sadece kendi hizmetlerine yoğunlaşmıştır.
 
Son dönemde bir davaya inanmışlar için zulmün en şiddetli örneklerinden biri Türkiye’de yaşanıyor, Erdoğan yönetimi farklı bahaneler uydurup tutukladığı insanlara zulmedip hayatından bezdirerek inandığı değerlerden vazgeçmeye zorluyor. Zulmün dozajını sürekli artırarak onları ümitsizliğe sevk etmeye sahipsizlik duygusu aşılayıp en yakın arkadaşlarını şikâyet ederek kurtulabileceğine inandırmaya çalışıyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bazıları onun bu psikolojik savaş oyunlarına aldanıyor, çok güçlü olduğuna onunla asla mücadele edilemeyeceğine inanarak hayatını insanlığa adamış kişiler hakkında iftiralarla senaryoların parçası haline gelebiliyor.
 
Kendini toplum hizmetlerine adamış insanlardan bazıları zevkle hizmet ettiği dönemde davanın yanında yer alırken çile döneminde bunu sürdürmekte zorlanabiliyor kara propagandalardan etkilenip elini gevşetebiliyor. Tarih boyunca büyük davaların çileli olduğunu bilenler ise insanlık adına yaptıkları hayırlı hizmetlerin siyasal iktidarın parayla beslediği propaganda makineleriyle karalanması karşısında hiç ümidini kaybetmeden yoluna devam etmeyi tercih ediyor.
 
Fethullah Gülen Hocaefendi de hayatını insanlık hizmetine adamış düşünce ve aksiyonuyla yaşadığı dönemde etkisini hissettirmeyi başarmış dünyada önemli değişimlere yol açmış günümüzün nadir dava adamlarından biri, yukarıda örnekleri verildiği gibi o yaptığı faydalı işlerden dolayı eleştirilen ilk dava adamı değil. Günümüzün muktedirlerinin davasına gönül verenlere yaptığı zulme karşılık o çevresine şu tavsiyelerde bulunuyor:

-Hizmet deryalara doğru akarak genişleyecek ancak her mevsimin kendine göre görevleri var özellikle iki binli yılların başında  aşk ve şevk içinde her yere hizmet götürme mevsimiydi, 80 -98 sonrasında olduğu gibi bugünler de ise bela ve musibetlere katlanma mevsimi.
-Dev dava adamlarının anlaşılmadığı bir dünyada yıllardan beri güzel sonuç elde eden bizler son günlerdeki olaylara bakarak anlaşılmadığımızdan şikâyet edip vazgeçemeyiz.
-Herkesin sizi bildiği tanıdığı halde sırtını dönmesine karşı muhataplarımızı duyarsızlıkla suçlayamayız.
-Şeytanın takdir görmediğiniz vesvesesiyle kandırmasına fırsat verip elimizi gevşetemeyiz
-Bilgisizlikle yapılanları çarpıtanlara, engellemeye çalışanlara aldırmadan hizmetlerimizi sürdürmeliyiz.
-Propagandalar etkilenip şeytanca plan-projelerin tesiri altında bize sırtını dönenlere karşı küskünlük ve kırgınlığa düşmeden kendimizi yeniden anlatmanın yollarını aramalıyız.
-Vefasızlıklar karşısında kusuru başkasında arama yerine kendimize dönüp daha iyi temsil için çözümler geliştirmeliyiz.
 -İnandığımız değerleri bozmadan sulandırmadan renk değiştirmesine meydan vermeden gerçek şekli ile anlatmanın yollarını bulmalıyız.
-Kendimizi daha iyi bir üslupla nasıl daha doğru ifade edebiliriz, bunun çarelerini aramalıyız.
-Sonuç alınsın alınmasın istişareyle kararlaştırılmış her görevi küçük büyük demeden sürdürmeliyiz.
-Hadiselerin paletleri altında eziliyor olsak da sabırla karşılayıp bu dönemde yapmamız gerekenlere yoğunlaşmalı salih daire oluşturarak güçlüklerin üstesinden gelmeliyiz.
-Kıymetli bir definenin taşınması hizmetinde yardıma koşacak herkesin kendine yer bulabileceği girişe açık alanlar oluşturmalıyız.
-Yeterince temsil edemediğimiz için olumsuzluk yaşandığını düşünüp tavır ve davranışlarımızı yeniden gözden geçirerek daha olumlu örnekler sunmanın yollarını bulmalıyız.
-Her olayın perde arkasında ilahi tecellileri aramalı, ahseni takvime mazhar olduğumuzu iliklerimize kadar hissederek ümitsizlik girdaplarından sıyrılmalıyız.
-Yapılan faydalı hizmetler için uğradığımız her olumsuzluğa ve zulme ahiretteki ecrini düşünerek sabredip katlanmalı, bu durumdan çıkış için çareler geliştirmeliyiz.
- Allah’la münasebetini kesmiş dünyayı her şey görüp güç karşısında başı dönen, müminler hakkında ölüm fetvaları veren zalimlere kin nefret duymamalı gelecekteki özellikle ahiretteki hallerini düşünüp acımalıyız.
- Olaylar karşısında sarsılsak da geçici fani dünyaya aldanıp güçlerinin devamlı olduğunu sananlara takılmamalı, doğrulup aynı hızda hizmetlerimizi sürdürmeliyiz.
-İftiralarla sonuç almaya çalışan dini sevdirme özelliğini kaybetmişlerin kalıcı olamayacağını, gidicilerin bugünkü konumuna bakıp kaygılanmanın yersiz olduğunu unutmamalıyız.
-Bugüne kadar milyonlarca insana ümit aşılandığı gibi bundan sonra da vifak ve ittifakı koruyup ümit tohumları saçmak için musibet zamanlarında mümkün olduğunca tenkitten uzak durulmalıyız.

 
Bütün bu tavsiyelere baktığınızda, yaptığı hizmetler karşılığında takdir beklentisi içinde olmayan büyük dava adamları gibi o da kendisine inananları, yaşanan olumsuzluklara takılmadan dünyanın geleceğinin inşasında yer almaya yeni insanlık projeleri geliştirmeye davet ediyor.  



 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ