"Depremle saklanan kirli çamaşırları ortaya saçıldı"

"Kamudaki yolsuzluk oranıyla depremde yaşanan kayıplara bakıldığında yolsuzluğun yoğun olduğu ülkede can kaybı % 3,5'lara çıkarken yolsuzluklardan arınmış ülkelerde binde bir bile ölüm olmuyor."



İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Elazığ’da 24 Ocak 2020 tarihinde yaşanan 6,8 büyüklüğündeki depremde şehir merkezindeki 3 bina ağır hasar gördü Sivrice ilçesi Çevrimtaş köyünde tüm binalar yıkıldı. Elazığ ve Malatya’da toplamda 90 a yakın binanın yıkıldığı, 1.300 binada ağır hasar olduğu, bin civarında binanın da kısmi hasar gördüğü belirtildi, 10 civarı binanın riskli olduğu yıkılmasına karar verildi.    

Elazığ’da 35 Malatya’da 4 olmak üzere 41 kişi hayatını kaybetti 1.600 den fazla vatandaş yaralandı. Arama kurtarama çalışmaları sırasında 45 kişi enkaz altından çıkarıldı. Bölge çok aktif bir deprem bölgesi kırılmak üzere enerji yüklü fay hattının olduğu söylenmişti. CHP liler bu fay hattıyla ilgili tedbirleri konuşmak üzere önerge vermiş ancak AKP liler tarafından konu kapatılmıştı. CHP ölen ve yaralananlarda tedbirin alınmasını engelleyen İktidar partisinin sorumluluk yükü taşıdığını ifade ediyor.

Deprem gibi umumi afetler sorumluluk bilincine sahip yöneticilerin bulunduğu dönemde toplumun birbiriyle kenetlenmesine vesile olur, ancak iktidar partisi her konuda olduğu gibi depremi rant elde etme aracına dönüştürmeye çalışınca kıyamet koptu. Konuyla ilgili ne kadar kirli çamaşır varsa ortaya döküldü. Ele geçirdikleri basınla ülkede kurmaya çalıştıkları sanal dünyalarında çatlaklar oluştu ve açılan gediklerden toplum vicdanını yaralayan üstü örtülmüş yasadışı eylemlerinin ucu açığa çıktı.

Ölümlerin yaşandığı deprem gibi büyük afetlerde bile insanlıklarını yitirdiler, gidemedikleri çevre köylere HDP li belediyelerin gönderdiği insani yardımları engelledi, yardımlarda Alevi Sünni ayrımı yaptı yöre halkının yardımlaşma duygusunu ve birbirine güvenini yıktı yerine kin ve nefret tohumları ektiler. Deprem üzerinden Elazığ Kürt mü? Türk mü? Kavgası başlattı, insanların devlete olan güvenini sarstılar. Suriyeliler Gazintep’teki akrabalarını bile çağırıp yardımları paylaştıkları halde kendi vatandaşlarının eşit yararlanmasına engeller koydular. Halk deprem yardımlarının adaletli dağıtılmadığı kuşkusuna sahip oldu, yoğun sansüre rağmen TV lerde 1 battaniye için 3 gün bekleyenler görüldü.

DEPREM DEĞİL YOLSUZLUK ÖLDÜRÜYOR

Dünya çapında 300 civarı deprem olayı üzerinde çalışma sonucu ortaya çıkan bir araştırmaya göre deprem ölümleriyle ülkedeki yolsuzluklar arasında ciddi ilişkiler bulunmuş. Kamudaki yolsuzluk oranıyla depremde yaşanan kayıplara bakıldığında yolsuzluğun yoğun olduğu ülkede can kaybı % 3,5 lara çıkarken yolsuzluklardan arınmış ülkelerde binde bir bile ölüm olmuyor. Yolsuzlukla mücadele edenler zamanında gerekli önlemleri aldıkları için onun zararlarından çok daha az etkileniyorlar.

Marmara depreminde 17 bin ölüm 28 bin yaralanma olmuş 285 bin ev 42 bin iş yeri hasar görmüş 600 bin kişi evsiz kalmıştı, hasarın bu kadar büyük olmasının sebeplerinden birinin o dönem deki yolsuzluklarla yasal sınırları dikkate almadan yapılan binalar olduğu ortaya çıktı. Yıkılan binalarda kullanılan betonun kalitesi, demir oranı, zemin analizleri,   kolon ve kiriş yetersizliği tespit edilmiş ve aynı şeylerin tekrar yaşanmaması için bir seri kanuni düzenleme yapılmıştı.

İnşaat ruhsatlarının verilmesiyle ilgisi şartlar ağırlaştırılmış, İstanbul’da 400 civarı deprem toplanma alanı ayrılmış ve şartlara uygun olmayan binaların tamiri için geçici deprem vergisi konulmuştu. Erdoğan deprem ve ekonomik istikrarsızlık üzerine oluşan bunalmışlıkta yolsuzlukla biriktirdiği paralarla yaptığı reklam kampanyalarını kullandı o günün üç sağ partisinin barajın altına düşmesi sonucu iktidara geldi. Ölümlü depremden sonra herkesin mutabakatıyla alınmış kararları acı bir reçete de olsa uygulanaması halinde deprem bölgesindeki ülkemiz daha cesaretle genel afetlere hazır hale gelecekti.

AKP iktidara geldikten sonra depremle ilgili toplanan vergiyi daha da yaygınlaştırdı ve vergileri artırarak sürdürürken, inşaat ruhsatlarıyla ilgili düzenlemelere sadık kalmadı, usule aykırı binaların yapımı için toplanmış vergileri rant oluşturmaya harcadı. Deprem için yapılmış tüm uyarıları dikkate almadıkları halde ölümlerde hiç sorumlulukları yokmuş gibi davranıyor, halktan Allah’tan gelen takdire boyun eğmesini istiyorlar. Hâlbuki dini bir kavram olan tedbir ilahi takdirin değişmesi için Allah’a verilmiş bir dilekçedir. 90 bin askerin donarak ölmesine neden olan Enver paşa “zaten öleceklerdi” diyerek kendini savunduğu gibi Erdoğan da ”depremi önleme şansımız var mı?” diyerek kendini savunuyor.

Haklı olarak insanlar şunu söylüyor “evet depremi önleme şansı yok ancak alınacak tedbirlerle ölüm ve yaralanmaları azaltma önleme şansımız var. ”  Ülkemizden daha ağır depremlerin yaşandığı Japonya gibi ülkelerde ülke şartlarına göre alınan tedbirler sayesinde depremler kimsenin burnu kanamadan savuşturuluyor.

AKP iktidarı ise deprem paralarını başka yerlerde kullanıp iktidarını güçlendirmeye çalışırken, hasarlı binalara hiç kaynak ayırmıyor, yeni bina ruhsatlarından rant elde ediyor, muhtemel her an tetikte yüz binlerce insanın ölümüne sebep olabileceği söylenen Marmara civarındaki büyük bir depremi elleri kolları bağlı bekliyor. Hatta toplu ölümlerin olabileceği hasarlı okul binalarını güçlendirmiyor, kentsel dönüşüm adı altında deprem bölgelerine şartnameye uygun olmayan kiriş kolonları yetersiz kat sınırları birkaç kat aşılmış estetik amaçlarla taşıyıcı kolonları kaldırılmış, yandaş mütahhitleri zengin edecek gökdelenler yaptırıyor,  toplanma alanlarına AVM ler yaparak deprem için yapılmış tüm planlamaları yolsuzluk ve rant amaçlı kullanıyor.

DEPREM PARALARI NERLEREDE KULLANILDI?

1999 depreminden sonra cep telefonları konuşma ücretlerinden “deprem vergisi” olarak bilinen %25 özel iletişim vergisi alındı, 2003 yılında AKP bu geçici vergiye uydu yayınları, kablolu yayınları da ekleyerek hem kapsamını genişletti hem de kalıcı hale getirdi. 1999-2003 yılları arasında toplanan 7,3 milyar lira ayrı bir fona aktarılması gerekirken doğrudan merkezi bütçeye katıldı. Böylece depremle ilgili önlemlerde kullanılacağı yerde bütçe açıklarını kapatmada kullanılmaya başladı.

Eski Maliye bakanı Kemal Unakıtan 2003 yılında Çiğdem Toker’e verdiği mülakatta açık açık “Milleti aldatmanın âlemi yok, vergiyi getirirken deprem vergisi gerekçesi kullanılmış ancak yıllardır toplanan paralar bütçe açığını karşılamada kullanılmış biz kimseyi kandırmayacak gerekli düzenlemeleri yaparak yeniden yapılandırmaya gideceğiz” demişti. Ancak gelinen süre içinde bu düzenlemelerin hiçbiri yapılmadığı gibi tatlı deprem paralarını aynı yöntemle harcamaya devam ettiler.

Elazığ depreminden sonra 2003 yılından bu yana iktidarın topladığı yaklaşık 36 milyar dolarlık deprem parası muhalefet tarafından yeniden gündeme getirildi, Kılıçtaroğlu toplanan deprem paralarının hesabını sordu; Basın mensupları konuyu eski yeni maliye bakanlarına sordular.

Unakıtan duble yol yaptık, Eski Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek yol yaptık demişti. Ekonomistlerin hesaplamalarına göre Bu paralarla ülkenin tüm yolları yeniden yapılmış olsa bile ancak 30 milyar TL lik harcama gerekiyormuş paranın geri kalanına muhalefet haklı olarak açıklamayı yetersiz buldu. AKP grup başkan Naci Bostancı “Bütçede para toplanır ihtiyaca göre harcanır” cevabını verdi. Böylece deprem paralarının bir kara delik olan Varlık fonuna devredilen ülkenin en köklü bankaların kaynaklarının kullanılıp içleri boşaltıldığı gibi Merkez bankasındaki ihtiyaç akçesi stoklardan son iki yılda 120 milyar aktarıldığı gibi deprem için ödenen vergilerin de bütçe açıklarını karşılamada kullandığı ortaya çıktı.

Erdoğan “Bay Kemal’e hesap verecek zamanımız yok” “deprem paralarını harcanması gereken yerlere harcadık, bundan sonra da hesap verecek zamanımız yok” diyerek toplum adına yapılanları sorgulayan Muhalefet liderinin konuşmalarından rahatsızlığını dile getirdi.

Konu sosyal medyada gündem oldu herkes paraların nerede kullanıldığını sorgulamaya başladı, ortada büyük bir hukuksuzluğun olduğu, milyarlarca liranın amacı dışında kullanılması sonucu oluşan zararlardan sorumlu olduğu tartışıldı.

Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın depremden sonra vatandaşlardan Kızılay hesabına 10 lira yatırmalarını isteyen Twitter paylaşımından sonra iktidarın suistimalleri alay konusu oldu.

-Deprem vergileri duble yollara gitti Kızılay tekrar para istiyor.

-Kentsel dönüşüm fakir mahallelere uğramayan zenginlere yarayan rantsal dönüşümdür.

-Depremden sonra Van’ı yeniden inşa ettik diyorlar, deprem öncesi güçlendirme yapmadığınız için ölenleri geri getirebildiniz mi? Ölümleri azaltmak sizin göreviniz değil mi?

Mehmet Efe Çaman yaşananları; “toplumun 5 yaş zekâ seviyesinde olduğunu sanan bir rejim var, deprem için toplanan gelirler kanunla belirtilen amaç dışında kullanılamaz, kullandığı gelirlerin de hesabını vermek zorundadır. Hesap vermekten kaçamak devlet benim demek anlamına gelir. Bu devletin bir organize suç örgütü tarafından yönetildiğinin deprem için oluşturulan fonu muhtemelen yenildiğin kanıtıdır. Devletin çivisini çıkardılar, devlet mevlet yok” sözleriyle anlatmış.

CHP li Faik Öztırak ve HDP li Pervin Buldan gibi muhalefet sözcüleri ; “Elazığ depreminden önce önergemiz reddedildi, depremden sonra önergemiz reddedildi, depremden önce görüşmeyin, depremde görüşmeyin, depremden sonra görüşmeyin 17 yıldır iktidardasınız neden bilimsel verileri ve uyarıları dikkate almadınız ranta dayalı kentleşmeyi sürdürdünüz bu vatandaşın evini neden dayanıklı hale getirmediniz neden her depremde insanlık trajedileri yaşamak zorunda kalıyoruz bunlar ne zaman sorgulanacak”  diyerek iktidara yüklendiler.

Herkes deprem paralarını sorgulamaya başlayınca halka hesap verme yerine faşizm devreye girdi Soylu soranları susturmak için herkesi tehdit etti, Erdoğan’ın savcıları harekete geçti aralarında Berna Laçinin’de olduğu 50 kişi hakkında sosyal medyadaki paylaşımlarından dolayı savcılık soruşturma başlattı.

Halkı tatmin etmekte zorlanan iktidar partisi uydurma bir liste ile deprem paralarının harcandığı yerleri;

-Deprem yaşayan yerlere 80 bin konut, kanalizasyon yol hastane okul yapımına 110 milyar,

-Kentsel dönüşüm için harcanan para 35 milyar vb ile yaklaşık 150 milyar liralık harcama yaptığını açıklayarak kendini savunmaya çalıştı.

VERGİ KAÇIRMA APARATINA DÖNÜŞEN KIZILAY

Halktan kesilen vergileri amacı dışında kullanan iktidar yanında, Twitter mesajıyla sorgulamaların odağı haline gelen Kızılay’la ilgili ilginç bir belge medyanın eline geçiyor. İstanbul Rami’de nohut bulgur toptancılığından Ankara’nın gaz dağıtım ihalesine kadar tırmanan bir holdingin sahibi Erdoğan’ın arkadaşı Mehmet Torun’un vergi kaçırmak için Kızılay’a şartlı bağış yaptığıyla ilgili belge tüm basının diline düşüyor. M. Torun imzalı belgeye göre, Başkent doğalgaz Ensar vakfı diye bilinen bir kuruluşa doğrudan bağış yapması mümkünken bu bağışı Kızılay üzerinden yapıyor 7 milyon 925 bini Ensar vakfına verilmek üzere Kızılay’a 8 milyon dolar şartlı bir protokolle para aktarıyor.

Bu yolun kullanılmasının tek nedeninin Kızılay’a yapılacak bağışların tümünün doğrudan gider olarak gösterilebilmesi. Kısacası Başkent doğalgaz hem yaptığı bağışı gider gösterip vergiden düşüyor, hileli yöntemle devlete yaklaşık 1,5 milyon dolar daha az vergi ödüyor, hem de gider gösterilen parayla Ensar vakfı 7,9 milyon dolar gelir elde ediyor. Başkent doğalgaz bugünün kuruyla 10 milyona yakın bir vergiyi devletten çalıyor, Ensar vakfı Kızılay’ı aracı olarak kullanılarak devletten çalınan vergiden kaçırılmış bağışla gelir elde ediyor.

Devleti zarara uğratmak amacıyla kurulan bu kirli tezgâh Kızılay başkanı Kınık’a soruluyor, o bunun bir vergi kaçırma olmadığını vergiden kaçınma olduğunu söyleyince sosyal medya “Çiftlik Bank”ın sahibinin vergiden kaçınmayla ilgili görüşlerini anlatan videolarla çalkalanıyor. Cinsel istismar olaylarıyla gündeme gelmiş bir vakfın vergi kaçırma işinde Uluslararası bir yardım kuruluşu olan Kızılay aracılık ediyor. Aslından Başkent doğalgaz-Kızılay-Ensar vakfı organize bir vergi kaçakçılığı örgütü kuruyor.   

Başkan Kınık döneminde Kızılay’a yapılan bağışlar hızla artmaya başlıyor, o göreve geldikten sonra ilk yıl  20 kat daha sonra da katlanarak artış devam ediyor, son üç yılda 54 milyondan 3,5 milyara yükseliyor yani bu dönemde toplamda 32 kat artıyor. Bağışçıların sırlarını korumak bahanesi arkasına saklanarak bu bağışı kimlerin yaptığıyla ilgili bilgi kamuoyu ile paylaşılmıyor, ancak toplanan rakamlara baktığınızda Ensar vakfı olayı büyüklüğünde 220 olaylık daha vergi kaçakçılık işine Kızılay’ın aracılık ettiği tahmin ediliyor. Başkent doğalgaz yaptığı 8 milyonluk bağışla devlete bunun %22 si kadar daha az vergi ödüyor.

Kızılay’ın kullanıldığı kanuna karşı hileli işlemler sonucu devlet, Ensar olayının 220 katı kadar daha az vergi alıyor yani vergi kaybediyor, Kızılay’ın kullanıldığı vergi mevzuatının atlama faaliyetleriyle devlet 330 milyon dolar daha az vergi geliri topluyor bu yüzden vatandaşa götürülecek hizmetlerde kısıntıya gidiliyor. Can Ataklı haklı olarak Başkent doğalgaz bu yaptığı bağışı geri almış olabilir diyor. Çünkü Erdoğan’ın arkadaşının doğalgaz şirketine daha fazla para aktarmak için doğal gaz fiyatlarına sürekli zam yapılıyor. Dar gelirli vatandaşlar doğalgaz fiyatlarının yüksek olmasından dolayı kışın maaşlarının ¼ ünü doğalgaza veriyor ama yine ısınamıyor, saatleri mühürlenip kombilerini çalıştıramıyor, çok sayıda vatandaş kredi kartıyla aldığı doğalgaz borcu yüzünden hesapları kapanıyor.

Bağışın yapıldığı tarih işlemin vergi kaçırmak amacıyla işlendiğinin en büyük delili. Çünkü bağış 27 Aralık tarihinde yani o yıla ait hesapların kapanmasından 3 gün önce yapılmış, bu şirkete ait başka bağışların olma ihtimali çok yüksek. Muhtemelen yılsonu defterler kapatılırken açığa çıkan karı düşürüp devlete fazla vergi ödememek için şirket yandaş vakıfları arıyor, Ensar’a bağış yapıldığında çıkacak vergiden kurtulmak için bir protokolle tamamen vergiden muaf olan Kızılay kullanılıyor. Erdoğan’ın ihale gözdelerinden Torunlar holding cinsel istismarla şaibeli hale gelmiş bir vakfa doğrudan para aktardığını gözlerden saklamaya çalışırken vergi uzmanları Kızılay’ın vergi kaçakçılığına aracılık etmek suçuyla incelenmesi gerektiğini anlatıyor.   

YANDAŞ VAKIFLARA DEVLET KAYNAKLARINI AKTARMA YOLLARI

Kızılay protokol gereği parayı Ensar’a aktardıklarını iddia ediyor. Ensar’da aldığı parayı Erdoğan’ın oğlunun da yönetiminde yer aldığı TÜRGEV le ortak kurulmuş olan ABD deki “Türken Foundation” isimli vakfa aktardıklarını iddia ediyor. Bu parayla Manhattan’da 21 katlı bir yurt yapmak üzere arsa satın alındığını ve inşaatın 12 katının yapıldığını açıklıyor. Ancak ABD hazine bakanlığının verilerine göre vakfın hesabına o dönem içinde böyle bir para aktarılmadığı ortaya çıkıyor,

CHP nin tespit edip belgeleriyle aktardığı kayıtlara göre ABD deki vakfa;

-2016’da gelen muhtelif kalemler halinde gelen toplam bağış yaklaşık 7.2 milyon dolar.

-2017’de 2.2 milyon dolardır.

-2017’de gelen en büyük bağış 1.2 milyon dolar.

-2016’da ise 4.5 milyon dolardır.

Ensar Vakfı ABD‘nin Kızılay üzerinden aldığını iddia ettiği yaklaşık 8 milyon dolarlık bağış, New York’taki Türken Vakfının Hazine Bakanlığına tebliğ ettiği rakamlar arasında yer almamaktadır, yani Kızılay’dan vakfa aktarıldığı iddia edilen 7,9 milyon dolarlık para kayıp, kayıtlarda görünmüyor.

İktidarın ihalelerinin gözdesi şirketler yüksek ihale bedelleriyle aldıkları ballı kazancın hakkını veriyor, devletten çaldıkları paraların bir bölümünü bağış adı altında TÜRGEV gibi vakıflara bağış adı altında aktarıyor. Bu vakıflar halkın paralarıyla ülkenin her yerine aile şirketi gibi çalıştırdıkları yurtlar açıyor, ülkenin hem kaynakları talan ediliyor hem de dar gelirliden vergiler son kuruşuna kadar alınırken semirtilen müteahhitler vergiden kaçırılıyor.

Devleti yönetiminde olan bir parti yurt içi ve dışında yapacağı öğrenci yurtları için devlet kaynaklarını devletin bu konudaki resmi kurumu olan kredi yurtlar kurumuna aktaracağına devletten kaçırıp Ensar gibi yandaş vakıflara aktarıyor.  Konuyu araştıran gazeteciler haklı olarak soruyor Ensar vakfı bu vb yollarla devletten çalınan paralarla kaç yurt yaptı. İnternette 80 yurdunun olduğu belirtilmiş.

Yandaşların ödemekten kaçındığı vergiler yüzünden halk iğneden ipliğe tüm tüketim mallarından KVD ÖTV lerle canından bezdiriliyor.  İşsizlik fonu, deprem fonu gibi halkın vergilerinden alınan paralar hileli ihale yöntemleri kullanılarak yandaşı vakıflara aktarılıyor. Bir avuç yüklenici zengin edilirken onların vergilerinden kaçırılan paralarla vakıflar besleniyor. 8 milyarlık bütçeyi yöneten 10 bin profesyonel çalıştıran Kızılay başkanı yandaş vakıf ve şirketlerin vergi kaçırmasına aracılık hizmeti sunuyor.

KİRLİ İŞLER VE HESAP VERMEKTEN SAKLAMA YOLLARI

Kızılay ülkenin en itibarlı kurumlarından biriydi İktidarın her kurumdaki erozyonundan o da etkilendi Kınık’la birlikte yandaşların çiftliğine dönüştü adı birçok şaibeli işle anılır oldu, savurganlık lüks harcamalar ve maaşlar dudak uçuklatacak cinsten;

-Sarıyer’de 24 bin dolar stopaj, 10 bin dolar emlakçı komisyonu ve 12 bin dolar kirayla boğaz manzaralı yüzme havuzlu hasarlı bir yalı kiralanıyor.  600 bin TL harcanıp kültürel varlık olan yalıda izinsiz tadilat yapılıyor, tepkiler gelince mülk sahibine 1,3 milyon tazminat ödenerek boşaltılıyor.

-Yandaş MÜSİAD’ın eski merkez binası bilirkişi 65-70 bin lira demesine rağmen bilirkişi raporuyla oynanarak 110 bin aylık bedelle 1 milyon depozito ödenerek kiralanıyor.

-Menzil tarikatından birine 700 milyonluk Kızılay yazılım ihalesi veriliyor.

-Kızılay’ın tüm gayrı menkullerinin yeni kurulan 6 şirkete paylaştırılıp yönetimden izin almadan yatırım ve gayrı menkullerin satışını yapacak hale getirilerek ticarethane gibi kullanılıyor.

-Uluslararası yardım kuruluşu unvanına zarar verecek şekilde kar amaçlı ticari şirketler kuruyor, bağışçıların yaptıkları mülk vb bağışları geri almalarını sebep olacak bağış şartına aykırı amaçlarla kullanılıyor.

-Başkan kendisini tüm ticari faaliyetleri yönetime danışmadan yapabileceği yetkilerle donatıyor.

-Kızılay’da kadrolaşmak amacıyla yüzlerce memur işten çıkarılıyor, yerine Empatik firması üzerinden tecrübesiz yandaşlar dolduruluyor. Mahkeme kararıyla görevine dönenlere işleri iade edilmiyor. Kurum tazminat ödemek zorunda bırakılıyor.

-Kınık oğlunu başkan yardımcılığına getiriyor, araba tahsis ediyor, yurt dışı görevi ile yolluk ve harcırahları kullanma yetkisi veriyor.

-Çadır dikim işi doğrudan alım yöntemiyle keyfi olarak ihalesiz yandaş firmaya veriliyor.

-2016 da Kızılay’a bağışlanan 18 bin civarı kurban kesilmiyor, bedelleri kurban paraları başkanın daha önce çalıştığı dernek ve vakıflara yurt dışındaki bazı kuruluşlara peşin olarak aktarılıyor. Kesilen hayvanların sakatatları keyfi kullanıma açık hale getiriliyor.

-Başkana 280.000 TL ye Audi A& marka lüks araç doğrudan alım yöntemiyle alınıyor.

-İktidarın gözdesi Lobi reklamcılığa yılda danışmanlık ücreti olarak 153 bin TL ödeniyor

-Uçmayan uçağa 245 bin dolar ödeniyor.

-İdlib’deki cihatçı bir örgüt için Kızılay para topluyor.

-Kızılay kan toplama işini Ethem Sancak’ın yeğeninin tekeline veriyor. Vatandaştan bağışla toplanan kan 150 TL ye satılarak halkın kanı üzerinden ticari faaliyet yürütülüyor.    

-Dünya gıda programının yabancılara yardım için gönderdiği parayla 3,7 milyona 10 adet jip alınıyor.

-Başkanın makam aracı özel işlerde kullanılırken ölümlü kazaya karışıyor.

-Aynı zamanda cami imamı olan Beypazarı temsilcisinin bir kuran kursu öğrencisini 5 yıl cinsel istismar ettiği ortaya çıkıyor.    

-Kızılay yöneticilerinin maaşlarının dört yılda %460 oranında artıyor, başkanın net maaşının yıllık 420 bin TL ye çıkıyor. Bağışlarla faaliyet yürüten kurum arpalığa dönüşmüş yıllık gelirlerinin %50 sini personel giderine harcamaktan afetler için kaynak ayırmakta zorlanıyor.

-Kendilerine bir yılda %170 çalışanlar %10 zam yapan yöneticilerin maaşları dudak uçuklatıyor. Kızılay iktidarın yüksek maaş vermek istediği kişiler için arpalık olarak kullanılıyor. Kızılay Genel Müdürü 31 bin, Kan Hizmetler Genel Müdürü 26 bin, Destek Hiz. GMY 24 bin, Finans GMY 24 bin, Toplum İlişkileri GMY 24 bin, Toplumsal Hizmetler GMY 24 bin, Uluslar arası-Göç Hiz GMY 24 bin, Strateji ve Bilgi Teknolojileri GMY 24 bin, Teftiş Kurulu Başkanı: 24 bin TL. maaş alıyor. (daha bunlar gibi 40 civarında değişik ad ve unvanlardaki üst yönetici en düşüğü 13. Bin TL den başlayıp 30 binlere ulaşan düzeyde maaşlar alıyor)    

DEPREM ENKAZINDA ŞOV SUÇLARI SAKLAMA YOLU

Deprem için gerekli adımları zamanında atmayan iktidar partisi deprem enkazında şov yaparak kirli çamaşırlarını saklamaya çalışıyor.   İç işleri bakanı yeterliliğimizi tartışma zamanı değil açıklamasıyla suçlarını saklamaya çalışırken partililer TV lere görüntü kurtaracak malzeme verme yarışı içine giriyor.

Erdoğan yüzlerce konvoyluk araçla bölgeye gidip halka devletin orada olduğu gösterisini yapıyor. Depremle görevli olanlar görevlerini bırakıp protokolle hizmet etmeyle zamanlarını harcıyor. Gösteri için uzun süre göçük altında bekletildiği söylene bir vatandaş Erdoğan geçerken kurtarılmış görüntüsü oluşturuluyor.

Kent merkezinden hava limanına kadar uzun protokol ve koruma kuyruğu tüm işlerini bırakıp Erdoğan’a eşlik ediyor. Bu ziyarette koruma için 27 kara taşıtı, 1 helikopter kullanılıyor. Filoda neler yok ki, 6 GMC jip, 2 Volkswagen minibüs, 19 zırhlı Mercedes, bir VİP helikopter ve Erdoğan’ı getiren özel uçak. Tüm bu araçlar Anakara’dan Elazığ’a kadar gidiş geliş yaklaşık 1500 kilometre yol için 80-100 bin TL civarında yakıt harcıyor buna mesaileri de dâhil ederseniz protokolün lüksü için yapılan masraf 200 bin TL yi geçiyor.

Bir aile cenazesini almak için gittiğinde geceden beri kendilerine cenazenin verilmediğini ikindi namazına Erdoğan’ın gelmesi için beklettikleri ortaya çıkıyor. Aile haklı olarak kendi cenazeleri üzerinden siyaset yapılmasından rahatsızlığını dile getiriyor. İktidar partisi görevini yapmadığı gibi halkın mağduriyeti üzerinden şovlarını sürdürüyor.

Halk çaresizlik içinde kendi derdine düşmüş problemlerine çözüm bulmaya çalışırken iktidarın basın organları halkın mutlu görüntü vermesi, yaşanan trajediyi anlatmamsı için adeta takla atıyor, yandaş müteahhitlerin daha fazla rant elde etmek için yaptığı riskli standartları aşılmış binalar yeni depremlerde yeni can kayıpları için tabutluk olarak hazırlanmaya devam ediyor, ancak iktidar yaptığı yolsuzlukları gözden saklayıp her şeyin iyi gittiği imajı oluşturmaya halkı kandırmaya çalışıyor.

Açık demokratik toplumlar eleştirileri dikkate alıp doğal afetleri iyi analiz ediyor, zamanında gerekli tedbirleri alarak gelecek afetlere hazırlanıyor. Suistimallerinin üstünü örtmeye çalışan iktidar partisi de depremde halkı kurtarmaya çalışacağına yandaş müteahittleri ve projeye uygun olmayan binalara onay veren partilileri kurtarmaya çalışıyor. Yaptıkları yolsuzluk rüşvet ve rantları ortaya çıkmasın diye kılıktan kılığa giriyorlar. Normal dönemlerde basın gücünü kullanarak sakladıkları gerçekler doğal afetlerle gün yüzüne çıkıyor, ancak gördüklerimiz buz dağını sadece ucu kendisinin ne olduğunu zamanla öğreneceğiz.  
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ