İsmail S. Gülümser, 'Sorumluluktan kaçtığı ya da korktuğu için zulmü görmezden gelenler'i yazdı

"Yanlışı gördükleri halde duyarsız kalanlar, engellemek için çaba harcamayanların işlenen zulümlere maruz kalması kaçınılmaz bir son olacaktır."

SORUMLULUKTAN KAÇTIĞI YA DA KORKTUĞU İÇİN ZULMÜ GÖRMEZDEN GELENLER

Batı, geçmişte yaşanmış acı tecrübelerden ders çıkarmış ve insan onurunu zedeleyen davranışlara geri dönülmesini önlemek için her türlü tedbiri almış. Yöneticilerin insan haklarını çiğnemesine izin vermedikleri gibi, vatandaşlarına gördükleri en küçük bir olumsuzluk karşısında gerekli tepkiyi gösterecek, engellemek için cesaretle harekete geçmelerini sağlayacak alışkanlar kazandırmışlar.


Bu gerekçeyle;

-Medeni hukuk sistemlerinin en öncelikli meselesi kişisel hakların güvence altına alınmasıdır.
-Aynı şekilde semavi dinlerde bireyin hukukunun korunmasını kutsal bir görev olarak kabul eder.
-İslam dini mensuplarına hakkı olmayana saldıranlara karşı (kendinin-başkasının) haklarını korumak için duruma uygun aynı ölçütte tepki verme sorumluğu yüklemiştir.   

Bunun yapılmadığı yerde kötülüğün yaygınlaşacağı, bir süre sonra herkese zarar vereceği anlatılmaktadır.

Müslümanların değerler sistemi, toplumda olumlu faaliyetlerin gelişmesi, kötülüklerin ve kişisel haklara saldırıların önlenmesi amacıyla onlara;

-Gördüğü bir yanlışı düzeltme,
-Faydasına inandığı güzelliklerin yayılması için çabalama gibi iki temel görev vermiştir.

Dinin bu yaklaşımına rağmen bazen dindar yöneticilere atfedilen kutsiyet, onların kontrol dışına çıkıp zulüm işlemesine zemin hazırlıyor. İdarecilerin inançlı olmasına güvenenler işlenen cinayetlerin arkasında haklılık gerekçesi aradığı zaman baskı kendilerine ulaşıncaya kadar yeni bir diktatörlüğün kurulduğunu göremiyor.

Hak ve özgürlüklerin yok edildiği 3. dünya ülkeleri; demokrasinin nimetlerinden yararlanan ülkelerden hızla uzaklaşırken, sorumluluğunun farkında olmayan toplumlar despotik idarelerin yönetiminde adım adım dünyadan kopuyor.

Türkiye’de 10 yıla yakın bir süreden beri dindarlık iddiası olan bir iktidarın muhataplarına yaptığı zulüm ve işkence devam ediyor.

-Masum insanlar hakkında tutuklama gerekçesi oluşturmak için ölümlü senaryolar planlanıyor,
-İnsanlar kaçırılıyor aylarca işkence merkezlerinde vücut bütünlüğüne zarar veriliyor, kaybediliyor,
-Hapishane şartları sağlığı bozacak, tedaviyi engelleyip ölüme yol açacak şekilde ağırlaştırılıyor,
-Güç sarhoşu iktidarın zulüm makineleri suç üretmek için şiddet ve baskı ile iftira metinleri imzalatıyor,
-Bankaya para yatırma, sohbete katılma, yasal kurumlarda çalışma, yardım yapma gibi insani faaliyetleri ya da mensubiyetleri yüzünden kişilerin mülkleri gasp ediliyor, hürriyetleri dâhil en temel insan hakları ellerinden alınıyor,
-Hayatında hiç suça bulaşmamış insanlar birer cani gibi gösterilip toplum önünde şeytanlaştırılıyor.

Kendilerinin şantaj, cinayet, yolsuzluk, uyuşturucu ticareti, ülke kaynaklarını gasp eme, silah kaçakçılığı gibi üstü kapatıldıkça her yerden adeta fışkıran yüzlerce suçları göstermelik mahkemelerde aklanıyor. Ülkenin yüksek ahlaki değerlerle donatılmış yüz binlerce kalifiye insanına ise hiç suçu olmadığı halde; yaşlı, hasta, yeni doğum yapmış, bebekli demeden düzmece senaryolarla ilişkilendirilip hapsediliyor.

Bütün bu kötülükler yapılırken toplumda sözü sazı dinlenen sağ-sol-dindar topluluk liderleri;

-Kimisi gücü eline geçirenlerin hışmından korktuğu,
-Bir bölümü rakiplerinin başkası eliyle saf dışı edilmesinden hayvani bir haz duyduğu,
-Kimi yanlış da olsa muhafazakârların toplandığı birlikteliği koruma dürtüsüyle hareket ettiği,
-Bazıları dinin hayata hâkim olacağı umuduyla geçici dönem kabullenmek zorunda hissettiği,
-Bir kısmı da başkaları zarar görse bile dağıtılan ganimetlerden yararlanmayı sürdürdüğü için en küçük bir tepki vermiyor.

Tüm ahlak disiplinlerinin ve hukuk kurallarının rafa kaldırılmasını, dünyanın vicdanının sızlatan insanlık dışı vahşetlere seyirci kalınmasının, hatta bunları mazur gösterip meşrulaştıracak eylemlere girişilerek suça ortak olmasının arkasında bu vb sağlıklı düşünme yetisini kaybetmiş bozuk psikolojik ruh haleti yatıyor.

Yaşanan zulümleri görmezden gelip kendine zarar dokunmadıkça çevresindeki haksızlıklara kulak tıkayanlar;

-İnsanların hapiste ölmesi,
-Ülkedeki zulümden kaçarken boğulması,
-İmkânlarının ve işinin elinden alınıp açlıkla imtihan edilmesi gibi acılar içinde kıvranması karşısında harekete geçip önleme gereği duymuyor, kötülüğün toplumu kuşatmasına seyirci kalıyor.

Din bağlılarından önce hukuk dışı işlere muhatap olmamak için gerekli önlemi almalarını istemekte, karşılaştıklarında ise engel olmak için her yolu deneme sorumluluğu yüklemektedir.

Hiçbir dinde çalmayı, başkasına zulmetmeyi, küfür ve hakaretlerle kişisel haklara saldırmayı mazur gösterecek bir hüküm bulunmaz. Aksine İslam dini hak ihlalini lanetlemekte,  zalimlere meyleden\ onlara sempati ile yaklaşanları yakıcı ateşle uyarmaktadır.

Dini değerlere göre;

-Genel ahlak kurallarına uymayan,
-Kişisel hak ve hukuka tecavüz ederek toplum ahengini bozanlar fesat şebekeleri olarak isimlendirilmiş, bunun dini değerleri yok etmeye hizmet edeceği belirtilmiş, Müminlere bütün bu kötülüklerin önlenmesi için ıslah hareketi başlatılması sorumluluğu yüklenmiştir.

İslam’ın ta ilk dönemlerinde haksızlıkları engellemek için bugünün insan hakları örgütlerinin temeli sayılacak çok önemli teşkilatlar kurulmuştur. Başkasına karşı haksızlık yapmak veya yapanlara arka çıkmak yasaklandığı gibi inanlardan bütün bu yanlışlar karşısında onurlu bir duruş sergileyip önlemeleri istenmektedir.

Toplum dokusunu korumasının öneminden dolayı dinde bu konu imanın şartları arasına girmiş inananlardan;

-Zulme uğradıklarında yardımlaşıp zalime karşı birlik olmaları ve haklarını almak için mücadele etmeleri,
-Temel insan haklarının korunması için sağduyulu tepkilerle önleme gibi kutsal bir görevi yerine getirmeleri,
-Haksızlıklar karşısında susma anlamına gelen çirkin davranışlardan uzak durmaları,
-Gördüğü kötülükleri eliyle-diliyle-tavırlarıyla düzeltmeye çalışmaları istenmiş, bunu yapmayanların dinin kendilerine yüklediği sorumluluktan kaçmış olacakları belirtilmiştir.

İnancına bağlı bir Müslüman haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmayı kabullenemez. Güç sahiplerinden korkup kenara çekilmeyi düşünme inandığı değerlerle çelişir. Kimsenin ona bir sorumluluk vermesini beklemeden yaşanan haksızlığı engellemek için elinden gelen gayreti gösterir.  

Herhangi birinin;

-Vücut bütünlüğüne zarar veren,
-Hukuksuz bir şekilde mallarını üzerlerine geçirmekten çekinmeyen,
-Şeytanlaştırıp şerefin,e ırzına, namusuna tecavüz etmeyi sıradan hale getirenlerin işledikleri her türlü zulmü engellemesi gerekirken seyretmekler yetinenlerin acz içindeki durumunu bütün insanlık üzülerek izlemekte, sorumluluktan kaçmalarının bedelini masum insanlar ödemektedir.

Değerlere inanların ayrımcılık baskı ve işkenceler karşısında sesini kısması tehdit ve saldırıları görmezden gelmesi suç işleyenlerin cesaretini artırmaktadır.

İyilikleri yaymak için gerekli çabanın gösterilmediği yerlerde zamanla kötülükler önlenemez hale gelmektedir.

-Çevresindeki ahlak dışı davranışları düzeltmek için çalışmayanların,
-Zulüm ve haksızlıklara mani olacak adımları atmayanların,
-Zalimin cürümlerine engel olmak için çaba harcamayanların,
-Mazlumun hakkını güçlüden almak yönünde gayreti olmayanların,
-Çıkar beklentisi veya korkaklık sebebiyle cinayetlerde susmayı tercih edenlerin, umursamaz tavrı levm edilmekte, sorumluluk alıp etraflarındaki yanlışlara engel olmamaları halinde toplumun içten çürüyeceği haber verilmektedir.

Yanlışı gördükleri halde duyarsız kalanlar, engellemek için çaba harcamayanların işlenen zulümlere maruz kalması kaçınılmaz bir son olacaktır.

*Yüksel Çayıroğlu’nun insan hakları konulu yazılarından faydalanılmıştır.   

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ