Bu sürecin sonunda ne olacak?

Süreçler benzeştiği gibi, sonuçlar da benzeşir. "Yok eden," aslında, olaydan zararlı çıkan olur. Birçok ayrıntı değişebilir, bu kural değişmez.
Murat Belge/T24

İdeolojik asimilasyon

"İdeolojik rejimler..." İdeolojinin kendisi değişebilir. A, B, C ideolojilerinden biri ya da öbürü olabilir. Ama "ideolojik rejim" dedik mi, onun yapacakları aşağı yukarı belli, tahmin edilir şeyler. "İdeolojiler" çok farklı olsa da, "ideolojikler"in davranışları birbirine benziyor.

Başta gelen davranış, topluma kendi ideolojisini kabul ettirme çabası. Bu, hemen hemen her zaman, bir "çaba" olarak başlasa da, kısa sürede bir "dayatma"ya dönüşüyor. "Dayatma"nın biçimi, dozu, kullandığı araçlar, çağa göre, çağın genel etik ölçülerine göre değişebiliyor. Ama bu "değişme" de, dayatmanın dayatma olmasını değiştirmiyor.

"Topluma"... "kabul ettirme"... falan. Bu aslında imkânsız bir şey. Dolayısıyla, bir zaman sonra istenen sonucun alınamadığı anlaşılınca, "kabul etmeyenler"in bir biçimde yok edilmesine sıra gelir. Nasıl "yok etmek?" sahiden yok etmek mi, yani "öldürmek" mi? Sadece sürmek yeter mi?

Tarihte öylesini de, öbür türlüsünü de gördük. Baskı karşısında göç olayının da çok örneğini gördük. Adları da var bunların, "etnik temizlik" filan gibi.

Süreçler benzeştiği gibi, sonuçlar da benzeşir. "Yok eden," aslında, olaydan zararlı çıkan olur. Birçok ayrıntı değişebilir, bu kural değişmez.

XIV. Louis, dedesi IV. Henri'nin liberal politikasını sürdürmedi. Fransa'da Protestan olarak yaşamayı yasakladı. Böylece büyük bir göç başladı; Amerika'ya göçen çok oldu; 30 bin kadar Huguenot ise Almanya tarafına göçtü. Berlin'deki Französischer Kilisesi'ni bu adamlar yaptı.

Bu olay, oldukça iyi yetişmiş binlerce insanın Fransa denen ülkeyi terk etmesi anlamına geliyordu. Böylece Fransa'yı yoksullaştırırken gittikleri yerleri de zenginleştirdiler.

Din özgürlüğü çekişmelerinden ötürü İngiltere'yi terk edip Amerika'ya giden Püritenleri de bu gözle inceleyebiliriz. Onların torunları bir zaman sonra Britanya'dan kopup Amerika Birleşik Devletleri'ni kurdular. Bunu yaptıklarında bu yeni ülke ciddi bir entelektüel birikime sahipti.

İttihatçıların "ulus-devlet" kurma çabaları da derinlemesine ideolojik bir olaydı ve bir "imparatorluk" kalıntısından buraya geçmek ciddi bir "etnik temizlik" gerektiriyordu. Bu yapıldı. Ama "temizlenen" toplum çok şeyini kaybetti. Pek çok alanda ağır "know-how" kaybına uğradı.

Hitler'den kaçan Yahudi, demokrat ve sosyalistlerin sadece Türkiye yönüne kaçanları burada pekâlâ saygıdeğer bir üniversite kurmaya yetti. Aynı şeyler Stalin'in tasfiyeleri için geçerli. O tasfiyeleri yapmakla Stalin Rusya'da Komünizm'i güçlendirdi mi, yoksa doksanlarda gerçekleşen hezimetin temellerini mi attı?

Şimdi benzer süreçler Türkiye'de işliyor. İşinden atılan yüz küsür bin insan arasında işinin ehli olan sayısı herhalde az değildir. Üniversiteden atılanlar... Önemli bir kısmı mahut bildiriyi imzaladığı için, yani, "Uyguladığınız Kürt politikasını doğru bulmuyoruz" dediği için işinden atıldı. Bütün bu insanlardan boşalan yeri doldurmaya aday olanların "ehliyet"lerinin neye dayanacağı da böylece anlaşıldı: "Uyguladığınız kürt politikasını can ü gönülden destekliyoruz" dedin mi, gerekli testte gerekli cevabı verdin demektir.

Bunun bir örneği, birkaç gün önce, Danıştay Başkanı olarak karşımıza çıktı. Kuvvetler ayrılığı, hele "yargı bağımsızlığı" üstüne o sözleri söyleyen biri, iktidarın aradığı başkan olabilir; ama bu aynı zamanda Türkiye'de danıştay kalmadığı anlamına da gelebilir.

Milošević, Sırplara karşı "tenkil" hareketine girişmedi. Ama iyi yetişmiş çok sayıda Sırp genci, Milošević'ın baş temsilcisi olduğu bir rejimde yaşamaya razı olmadığı için, Sırbistan'ı terk edip gitti, başka ülkelere yerleşti; yeteneği, bilgisini o "başka yer"de kullanıyor. Benzer bir mekanizma şimdi Türkiye'de işlemekte. Şurada burada ev alanların, şurada burada çalışma izni ya da yurttaşlık edinmeye çalışanların haberini sık sık alıyoruz. İşinden uzaklaştırılan akademikler yurt dışına gidiyor.

"Akademik" deyince, yüksek öğretimden konuşmuş oluyoruz. Ama "ideolojik asimilasyon" çok daha kapsamlı bir iş olmak durumunda. Erdoğan rejimi bunu yapmak için uğraşmaktan geri durmuyor. Orta öğretimin tamamını "imam-hatipleştirme" çabaları yürüyor. Bunun sonuçları bir süre sonra görünür hale gelecek. Çok kötü bir zarar görüyor Türkiye, bu düzeyde olanlardan.

Tayyip Erdoğan Amerika'yı keşfeden Müslümanlardan ya da Küba sırtlarında Kolombo'dan önce yapılmış camilerden söz edebilir. Bunun zararları sınırlıdır. Ama bunun böyle olduğuna inanan bir Türkiye yaratılırsa, bunun zararının sınırı yok.
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ