Hem Ömer hem Faruk hem de başsavcı!

2 yıl çile ve zulüm altında kanserle mücadele ettikten sonra 7 Mayıs'ta vefat eden 8 yaşındaki Ahmet'in ölümünün ardından ''Tr724'' yazarı Bülent Korucu, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Ömer Faruk Yurdagül'ün adaletten uzak tutumunu yazdı.
Ahmet Burhan Ataç bir cinayete kurban gitti. Taksir ya da görevi ihmalle filan hafifletilecek gibi de değil doğrudan, taammüden öldürüldü. Zaten geç ve annesiz gönderildiği tedaviyi yarıda kesip dönmesi; ikinci defa annesiyle gitmeye çalışırken havaalanında kapıdan çevrilmesi; morale en çok ihtiyaç duyduğu anlarda yalvarmasına rağmen babası ile birlikte olamaması… hepsi göz önünde yaşandı ve cinayetin delilleri olarak kayıtlara geçti. 

Herkes gördü; çocuğunu öldürecek babaların salındığını, güldürecek babaların tutulduğunu. Hepimiz tanığız; gözyaşlı bir annenin kurumlar arasında pinpon topuna çevrildiğine, hastalık son evresine gelene kadar oyalandığına…Vicdanı olanlar şahitlik yapacak sekiz yaşında bir çocuğun son arzusunu bile yerine getirmeyişinize… Oysa idam mahkumlarından bile esirgenmezdi bu.
Adana Cumhuriyet Başsavcısı Ömer Faruk Yurdagül, twitter adresini ‘koruma’ya alırken yazılı bir açıklamayla racon kesti. Dönemin bürokratı olmanın bütün özelliklerini gösteren açıklama yine tehditlerle dolu. ‘Yasal işlemler, yasal yetkiler, yasaların yüklediği görevleri yapan yargı mensupları…’ bıdı bıdı bıdı… yasalarınız, yetkileriniz görevleriniz başınızda paralansın! 


Çocuk öldü çocuk ve siz onu ölmeden öldürdünüz; diri diri gömdünüz. Bütün umutlarını, mutluluk gerekçelerini, tedavi olma azmini elinden aldınız. Binbir ricayla iki ay önce beş saatliğine izin verdiğinizde babasının öpücüğü ile yüzüne yansıyan mutluluğa iyi bakın. O mutluluğu son günlerinde yaşamasına müsade etmediniz. Bırakın onu, vedalaşmasını bile engellediniz.

Başsavcı, “konunun insani boyutu titizlikle gözetilmiş, yasal yetkiler bu doğrultuda kullanılmıştır.” diyor. İnsanlıktan anladıkları bu kadar demek ki. Düşünsenize bir de insani boyutu titizlikle gözetmeseler ne olurdu!

“yasaların kendilerine yüklediği görevleri yapan yargı mensupları ve kurumlarının haksız şekilde saldırıya maruz kalması hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.” cümlesi de bir pişkinlik ifadesi. Kanunları nasıl yorumladığınızı biliyoruz. Mesela eşini bıçaklamış adamı kısa bir tutukluluktan sonra tahliye ediyorsunuz. İlk işi 9 yaşındaki kızını hortumla döve döve öldürmek oluyor. O bizim değil mahkemenin kararı demeyin sakın; sadece renginiz farklı. Anne Zekiye Ataç, hiç olmazsa Yargıtay süreci bitene kadar babanın çocuğuyla birlikte olmasını talep etmişti. Hani şu arkasına saklandığınız yasalar varya onlara göre hüküm kesinleşene kadar baba masum ve tutukluluk bir tedbir. Yani en azından bunu yapabilirdiniz. Ama tabii insanlık da bir yere kadar!

Başsavcının raconu, sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili soruşturma başlatıldığını haber vererek bitiyor. Sesini ancak sosyal medya üzerinden duyurabilen anne Zekiye Ataç’ı da bu gerekçeyle gözaltına aldırmıştınız. Oradan tanıyoruz, marifetlerinizi süreç boyunca sergilemiştiniz.

Keşke sosyal medya hesabınızı korumaya almayıp kendinizi aynı silahla savunabilseydiniz. Silahların eşitliği sadece kanun kitaplarında kalmasaydı. Ve keşke Ahmet’in tedavi hakkını, ebeveyninin gözetiminden yararlanma hakkını korusaydınız, bugün hesabı korumaya ihtiyaç duymasaydınız; bu acziyeti yaşamasaydınız. Bir de keşke adınız Saldıray filan olsaydı, Ömer Faruk çok iğreti durmuş.

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ