Analiz / İsmail S. Gülümser
15 Temmuz yakın tarihinin en karanlık olaylardan biridir. Bu yolla adım adım rejim değişikliği gerçekleşirken halkın tüm itiraz yolları tıkanmıştır.
Başarılı diye ödüllendirilen Hakan Fidan, sağ kolu gibi olan iki daire başkanını PKK’ya kaptırdı ve geri alamadı. Yıllardır elinde tuttuğu görevlileri, jest amacıyla teslim etmesiyle ortaya çıkan gerçekler hepimizin kanını dondurdu. Erkam Tufan Aytav ve Âdem Yavuz Aslan’ın aktardığına göre PKK, iki MİT görevlisini konuşturup kaydını almış. İçlerindeki MİT ajanlarının ismini öğrenmiş ve sonra da infaz etmişler.
15 Temmuz’un karanlık yüzü aydınlanıyor
Kayıtlarda, 15 Temmuz’la ilgili olarak bize anlatılan yalanları ortaya çıkaran çok çarpıcı bilgiler varmış. Henüz tamamı kamuoyuna açıklanmasa da sadece bir kısım gazeteciye toplumu yönlendirmek amacıyla servis edilenler bile resmi hikâyeyi kökten sarsmaya yetiyor.
Meğer 15 Temmuz günü MİT’e giden bir askerden (Osman Karaca) konunun öğrenildiği ve darbeye karşı önlem alındığı bilgisi tamamen yalanmış. Çünkü aynı şahıs bundan 6 ay önce elinde bir CD ile gitmiş ve sözde “Akar’ın darbe planını” kameralar önünde tüm detaylarıyla anlatmış. Hulusi Akar’ın darbe yapacağı söylentisini kasıtlı olarak kendilerinin yaydığı, toplumu bu girişime önceden hazırladıkları ortaya çıkıyor.
MİT adına çalışan bu görevlinin, ordudaki konumuyla böyle bir plana ulaşma imkânın olmadığı, bunun tamamen kamuoyu oluşturmak için yapıldığı anlaşılıyor. Üstelik darbe bilgisini MİT’e götüren ilk görevli de o değilmiş, Mehmet Esat Özormancık’ın da benzer bir ihbarı yaptığı ve fısıltı gazetesiyle yaydığı belirtiliyor.
28 Şubatçı generalleri en güçlü oldukları dönemde bile içeri tıkmaktan çekinmeyen Erdoğan’ın, aylar önce darbe ihbarını aldığı halde Akar’a en küçük bir müdahalede bulunmaması karşılıklı danışıklı döğüşün kanıtı olarak görülüyor. Olaylar baştan sona kadar, Erdoğan’la sürekli iletişim halinde olan Fidan’ın koordinasyonu ve Akar’ın çok sinsice yürüttüğü yanıltma faaliyeti doğrultusunda ilerliyor.
Gece boyunca süren darbe görüşmeleri
Kamuoyuna yansıyan kalkışma görüntülerinin hepsinin mizanseni onlar tarafından hazırlanmış. Bir gece öncesine kadar sürekli MİT’le temas halinde olan Abidin Ünal, köprüye götürülecek askeri öğrencileri bizzat koordine etmiş. Aynı gece Akar, vaktinin büyük bölümünü MİT’te geçirmiş ve Fidan’la olayların son detaylarını görüşmüş.
Duyup geldiği söylenen partili kalabalık saatler önce olay görüntülerinin verildiği bölgelere, Fidan koordinesiyle yığılmış ve kalkışma halkın sokağa çıkmasıyla etkisiz kaldığı bastırıldığı kanaati yayılmış. Halkın öfkesini gösterip korku salması için boğaz kesme özellikle kurgulanıp basına servis edilmiş.
Erol Olçok ve oğlu, “Erdoğan’ın en yakınındaki basın danışmanı bile öldürüldü” demek için köprüye gönderilmiş ve Fidan tarafından yerleştirilen keskin nişancı tarafından vurulmuş. Binali Yıldırım da benzer şekilde köprüye yönlendirilmiş, senaryoya gerçek süsü vermek için başbakanı da harcamayı planlamışlar. Siyasilere saldırdılar, başbakanı da öldürdüler deme girişimlerini, şoförün öngörüsü boşa çıkarmış.
Siyasiler yönelik hiçbir eylem olmayan senaryonun inandırıcı olması için Sönmezateş ve ekibinin, Erdoğan’ı Marmaris’ten almaya gittiği yönündeki bant kaydı basına servis edilmiş. Yazlığından alıp getirmek üzere görevlendirildiler görüntüsü oluşturduktan sonra Çiğli’de bekletmiş, Erdoğan’a ulaşmasını engellemişler.
Planlı ölümler, kontrollü kargaşa
Generallerin ölümüyle gerçek darbe görüntüsü oluşturma çabaları mahkeme kayıtlarına girmiş. Genelkurmay karargahındaki ölümleri, Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı koordine etmiş. Semih Terzi’yi ısrarla güneydoğudaki görevinden çağırıp, karargâh girişinde öldürülmesini o istemiş. Emri uygulayan askeri, alnından öpüp kafasına kurşun sıkarak kendisi öldürmüş. Eğer Aksakallının, Akın Öztürk dahil generallerin öldürülmesi için verdiği emre uyulsaydı yaklaşık 50 komutan hayatını kaybedecekti.
Askeri uçakların kalkışma görüntüsü vermesi için havalanması, savaş gemilerinin harekete geçmesi ilgili kuvvet komutanlarının talimatıyla yapılmış. Hiç havalanmamış uçakların pilotları darbeden sorumlu tutulurken, kuyruk numarası gizlenen uçaklar, gürültü çıkarıp bazı yerleri bombalamış gibi gösterilmiş. Mahkeme kayıtlarına göre 30 binden fazla insanın ölümü planlamış, ancak bombalama talimatına uymayan görevlilerin basireti sayesinde büyük bir katliam önlenmiş
15 Temmuz gerçekleri
15 Temmuz Platformu, 251 şehidi tek tek araştırmış, bunların bir bölümünün normal yolla yaşamını yitirdiği halde listeye eklendiğini belirlemiş. Emrinde yüzbinlerce asker ve çok güçlü savaş araçları olan komutanlar olaya hiç karışmadıkları halde darbeyle suçlanırken planlayanlar terfi ettirilmiş. Her faaliyetini için ayrıntılı harekât planı yapan ordu mensuplarından hiç planı olmayan bir olayı üstlenmesi istenmiş.
Gece yapılması gereken bir girişim daha fazla sivil kaybın olması için kasıtlı olarak akşam saatine çekilmiş. İçerden perdeleri yakılarak bahçesine çukur açılarak meclis bombalandı görüntüsü verilmiş. Erdoğan’ın yazlıkta kimse ona ulaşamazken, MİT Hande Fırat’la görüşme ayarlamış ve “hiçbir şeyden haber yokmuş” gibi bir görüntü verilmiş. Akar 30 Ağustos’ta yapılması gereken YAŞ toplantısını olaydan bir gün öncesine 14 Temmuz’a çekip yapılacak darbe görüşmelerine bahane hazırlamış. Komutanlar, Mehmet Şanver’in düğününde görüntü verirken arkadan emrindekilere telefonla talimat yağdırmış.
Başsız bir darbe senaryosu, Erdoğan’ın Suriye bataklığına girmesine engel olan Akın Öztürk’ün üzerine yıkılmak istenmiş. Abidin Ünal ve Akar onu ısrarla karargâha çağırıp kameralara görüntü vermesini sağlamışlar. Öztürk’ü öldürüp olayın bütün sorumluluğunu ona yıkmayı planlamışlar. Bu olmayınca işkence ile ona suç kabul ettirmeye çalışmışlar. Paşa işkence görüntülerine rağmen direndiği için başsız darbeyle ve bölük pörçük darbe hikayeleriyle yetinmek zorunda kalmışlar.
Darbe soruşturmalarında bütün bu gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için 5 binden fazla yargıcı ilk KHK ile atmışlar. Yönetimi gasp ettikten sonra çıkardıkları KHK’larla toplumun geleceğiyle istedikleri gibi oynamış aşamalı olarak ülke tapusunu üzerlerine geçirmişler.
Darbeyi planlayanlar ödüllendirilirken, mazlumlar darbeyle suçlanıyor
Olay, bayrak değiştirip yabancı gemi saldırısı gibi göstererek Osmanlı’yı savaşa sokan ve bir imparatorluğunun çöküşüne zemin hazırlayan İttihatçıların yaptıklarına benzetiliyor. Suçun masumlara atıldığı bir senaryoyla yönetimi tamamen ele geçiriyor, yüzbinlerin mağduriyeti üzerinden ülke yağmalanıyor.
Yargılananlara ve yargıdan kaçırılanlara baktığınızda darbeyi kimin planladığını daha net anlaşılıyor. Darbe yapacağı söylentisi yayılarak toplumu bir kalkışmaya hazırlama misyonu üstlenmiş Hulusi Akar, Meclis Araştırma komisyonu dahil hiçbir yerde ifade vermiyor o ısrarla yargıdan kaçırılıyor.
Ölümlü olayları bizzat koordine eden Hakan Fidan, Abidin Ünal, Zekai Aksakalı, Salih Zeki Çolak, Cihat Yaycı ve benzeri isimler, mahkeme kayıtlarına geçmiş cinayetlere rağmen sorgulanamıyor.
Komuta kademesi, Erdoğan’ın darbesine verdikleri destekten dolayı ödüllendirilirken, emri alan ancak tek bir canlının bile zarar görmesine izin vermediği için toplu katliamı önleyenler, 251 şehidin ölümünden sorumlu tutulup yargılanıyor. Adam öldürenler, keskin nişancı kullananlar, operasyonu yönetenler saklanırken, kermes yapan ev hanımları dahil yüzbinlerce masum ölümlerin sorumlusu gibi gösteriliyor.
Olaydan sonra hiçbir şey normale dönmedi, toplumun varlıkları yağmalanırken, dayanışma gruplarının tüm itiraz yolu kapandı.























