İsmail S. Gülümser'in yazısı: Sevgi ve şefkati yitiren toplumlar ayakta kalamaz

"Ülkede yayılmak istenen şeytani fitnelerin önlenmesinde şefkat hissinin kucaklayıcılığına muhtacız. Ülkenin geleceğini düşünen her kesimden insanın şefkatini ortaya koyma zamanı çoktan geldi geçiyor."

Yaşamın temel dinamiklerinden biri şefkattir. Varlık âlemini doğru okuyanlar onlar arasında şefkatin nasıl etkin bir dil olduğunu görecektir.

-Ağaçlar insanlara oksijen ve en halis gıda olan meyveyi üretmek için gün boyu çabar durur,
-Hayvanlar yavruları yanında insanların sütle imdadına yetişir,

-Önüne gelen saldıran canavarlar yavrularına korumak için ölümü göze alır,
-Aile yuvası şefkatle huzurlu hale gelir, lahuti duygular onunla güç kazanır, toplumsal doku birbiriyle kenetlenir. 
   
Eğer varlık aleminde bu yaklaşım terk edilseydi hiçbiri bir diğerine destek olmaz tabii gördüğümüz olayların bir çoğu gerçekleşmez, canlılar dünyasında kaos hakim olurdu.

Şefkat:

-İlahi mesajların toplumu kuşatmasında en tesirli iksirdir,
-Toplum gönlünde yer edinmiş büyüklerin kilitli kalp kapılarını açmada kullandığı anahtardır,
-Artan şiddet ve öfke ateşini söndürecek bir yangın söndürücü gibidir...

Geçmişte dağılmış toplumları birçok kez birleştirmiş olan şefkat hissine kargaşa süren iklimlerin çok ihtiyacı var.

Toplumları kötülüklerden uzak tutmanın yolu şefkat hissini yeniden ayağa kaldırmaktan geçiyor. Bu duygunun geliştiği toplumlarda:

-Sosyal ilişkiler artar,
-Yeni dayanışma ağları kurulur,
-Herkes birbirine daha fazla sevgi gösterir,
-İnsanlar birbirinin gönlünü kazanma yarışına girişir,
-Bencillikler giderek azalırken yerini birbirine faydalı olma zevki doldurur,
-Başkalarının acılarını göğüslenme, sevinçlerine ortak olma hissi artar, sevgiyle kucaklaşma başlar,
-Düşmanca duygular ancak böyle ortamlarda azalır, yıkmak üzere yola çıkanlar nedamet eder, başkalarını sevindirmenin lezzeti anlaşılır, 
-Kötülükten nemalananlar belki yaptıklarının farkına varıp vazgeçer.  

İnsanların içinden gelen iyilik etme duygusu sahip oldukları şefkatten dolayıdır, sevme ve sevilme gibi içimize genişlik kazandıran duyguların kökeni şefkat ve merhamettir.

Bu yüksek duyguya sahip olanlar öfke yerine tüm varlıklara merhamet hissiyle yaklaşır, herkese kucak açar, gerektiğinde sevdikleri için her türlü fedakârlığı yapmaya hazırdır. İnsanlığı yüceltecek duyguların en önemlilerinden bir şefkat olduğu için maneviyat adına rehberlik yapanların en belirgin özelliklerinden birdir.

Şefkatin zatında sembolleştiği İslam Peygamberi (SAV) bu dili kullanarak düşmanlık kapılarını sonuna kadar kapatmıştır. Kötülük ve nefretin cehennem azabına sebep olduğu, iyiliğin ise cennetle sonuçlandığını anlatırken,
“Hatalarla dolu bir kadının susuz köpeğe gösterdiği şefkatle cennete girdiğini, hayatı ibadetle geçen birinin ise kediyi açlıkla ölüme terk ettiği için cehenneme layık hale geldiğini” söylemiş, böylece şefkat ve merhametle muamelenin ne kadar hayati olduğuna vurgu yapmıştır.

Dünya özellikle İslam coğrafyasındaki toplumlar geçmiştekilerle kıyaslanmayacak ölçüde tehlikelerle dolu bir dönemden geçiyor. Eğer halka sözü geçen insanlar sorumluluklarını fark edip zaman kaybetmeden ellerini taşın altına koymazlarsa bulundukları toplumları büyük kargaşalar bekliyor.  

-Düşünce terbiyesinden geçmemiş,
-Kötü duyguların etkisinden kendini koruyacak donanımda olmayan insanlar toplumların önüne geçince zaaflarının esareti altında kirli ilişkilere girip hayal kırıklığı yaşatıyor.

İyilik adına hiçbir şey üretmedikleri gibi işledikleri kusurları kapatmak adalet önünde hesaptan kurtulmak için toplumlarını yem olarak kullanıyor. Onları ayrıştırıp birbirine düşürerek, kin ve düşmanlıkla kalabalıkları etraflarında tutmaya çalışıyor, gayrı ahlaki saltanatlarını sürdürme yolları arıyorlar.

Medeni milletler yıllarca birbiriyle savaşmış aralarında büyük husumetler olan farklı toplumları birleştirecek yollar bulurken, en büyük sermayeleri toplum kesimleri arasına nefret duyguları aşılamak olan bu kişilerin senaryolarından etkilenenler intikam hislerinin esiri oluyor. Tüm ahlaki değerleri unutup, başkası dediği en yakınındaki insanlara karşı yok etme ortadan kaldırma planlarının parçası haline geliyorlar.

Hayatını sadece tepkisel davranışlara göre düzenlemiş bu gruptakiler muhakeme yeteneğini kaybediyor.

-Olaylara insani çizgide yaklaşamıyor, tutarlılığını koruyamıyor,
-Öfkesinin tesirinden kurtulamıyor, sevgi hissini tamamen unutuyor,
-Her gün bir başkasına haksızlık hukuksuzluk yapmayı bir marifet olarak görüyor,
-Üstesinden gelemediği her işte şiddete başvurmak için bahaneler arıyor,
-Güven duygusunu yıkıp kin ve nefreti körükleyerek yol almaya çalışıyorlar.

Böyleleri muhataplarına kötülük yapmayı bir görev olarak görüyor, bütün benliklerini zarar verme duygusu kuşatıyor, etraflarını istiklal mücadelesine iter gibi ateşin içine atıyorlar.

Öfke hissi insanlarda gerektiğinde hayatı korumak için verilmiştir ancak yerinde kullanılmayan bu his insanı esaret altına almaktadır. Hayatında şefkate yer olmayanlar karanlık dünyasında bu hissi baskılanmış ve tüm yaşamı öfkeden ibaret hale gelmiştir.

Toplum mühendislerinin büyüsüne kendini kaptıranlar:

-Küçük görüş farklılıkları bahane edilip muhataplarını hıyanetle suçluyor,
-Suçlamakla kalmıyor onları ezilip yok edilmesi gereken varlıklar olarak görüyor,
-Her türlü vahşet projesinin parçası haline gelip, toplum huzuruna zarar veriyor,
-Cinnet geçirenler gibi etrafını yakıp yıkarak hedefine ulaşmaya çalışıyor, dünyada herkesin lanet edeceği birisine dönüşürken arkasında yüz binlerce mazlumun ahını bırakıyorlar.

Gücü eline geçirdikten sonra egosuna yenik düşüp düşmanlıkla kalabalıkları etrafında toplamaya çalışanlarla baş etmek zor, onlar her devirde farklı bir coğrafyada ortaya çıkıyor ve toplumlarını uçuruma sürüklüyorlar. Onların egemen olduğu yerlerde iyilik duygu ve düşüncesi ortadan kayboluyor, olayları sağlıklı değerlendirebilenlerin etkili olacağı tüm kapılar kapanıyor. Bulundukları ortamı fitne ateşi sararken, en güçlü dimağların bile bunu önleyecek gücü kalmıyor.

Hâlbuki her gün ayrı bir öfke ile oturup kalkanların dünyaya sunduğu hiçbir olumlu katkı olmamıştır, sinesini şefkatle herkese açanlar ise etraflarında sevgi haleleri oluşturmuştur.

-Özal’ın şefkati 80 öncesinde birbirine düşman olmuş 4 eğilimi bir araya getirdi,
-Diyalog toplantılarının şefkat iklimi en aykırı insanları birbiriyle buluşturdu.

Şimdi birbirinden ayrılmış toplum kesimlerini yeniden bir araya getirecek yeni bir şefkat eline ihtiyaç duyuluyor.

Ülkede yayılmak istenen şeytani fitnelerin önlenmesinde şefkat hissinin kucaklayıcılığına muhtacız, onun sıcaklığını gösterip toplumu yeniden insanlık çizgisinde bir araya getirmek için, ülkenin geleceğini düşünen her kesimden insanın şefkatini ortaya koyma zamanı çoktan geldi geçiyor.

Son günlerde muhalif siyasi parti liderleri hamaset ve düşmanlıkla iktidarda kalmaya çalışanların oyununu bozacak bir hareket başlattılar. Bu doğru hamlenin toplumun kılcallarına kadar yayılması için kanaat önderlerinin desteği gerekiyor. Bugüne kadar zulmü gördüğü halde gücü yetmeyeceğini düşünerek adım atmaktan kaçınan AKP'lilerden başlayarak, insaflı cemaat-dernek-vakıflar ve sağduyu sahibi tüm toplum kesimlerinin ellerini taşın altına koyup kötülüğe dur demesi ülkenin geleceği açısından çok önemli.

Vicdani çizgisini koruyanlar hiç olmazsa bir ümit kapısının aralandığı bu aşamada kör ve sağırlar gurubundan kurtulmayı hedeflemeli karşılık beklemeden;

-Mağdur ve mazlumların yanında yer alma,
-Sevgi ve merhamete muhtaç herkese el uzatma,
-Hayattan ümidini kesmiş yalnız ve garipleri hatırlama,
-Onlara bir anne şefkati ile yaklaşma,

İlahi ahlak olan bu duygunun sıcaklığını topluma hissettirmek için harekete geçmeli ki her gün ayrı bir zulüm planları yapanlar arkalarında kimse kalmadığını görebilsin, yapmayı düşündükleri yeni kötülüklerden vazgeçsin.
Çünkü şefkate muhtaç olanlara yapılacak her yaklaşım;

-Zalimlerin cesaretini kıracak,
-Saygı duygusunu kaybetmişlerden bazılarına belki yeniden insan olduğunu hatırlatacak, çizgiden çıkmışlar toplumsal dinamiklerden çekinip kenara çekilecektir.

İsmail S Gülümser / Aktif Haber

*Fethullah Gülen'in “Sukutun Çığlıkları” kitabındaki yazısından faydalanılmıştır.


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ