"Eğitim sistemi çökerken başarılı eğitimcilere zulüm, işkence ve soykırım sürüyor"

"Bütün veriler iktidarın eğitimde hiçbir olumlu gelişme yapamadığını onların tüm gayretlerinin eğitim sistemini siyasi tercihlerine göre değiştirmek olduğunu gösteriyor."




İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Önümüzdeki günlerde Öğretmenler Günü kutlanacak her zaman olduğu gibi yetkililer çıkıp eğitime ve öğretmene ne kadar önem verdikleri hakkında nutuklar atacak, yaptıkları şeyleri sıralayıp Türkiye’ye çağ atlattıklarını iddia edecekler. Ancak eğitimde gerçekten faydalı bir şeyler yapmış olsalardı bunun sonuçlarının sisteme yansıması gerekirdi hâlbuki ülkemiz eğitimin her kademesinde oldukça başarısız görünüyor.

Tüm sorumluluğun bu iktidara ait olduğu özellikle son 5-6 yıllık dönemdeki yerel ölçümler ve uluslararası karşılaştırmalara baktığınızda ülke eğitimde sos veriyor. 2018 yılında yayınlanan MEB istatistiklerine göre Türkiye zorunlu eğitim çağında olan yaklaşık 1,7 milyon öğrenciyi eğitime dâhil edemiyor. Buna beyin gelişimi açısından çok önemli olan okul öncesini de eklerseniz sayı 4 milyonu buluyor. Yani 20 milyonluk çağ nüfusunun yaklaşık %20 sinin en temel eğitime erişimi sağlanamıyor. Okul öncesinde eğitime dâhil edilemeyen oranı %64 bu OECD ortalamasının iki katına denk. OECD raporunda Türkiye zorunlu eğitim çağındaki öğrencileri eğitime dâhil edemeyen 3. grup en geri ülkeler arasında sayılıyor. Zorunlu eğitime rağmen devamsızlık ve okul terklerinde %32 ile AB ortalamasından 3 kat daha kötü Bulgaristan’ın bile altında. Türkiye’de vatandaşların 3 milyona yakını hiç okuma yazma bilmiyor, ilkokul dâhil hiçbir okul bitirmemişlerin sayısı 14 milyon, ilkokuldan sonra okumamışların sayısı 12,5 milyonu geçiyor.   

UNİCEF'in 2017 yılı raporuna göre Türkiye çocukların yaşamı için gerekli sağlık şartlarını sağlamada 41 ülke arasında 37’inci, eğitim kalitesinde son ise sırada yer alıyor, gıda güvencesinden yoksun çocukların oranı bakımından sondan ikinci sırada. Dünya ortalaması %12,7 iken ülkemiz %33,4 ile ortalamadan 2,5 kat daha kötü, son dönemde krizlerle boğuşan Yunanistan, dibimizdeki Kıbrıs’tan bile iki kat daha kötü durumda. Bebek ölüm ve hastalıkları oranları bakımından ülkelerin karşılaştırılmasında, sıralamaya katılan ülkelerde bebek ölüm ortalaması 2,8 iken, Türkiye’de bebek ölümleri ortalamanın 2 katından fazla 7,3. Meksika ve Türkiye, Bulgaristan ve Şili gibi ülkelerin de altında en kötü iki ülke durumda.

Temel öğrenme yeterlilikleri olarak bilinen okuma, matematik ve fen yeterliliklerinde 15 yaş grubundaki çocukların durumu açısından Türkiye ortalamanın 32 puan altında son sırada yer alıyor. Ülkelerin ortalaması 68.6 iken Türkiye 40,7 ile ortalamanın 28 puan gerisinde kalarak sonuncu ülke konumunda.  15-19 yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda olmayan gençlerin oranı bakımından yapılan karşılaştırmada Türkiye son sırada yer alıyor. Rapora göre Türkiye gençlerin istihdama girişinde en problemli ülkelerden biri olarak gösterilmiş, gelir dağılımı adaletsizliğinde de Türkiye son sıralarda yer almış.

BM İnsani gelişmişlik endeksinde Türkiye, 61. Sıradaki Meksika’nın bile çok altında 90. sıradadır.   PİSA ve TİMMS gibi uluslararası sınavlarda Türkiye 49 ülke arasından 35. sıra ile Hırvatistan’ın bile altındadır.  Kitaba ve okumaya ilgi çok düşük, ABD de bir kişiye 12, Türkiye’de 14 kişiye 1 kitap düşmekte. Okuma alışkanlığı kazandırılamadığı için kitap ihtiyaç listesinin 222. sırasında olduğu belirlenmiş.

OECD nin öğretmene verilen maaşlar için yaptığı karşılaştırmalarda Türkiye Şili ve Meksika’nın bile altında son sırada yer alıyor. OECD de öğretmenler ayda ortalama 3.500 dolar kazanırken Türkiye’de bir öğretmenin aylık kazancı bunun 4 te birinden az yılına göre 600-1000 dolar civarında seyrediyor.  Yılda öğrenci başına yapılan eğitim harcamasında 3,3 bin dolar ile Türkiye OECD ülkeleri ortalaması olan 9 bin doların yaklaşık üçte biri kadar harcama ile Şili ve Meksika’nın bile altında son sırada yer alıyor.

Toplumun gözünü boyamak için her yere içerikten yoksun üniversiteler açtı ve istihdam planı yapmadan iş bulma imkânı olmayan bölümlere öğrenci doldurdular. Buna rağmen işte ya da okulda olması gereken 20-24 yaş grubundaki gençlerin %36 sının ne yaptıklarını kimse takip etmiyor. Yöneticilerin hayata ümitle başlaması gereken bu gençler hakkında kendilerini sorumlu hissetmedikleri ortada.

Bütün veriler iktidarın eğitimde hiçbir olumlu gelişme yapamadığını onların tüm gayretlerinin eğitim sistemini siyasi tercihlerine göre değiştirmek olduğunu gösteriyor. Eğitimin gelişmesi adına bir kaygı taşımadıkları gibi muhalif gördükleri eğitimcilere yapılan zulüm ve insan hakkı ihlalleri AST ve Kırık tebeşir gibi insan hakkı savunucusu derneklerin sunduğu raporlarla BM gündemine giriyor. Bu raporlarda yer alanlara baktığınızda ülkede yaşanan hukuksuzluk insan hakkı ihlali zulüm ve işkenceyi çok daha net görüyorsunuz. Cemaatin eğitimde bir hedefi vardı onlar aynı hedefe yönelmiş insanların kendi aralarında kurdukları sıkı dayanışma ağları ile serbest rekabet ortamında eğitimde başarılı olabileceklerini gösterdi iyi örnekler sergilediler. İktidarın eğitimde bir tek hedefi var hiç gayret etmeden rekabet ortamını yok ederek eğitim sistemini zorla şiddetle siyasi tercihlerine göre değiştirmek.

REKABET EDEMEDİKLERİNİ KAPATIYOR EĞİTİMİ SİYASİ TERCİHLERİNE GÖRE DÜZENLİYORLAR

İktidar partisi eğitimde olumlu hiçbir adım atmadığı gibi siyasi geleceği açısından kedine hizmet etmediğini düşündüğü başarılı eğitim kurumlarını bir bir kapatıp yerine halkın taleplerini dikkate almadan devletin tüm kaynaklarını siyasi geleceği açısından yararlı gördüğü bir okul türüne aktarıyor. Adeta eğitim sistemini bu okul grubuna göre yeniden düzenliyor. Halkın başarılı bulduğu beğenerek öğrenci gönderdiği, 230 bin öğrencili 868 süper lise, 96 bin öğrencili 299 Anadolu öğretmen lisesi, 756 bin öğrencili 937 akademik lise, 1,5 milyon öğrencili 2 binden fazla Anadolu lisesi gibi farklı isimler altındaki devlet okulları sinsi bir planla aşamalı olarak kapatıldı.  Devlet okullarını kapatırken kullandıkları argümanların sahte gerekçeler olduğunu ilgililer biliyor ama onlar yönetim yetkilerini kullanarak her birine bir bahaneyle kapattı ve tepkileri engellediler.

Devlet okullarından sonra sıra halkın başarılı bulduğu cemaate ait kurumlara geliyor, cemaat kurumlarını devlet okullarında yaptıkları gibi yasal düzenlemelerle ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu amaçla 1,5 milyon civarında öğrencinin eğitim gördüğü 3.500 civarı dershaneyi kapatmak için kanun çıkarıyorlar. Kanun o günlerde hala objektif karar verme cesareti gösterebilen Anayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliyor. Ama onlar buna rağmen özel teşebbüs olan dershaneleri istemedikleri bir alanda faaliyete zorluyorlar. Kurumların önemli bir bölümünü kapatırken cemaatle irtibatlı eğitim kurumlarının kapatma işini kendi senaryoları olduğu giderek netlik kazanan darbe sonrasına bırakıyorlar.

Darbeden sonra çıkarılan OHAL'e dayalı KHK larla başarısını hem ülke hem de dünya çapında kanıtlamış cemaatle bağlantılı olduğunu tespit ettikleri 361 dershane, 1.065 özel okul ve 848 öğrenci yurdunu toplamda 2.300 civarındaki kurumu delilsiz darbeye karışmakla suçlayıp kapatıyorlar. Bununla kalmıyor kurumlara ait bina arsa vb tüm maddi varlıklara aynı düzenlemeyle el koyuyorlar.

Cemaate ait kurumları gasp etmede kullanılan argümanlar düzmece hiçbirinin hukuk sistemi içinde karşılığı yok. Ancak iktidar partisi darbeden sonra ilan ettiği OHAL döneminde yetkisi olmadığı halde cemaat kurumlarının hukuk güvenliğini yok ederek kapatıyor. OHAL şartlarında bile dokunulamayacak haklardan olan özel mülkiyet hakkını kaldırarak suç işliyor.     

Bu düzenlemeler sırasında ülke yasaları ve bağlı olduğumuz uluslararası anlaşmalara aykırı birçok temel hak ve hürriyetleri gasp ediyorlar.

-Yöneticiler TV lere çıkıp halkı hizmet hareketiyle bağlantılı kurumlara saldırmaya ve soykırıma teşvik ediyorlar.

-Parti merkezinde örgütledikleri kalabalık gruplarla eğitim kurumlarına saldırıyor, binaları tahrip ediyorlar.

-Herhangi bir mahkeme kararı olmadan asla dokunulmayacak olan özel mülkiyet hakkını gasp ediyorlar.

-Bir kurumun kapatılması gerektirecek hiçbir eylem göstermeden yasalara aykırı KHK larla özel işletmeleri kapatıyor mal varlıklarına el koyuyorlar.

-Cemaatle irtibatlı kurum sahiplerini ne zaman, hangi gerekçeyle ve hangi yasal dayanakla fişlediklerini açıklayamıyorlar.

-Bu kurumların sahipleri hakkında hukuk güvenliğini ortadan kaldırıyor ve kanunla hak aramalarını engelliyorlar.

Bütün bu yasadışı eylemlerle suçlu ilan ettikleri kurumlar ve kurucuları için yaşama, mülkiyet, serbest ticaret yapma, hukuk güvenliği gibi OHAL şatlarında dahi ortadan kaldırılması mümkün olmayan insan haklarını yok ederek devleti bir suç örgütü gibi çalıştırıyor ve zulmediyorlar.

Eğitime yaptığı gönüllü destekler yüzünden illerin önde gelen sevilen eğitim işletmecilerini terörist olmakla suçlayıp, diğer kişisel varlıklarına da el koyuyor, komünizmden kalma yöntemlerle ailelerin tüm mal varlıklarına çöküyorlar.

ÇALIŞANLAR HAKKINDA ZULUM VE İŞKENCE

Kapatılan kurumlarda çalışan 19 bini öğretmen yaklaşık 22 bin kişinin çalışma izinlerini iptal ederken bunların başka bir kurumda çalışmasını engelleyerek ülke anayasası ve uluslararası anlaşmalara aykırı çok sayıda insan hakkını yok ediyorlar. Kişilerin çalışma izinleri iptal ve başka kurumda çalışmasını yasaklama gibi insanlık dışı bir cezada kullandıkları tek gerekçe kişilerin kapatılan kurumlarda çalışmış olması.

OHAL ile hukuk nizamı tümüyle terk edebileceklerini iddia ediyor ve hiçbir durumda yok edilemeyecek en temel haklardan birçoğunu ortadan kaldırıyorlar. Ülkenin bağlı olduğu yasalar kişilere verilecek cezaların usullerini belirlemişken hiçbir hukuki karşılığı olmayan bir yöntemle on binlerce insanın yaşama hakkını elinden alıyor, yaptıkları hukuk dışı işlemi OHAL ile aldıkları yetkiye dayandırıyorlar.

Bu dönemde ortadan kaldırdıkları haklar:

-Hukuk devleti ilkesini ihlal edip üst norm olan Anayasa ve meri diğer kanunlara aykırı olarak çıkardıkları düzenlemelerle kanuni dayanağı olmayan yeni normlar geliştiriyor, yasalar karşısında suç olmayan eylemleri suçmuş gibi gösteriyorlar. Kişileri görevden almayla ilgili prosedürü işletmeden bir genelge ile binlerce insanın işini elinden alıyorlar.

-Hukuk güvenliğini yok ediyor, herhangi bir suç unsuru olmadan kişilerin devlete güvenerek girdiği özel işletmeden onu attıkları gibi başka yerde çalışmasına da engel koyuyorlar. İdarenin iş ve işlemlerinde hukuki dayanak aramadan keyfi muamele edebileceği hukuksuz bir ortam hazırlıyorlar.

-Kişilerin çalışma hürriyetini engelliyorlar. Çalıştığı kurumdan dolayı başka kurumlara girişini yasaklayarak bireylerin Anayasayla güvence altına alınmış çalışma hürriyetlerini tamamen yok ediyorlar. Eğitimcilere ve ailelerine sırf çalıştığı kurumdan dolayı suç isnat ediyor, açlığa mahkûm ederek soykırım uyguluyorlar.

-Cezaların şahsiliği ilkesini yok ediyorlar. Yönetici öğretmen personel dâhil eğitimcileri kişisel kusurları olmasa bile çalıştıkları kurumdan dolayı cezalandırıyor, çalışma izinlerini iptal ederek yıllarca emekle elde ettikleri birikimlerini kullanma haklarını ellerinde alıyor, anayasadaki cezalar şahsiliği ilkesini ortadan kaldırıyorlar.

-Masumiyet karinesini yok ediyorlar. Mahkeme kararıyla suçluluğu sabit olmadan bir genelge ile kişilerin masumiyetini ortadan kaldırarak çalıştığı kurumdan dolayı silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlayıp ceza veriyorlar.

-Mahkeme kararı olmadan suçlu ilan ettikleri kurumlardaki veriler yasadışı yöntemlerle alınıyor, emniyette kişiler hakkında hiçbir suç unsuru gösterme gereği duymadan çalıştığı kurumdan dolayı fişleniyor, poliste olmaması gereken veriler polise aktarılarak kişilerin suçlanması için kullanılıyor. Anayasadaki ve uluslararası anlaşmalardaki kişisel verilerin korunması ilkesi ortadan kaldırılarak yapılan yasadışı fişlemelerle tutuklama listeleri hazırlanıyor.

-Özel hayatın gizliliği ilkesi ihlal edilerek, hiçbir somut delil ve mahkeme kararı olmadan binlerce kişinin banka kayıtları alınıp kişiler KHK ile terör örgütü üyesi ilan edilip isimleri resmî gazetede teşhir edilerek kendileri ve ailelerini toplumdan dışlıyor ve insanlık suçu işliyorlar.

-Ayrımcılık yasağı ihlal ediliyor. Her birey ancak mahkeme kararıyla suçlu ilan edilebilecekken, kurum çalışanları hiçbir dayanağı olmayan bir genelge ile suçlu ilan edilerek kişiler devlet tarafından damgalanıp ayrımcılığa tabi tutuluyor, işten atıldıkları gibi başka kurumda çalışması da yasalara aykırı genelgeyle engelleniyor. Emniyet mensupları ve adli makamlar KHK ile suçlu ilan edilmişlere ayrımcılık yapmakta beis görmüyor hatta özendiriliyor.

-Haksız tutuklamalar özendiriliyor. Kişiler sadece kapatılan bir kurumda çalıştıkları için mahkeme edilmeden somut bir suç delili gösterme gereği duymadan örgüt üyesi ilan edilerek haksız gözaltı ve tutuklamalar yapılıyor. Kişiler banka hesabı, öğrenci okuttuğu okul, çalıştığı kurum, üye olduğu dernek ya da sendika, abone olduğu gazete ve dergi gibi yasal eylemleriyle suçlanıp tutuklanıyor.

-İşkence yasağı ihlal ediliyor, yetkililer devletin haber ajansında işkence görüntülerinin yayınlanmasında beis görmüyor.  Şeker hastası bir öğretmen gözaltında işkence görüyor krize girmesine rağmen ilaçları verilmiyor işkenceyle hayatını kaybediyor, Antalya’da bir öğretmenin şişe sokularak bağırsakları parçalanıyor.  Devlet 10'dan fazla vatandaşı kaçırıyor, işkence ile itiraf metinleri imzalatılıyor. İşkence yapanlar hakkında koruyucu düzenleme yapılarak adeta işkence özendiriliyor. İşkence yapan emniyet mensupları hakkında yargı ceza vermekten korkuyor, onları korumak zorunda kalıyor. Devletin zulmünden kaçan öğretmenler dâhil birçok meslek erbabı başka ülkelere sığınıyor, beyin göçü hızlanıyor, iptidai yöntemlerle çıkış yaparken ülkenin en donanımlı kadroları çocuklarıyla birlikte denizde Meriç’te boğuluyor.

-Yargı bağımsızlığını kaybediyor, siyasi iktidarın tercihlerine göre karar veren bir yargı sistemi devreye giriyor. Çalışma izni iptal edilen binlerce öğretmen hak aramak için yargıya başvuruyor, ancak AYM ve diğer üst mahkemeler dâhil kapatılan kurumlarda çalışanlar hakkında hukuk normlarına göre karar veremiyor. Delilsiz KHK ile suçlanıp cezalandırılanlardan partililere yakın olanlar bir şekilde kurtarılırken diğerleri hakkında hâkimler hukuka göre karar vermekten korkuyor, bir kısmı vicdanı sızlayarak bile olsa sana ceza vermek zorundayım diyor. Yasal eylemleriyle kişiler hakkında 6-15 yıl arasında değişen cezalar veriliyor.

-Özel eğitim kurumlarında çalışanlar suçlandığı gibi devlet okullarında görev yapanlarda cemaate ait bankaya para yatırdığı, sendika ya da derneğe üye olduğu, cemaat okullarına öğrenci gönderdiği, gazeteye abone olduğu için yasadışı yöntemler kullanılarak fişlenmiş ve kamudan ihraç edilmiştir.

-Özel öğretimden yaklaşık 20 bin öğretmen, devletten 33 bin öğretmen işten atılmış 8 bin civarındaki akademik kadro ile birlikte ülkenin en özverili eğitimcilerinin aralarında olduğu 60 binden fazla kadro hiçbir suçlama olmadan sistemden çıkarılmış, çalışma özgürlüğü yok edilmiştir.

-Kesinleşmiş yargı kararı olmadan milli eğitimde açılmış hiçbir soruşturma dayanak gösterilmeden, yasadışı yollarla yapılan fişlemeler sonucu eğitimciler hakkında ihraç ya da çalışma izni iptali işlemi hukuki dayanaktan yoksundur. Üstelik kamudan ihraç edilen ya da fişlenen öğretmen listelerinin hangi mahkeme kararına dayanarak ne zaman ne amaçla hazırlandığını kimse açıklayamamaktadır.

- Devlet memurluğundan çıkarılma için teftiş raporuyla meslekten çıkarılma cezası verilmesi, çalışma izni iptali için iptali gerektirecek bir eylemin ortaya konması gerekmektedir. Hâlbuki 60 binden fazla eğitimci ve akademisyenin meslekten çıkarılması için yapılmış hiçbir soruşturma yoktur. KHK ile yapılan ihraçlar tamamen yasadışı yollarla elde edilen fişleme listelerine dayanmaktadır ve hukuksuzdur.

-KHK ile ihraç işlemlerinde yargı yolunun kapatılması, Anayasa mahkemesine başvuran 20 bin KHK lının başvurusunun reddedilmesi, Yargıtay’ın KHK ile işi elinden alınanların dava açamayacağına karar vermesi, mahkemelerin ülkeyi yönetenlerden korkup bu davalarda hep olumsuz karar vermesi ülkenin yargıda geldiği durumu göstermektedir. Anayasaya aykırı olarak verilen kararlarla yargıda on binlerce eğitimcinin hak arama yolu kapatılmıştır.   

-Yetkililer kapatılan kurumlarda çalışmayı terör örgütü üyeliği olarak dikte etmiş ve adalet sistemi de buna ayak uydurarak kişilere yasal eylemlerinden dolayı 6-15 yıl arasında değişen cezalar vermiş, işlerini ellerinden alarak aileleriyle birlikte açlığa mahkûm etmiştir.

-Kapatılan kurumlarda çalışmış olmak gibi yasal eylemleriyle fişlenip terör örgütü üyeliği ile suçlanan eğitimcilerin kimi gözaltına alınmış, kimi tutuklanmış, kiminin banka hesabına el konulmuş kimi ise haksız uygulamalara bazıları da işkenceye maruz kalmıştır.

-İktidar partisi eğitim kurumları ve çalışanları açısından hukuk güvenliğini tamamen ortadan kaldırmış anayaysa aykırı KHK ya da genelgelerle olmayan yeni kurallar ihdas etmiş sonradan çıkardığı kuralları geriye doğru işleterek kişileri yasal eylemiyle suçlu ilan etmiştir.

ÖĞRENCİ VE VELİLER YASAL EYLEMLERİYLE CEZALANDIRILIYOR

Anayasayla garanti altına alınmış olan öğrencilerin eğitim hakkı velilerin çocuklarını dilediği gibi yetiştirme hakkı ellerinden alınıyor, çocuklar okudukları veliler çocuklarını gönderdikleri okullar yüzünden fişlenip yasal hakları olan bir eylem onları suçlamada kullanılıyor.  Anne babalar anayasadaki çocuklarını kendi hayat felsefelerine göre yetiştirme hakkını kullandıkları için suçlu ilan ediliyor.

667 sayılı KHK nın 2 maddesi ile yasal izinle faaliyet yapan okullar kapatılırken;

-Buradan hizmet alan yaklaşık 138 bin öğrenci ve velisine eğitim dönemi başında devlet eliyle belirsizlik yaşatılıyor,

-İradeleri dışında devlet okullarına kayda zorlanarak hukukun üstünlüğü ilkesi yok ediliyor, öğrencilerin gittikleri yerlerde devlet eliyle suçlanıp dışlanmasına zemin hazırlanıyor,

-Herhangi bir yargı kararı ve suç unsuru olmadan kişilerin çocuklarını dilediği yerde eğitme hakkı ellerinden alınıyor,

-Hiçbir suç unsuru gösterme gereği duymadan velilerden bazıları geçmişte çocuklarını okuttukları okul gibi yasal bir eylemden dolayı suçlanıyor,

-Veliler ve öğrenciler açısından hukukun üstünlüğü ilkesi yok edilerek delil gösterme gereği duymadan okulları kapatılıyor, onlar mağdur edecek şekilde yasal eylemlerinden dolayı terörle suçlanıp cezalar veriliyor,

-Kesinleşmiş yargı kararı olmadan kişiler kamu otoriteleri ve yargı önünde suçlu ilan ediliyor. Bazı veliler çocuk okuttuğu okuldan, bazı öğrenciler okuduğu okuldan dolayı haksızlıklara psikolojik baskılara maruz kalıyor, çocuklar okuduğu okuldan dolayı kendini değersiz hissetmesi, suçluluk ve utanç duyması isteniyor,

-Çocukları için bile masumiyet karinesi yok sayılıyor, anne babası bu kurumlarda çalışanların çocukları adeta okul ve arkadaş çevrelerinde terörist muamelesi görüyor.  Okullarda eğitim dışında suçu olmayanlar hakkında terör örgütü broşürleri dağıtılarak kapatılan okullardan gelen öğrenciler yeni okullarında baskı altına alınıyor,

-Özellikle ebeveynleri kamudan ihraç edilen örgün eğitim içinde yer alan çocukların sorunlarıyla ilgilenmekten rehberlik servisleri bile kaçınıyor, erken yaşta çocuklara dışlanmışlık hissi yaşatılarak psikolojik tahribat artırılıyor,

-Kanuni dayanaktan yoksun suçlamalar yüzünden ihraç edilip dışlanan tutuklanan ailelerin öğretmenlerin çocuklarına devlet eliyle travma yaşatmak için adeta tüm eğitim sistemi seferber ediliyor.  Her gün eğitimde bu çocukların ruhsal ve fiziksel bütünlüğüne zarar verecek, sağlıklı gelişme ve yaşama hakkını kısıtlayacak olay yaşanıyor,

-Yargı kararı olmadan darbe suçu cemaatin üzerine atılıp ölümlerden sorumlu tutularak basında her gün karalama kampanyaları düzenleniyor, cemaat mensupları terör örgütü gibi gösterilerek şeytanlaştırılıyor ve toplumdan dışlanıyor,

-Ülkenin en başarılı eğitim kurumları hiçbir delil olmadan terör yuvası gibi gösteriliyor.  Düzmece senaryolarla hayatlarında hiç suça bulaşmamış çalışanları her gün TV kanallarında cani birer canavar gibi sunuluyor,

-Öğretmenlikten ihraç edilmiş ya da tutuklanmış olanların çocuklarına karşı adeta cüzamlı birer hasta gibi eğitimciler uzak duruyor, rehberlik servisleri destek sunmaktan korkarak on binlerce çocuk psikolojik bunalıma itiliyor, iktidarın ülkeyi ele geçirme hırsı yüzünden hiç sorumluluğu olmayan çocuklar cezalandırılıyor,

-Anayasaya aykırı olarak kamudan ihraç edilenlerin çocuklarına ayrımcılık yapılıyor, bazıları okullarda öğretmenler tarafından hakarete uğruyor, kapatılan okulların özellikle kapatılan üniversitelerin mezunlarına diploma verecek merci bulunamıyor, yeni aktarıldıkları üniversiteler diploma vermekten kaçınıyor ve gençler ayrımcılığa tabi tutuluyor. KHK ile kapatılan Melikşah üniversitesinin 11 öğrencisi dışındakilerin gerekçe göstermeden mezuniyetlerinin engellenmesi buna en güzel örnek,

-Özel okulların banka hesaplarına ve mal varlıkları el konulurken onların kapatılmadan önce öğrenciden aldıkları ücretler gasp edilmiş velilere ücretler geri iade edilmemiştir. Okulların tüm gelirlerine el konulmuş ama borçlarına hiç sahip çıkılmamış kurucuların yaşadıkları mağduriyetten dolayı ödeyemedikler vergi ve diğer borçlarını tahsil için devlet birimleri harekete geçirilmiştir. Kurumların varlıkları devlete olan borçlarına sayılırken öğrenci velilerine ödenecekler ihmal edilmiştir,

-İktidarın göndermeyin bu okullara çocuklarınızı talimatına uymayan veliler suçlu sayılmış onların hem ödedikleri ücretlere el konulmuş hem de okullardan alınan listelerle öğrenciler ve veliler fişlenmiş birçoğu hakkında dava dosyası oluşturulmuştur,

-Okullardaki öğrenci listeleri ve Bank Asya mudi listeleri üzerinden fişlemeler yapılmış, öğrenci velileri okul kaydı ve Bank Asya’ya yatırdığı okul ücretinden dolayı örgüt üyeliğiyle suçlanmıştır. Devlet memurlarından bir bölümü çocuğunu okuttuğu özel okuldan ve okul ücretini yatırdığı bankadan dolayı terör örgütü üyesi sayılmış ve memuriyetten ihraç edilerek kimisi tutuklanmıştır,

-Sonradan çıkardıkları anayasaya aykırı düzenlemeler geriye doğru işletilerek öğrenci ve veliler işlendiğinde yasal olan eylemlerinden dolayı suçlanmış kanuni dayanağı olmayan suçlar ihdas edilerek masumiyet karinesi ihlal edilmiştir. Kişiler delilsiz suçlandıktan sonra suçsuzluğunu ispat etmeye zorlanmıştır.

ZULÜMDEN KAÇANLAR

Hukuk devletinin ortadan kalktığı başvurduğu tüm hukuk mercilerinin iktidarın talimatı doğrultusunda karar verdiği bir dönemde yaptığı yasal eylemleriyle suçlu ilan edilen binlerce cemaat mensubu zulümden kurtulmak için saklanıyor ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor. Her gün ülkedeki boğucu atmosferden kaçanlarla ilgili acı ve ızdırap dolu haberler alıyoruz, son günlerde tr724 gibi internet haber sitelerinde Türkiye’deki zulümden kaçanların yaşadıklarını anlatan yazılar yayınlanıyor. Bu hafta 26 yıllık bir öğretmen olan Hanife hanımın anlattıkları yaşanan zulmün boyutlarını daha net ortaya koyuyor. 30 yıllık öğretmen olan eşi emekli olduğu halde eski çalıştığı kurumdan dolayı darbeden bir ay sonra terör örgütü üyesi ilan edilmiş ve tutuklanmış, ardından bu yasal eyleminden dolayı suçlanıp 10 yıl ceza almış.  Hanım evin tüm yükünü ve üniversitede okuyan iki çocuğunun masraflarını biri 140 kilometre mesafede olan iki farklı okulda derse girerek karşılamaya çalışmış.  Hapishanedeki eşine dışarıdan destek olmuş, bu arada üzüntü ve stresten kansere yakalanmış, 6 saatlik bir ameliyatla tümör alınmış. Şimdi eşlerden biri dışarıda bir yandan ölüm kalım bir yandan çocuklarının geçimi mücadelesini verirken diğeri işlemediği suçlarla hapishanenin karanlık duvarları arasında ömür tüketmeye mahkûm edilmiş.   

Birkaç gün önce zulümden kaçmak için bindikleri iptidai teknenin batması sonucu hayatını kaybeden ülkenin en donanımlı insanlarının ve küçük çocukların ölüm haberleri basına yansıdı.   15 Temmuz sonrası işten çıkarılan sonra hapsedilen ardından mesleğini icra etmesi engellenerek açlığa mahkûm edilen yaşadığı zulmü Emin Çölaşan’ın yazdığı hâkime Fatma Işık’ın bir 40 günlük olan iki çocuğu birden boğulurken kendisi yaşam savaşı veriyor olması yürekleri parçaladı.  İktidar bir zaman bebek katili diyerek suçladıklarının yolunda ilerliyor, kaç tane bebek bu kaçışlar sırasında boğuldu kaç tanesi annesiyle birlikte sağlıksız hapishane şartlarında büyüyor. Bir yazar haklı olarak bunların ölmesine yol açan ortamı hazırlayanları bebek katili olarak yorumlamış, insanlar bu olaylardan o kadar etkileniyor ki birçok yerde hâkime hanımın çocukları ve diğer ölenler için gıyabi cenaze namazı kılındı.

Fatma hanım tahliyeden sonra kendisi gibi ihraç edilmiş hâkim eşiyle birlikte iş bulamamış avukatlık yapmaları engellenmiş ve her yerden dışlanmışlar, çaresiz eşinin memleketi Siirt’e gitmiş mantar yetiştirerek geçimlerini sağlamaya çalışmışlar. Onda da başarılı olamayınca 7,5 yıl cezaları onay aşamasında iken ülkede yaşama şanslarının kalmadığını düşünerek kaçmaya karar vermişler. Onlar gibi hayatlarında hiçbir kirli işe bulaşmamış pırıl pırıl insanların bir kısmı tüm konumunu terk edip hayata sıfırdan başlamayı göze alarak yurt dışına çıkarken bir kısmı da kaçış yollarında hayatını kaybediyor, inancımıza göre hayatını idame uğruna ölen şehittir, onlar arasına hâkime hanımın küçücük çocukları da katılıyor.

Bediüzzaman menfaat üzerine dönen siyaset canavardır diyor, siyasilerin sırf iktidarda kalmak için canavarlaştığını onun veciz ifadeleriyle öğrendik ancak dindar görünen siyasilerin canavarlıkta ne kadar ileri gidebileceklerini yaşayarak görüyoruz. İktidar partisinin zulmü kundaktaki bebeklere kadar ulaşırken azıcık vicdanı olanların bile Erdoğan’ın hışmından korkup sessizliğe gömülmesi insanlığını hatırlamaktan vazgeçmesi anlaşılır gibi değil.

Hele etik ilkelere bağlılığı ile bilinen ve siyasal İslam geleneğinden gelmeyen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un hükümet üyesi olarak yaşanan zulme sessiz kalması, eğitimde çok yakın tanıdığı insanlara yapılan zulüm karşısında en küçük bir itiraz etmemesine sebep olan psikolojiyi insan anlamakta zorlanıyor.  Onun da mensubiyet duygusuyla yapılan zulme sessiz kalan partilere gibi davranması, perde arkasında birçok sahtekârlığın döndüğünü bilmesine rağmen sıradan vatandaşları kandırmak için medya aracılığı ile yürütülen düzmece senaryolara inanıyor gibi bir görüntü çizmesi, Erdoğan ve yakınındaki menfaat şebekelerinin ülkeyi ele geçirmek için yaptıkları hile ve düzenbazlıklara sessiz kalıp onların insanlıktan çıkmış projelerinin parçası olmasını izah edemiyoruz.

Dünya yaptığı suçlardan kurtulmak için cemaati bitirme paranoyasına kendini kaptırmış dürüstlüğü ve topluma faydalı olma gayretleri ile bilinen insanlara zulmeden bir suç şebekesi karşısında ülke içinde yükselecek bir sesi arıyor. Devlet ya da partinin yetkili konumlarında olup bugüne kadar hiç kötülük göremediği çocuklarını güvenerek teslim ettiği masum insanların gördüğü zulümler karşısında vicdanen rahatsız olan çok sayıda partili var. Parti liderlerinin hışmından korkarak insanlık dışı zulümler ses çıkaramayanların ölü toprağını üzerinden atıp itiraz sesini yükselteceği bir kez bile olsa insanlıklarını ve hayatın dünyadan ibaret olmadığını hatırlayıp yaşanan insanlık dramları karşısında doğru bir duruş sergileyeceği günü cemaat mensuplarından çok medeni dünya dört gözle bekliyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ