Analiz / İsmail S. Gülümser
Gönlünü hizmete kaptırmış insanlar, yıllarca bıkmadan usanmadan dünyanın geleceğini mamur etmek için gayret ettiler. Tarafların birbirine endişeyle yaklaştığı bir toplumda, güvensizlik çemberini kırmak için yoğun çaba harcadılar.
Güvensizlik ve kutuplaşma ortamında hizmetin tavrı
Hizmetin başlangıç aşaması sayılabilecek 1970’li yıllarda halk, devlete ve eğitim sistemine güvenmiyordu. Evladının eğitim çarkları arasında kaybolup gitmesinden endişe edenler, çocuklarını devlet sistemine teslim etmekten kaçınıyordu. Siyasi ve ideolojik üstünlük aparatına dönüşmüş üniversitelerde, öğrenciler sağ-sol kamplarına ayrılmış, aynı mahalleden çıkan arkadaşlar, hatta akrabalar bile birbirine düşman hale gelmişti.
Meslek liseleri dahil eğitimlilere istihdam imkânı tanındığı dönemde, manevi kayıp endişesi taşıyan mazbut halk Kur’an kursları dışındaki eğitime mesafeli durdu. Hatta yeterli korunma sağlanamadığı düşüncesiyle, devletin açtığı Diyanet’e bağlı kurslar yerine, Süleyman Efendi talebelerinin açtığı kurslar daha fazla ilgi gördü. Onlar büyük bir toplumsal sorumluluk üstlenerek il, ilçe hatta köylere kadar yayılan kurslarla fakir halk ve çocukları için ortam hazırladı.
Toplumun dayanışma içinde ürettiği bu tür hizmetler güvenli bir sığınak haline geldi. Gelişmeden rahatsız olanlar, önce halkı gruplara ayırıp düşmanlaştırdı, ardından 1980 darbesiyle kendilerini ülkeyi kurtaran kahraman olarak sundu.
Sonrasında sınırlı bile olsa Özal’la birlikte oluşan demokratik ortamda toplum yeniden kenetlendi, sağduyulu insanlar hizmetlerini büyütüp geliştirdi. Ancak ülkedeki etkisini kaybeden odaklar, 28 Şubat süreciyle bütün bu olumlu çabaların tekrar önünü kesti.
Eğitimde güven inşası sonrası küreselleşen hizmetler
Hizmet halkın eğitime duyduğu güvensizliğini aşmak amacıyla “İhzariye” adı verilen bir yıllık temel dini eğitimle işe başladı. Köylerden seçilen, çiftçilik dışında bir hedefi olmayan kabiliyetli çocuklar, olumlu davranışlarla donatıldıktan sonra en başarılı okullara yönlendirildi. Üniversite dahil her aşamada manevi rehberlik desteklenen bu gençler, eğitim yoluyla yükselme imkânı buldu.
Evler, yurtlar, dershaneler, okullar üniversiteler sivil toplum kuruluşlarıyla hayatın her alanında kalıcı proje yürüttüler. Gençleri kötülükten korurken başarı imkânı sunan bu uygulamalar, zamanla toplumda geniş bir güven ortamı oluşturdu. Diyalog faaliyetiyle, yıllarca birbirine kuşkuyla bakan kesimler ortak idealler etrafında bir araya geldi. Farklı dönemlerde karanlık odaklar bu güvene dayalı yapıyı yıkmaya çalışsa da gönüllüler her engeli aşmayı bildi.
SSCB’nin dağılmasının ardından, komünist rejimin baskısı altında kimliğini kaybetme tehlikesi yaşayan Türk Cumhuriyetlerine gittiler. İşlerini tasfiye etme pahasına yardıma koşan fedakâr Anadolu esnafı ile mesleğe yeni başlamış çiçeği burnunda genç eğitimciler, soydaşları için hayatlarını ortaya koydu.
Orta Asya’da gönüllerin yaptığı olumlu hizmetler, büyük bir güven kredisi oluşturdu ve her yerde destek gördü. Önce Afrika’daki mağdur coğrafyalara, ardından diğer ülkelere uzanan bu hareket saygın eğitim kurumları kurup küresel ölçekte hizmet verecek donanımlı insan yetiştirdi ve mezunlarına herkes kapılarını açtı.
Toplumun kazanımlarını yıkım projesi 15 Temmuz
Suçlarıyla esir aldıkları birini kullanarak yaptıkları toplu yıkıma kadar hizmet, ülkemizden başlayarak dünyayı daha yaşanabilir kılma gayretlerini sürdürdü. Bu çabaların önü kesildikten sonra, gençliği yüksek değerlerle donatmayı gereksiz gören bir anlayış, yerine alternatif üretmeden kurulu düzeni yıktı. Ahlaki donanımla kazanılan güveni kavrayamayanlar, hiçbir ahlaki kaygı taşımadan gençlere diledikleri gibi yön veremeye kalktı. Son 10 yıldır hizmete Türkiye’de uygulanan soykırımın sonuçları bugünlerde açıkça ortaya çıktı.
Devletin tüm imkanları ellerinde olmasına rağmen gençliğe yönelik kayda değer hiçbir politika üretilmedi. Plansızlık, liyakatsizlik ve partizanlık gençliğin geleceğini çıkmaza sürükledi. Kasiyerlik yapmak zorunda kaldığı için kameralar önünde ağlayan umutsuzluk içindeki diş hekimi gibi genç tablolar, eğitimi değersizleştirdi, toplumun diplomalara olan güveni yıkıldı ve işe giriş imkânı sunmayan eğitime yönelik kuşkular yayıldı.
Son dönem torpil listeleriyle göreve getirilen partili gençlerin uyuşturucu ve fuhuş zaafları basına yansırken, diğerleri için hiçbir çıkış yolu kalmadı. Yurt dışından başka alternatifi olmayan amaçsız gençlerin de yer aldığı çürüme toplumun her katmanına yayıldı, onca sansüre rağmen öndekilerin ayıp ve kusurları gizlenemedi.
Değer yargılarına bağlı hizmet modelinin farkı
Türkiye’de pek çok cemaat topluma olumlu katkı sunma hedefiyle hareket etti, ancak bu çabalar kendi çevreleriyle sınırlı kaldı. Hizmet ise hata ve kusurdan arındırılmış güvenilir insan yetiştirme modelini hem Türkiye’de hem küresel çapta başarıyla uyguladı.
Çünkü onlar, hemen bütün semavi dinlerin temel prensiplerinden biri olan inanç esaslarını merkeze aldılar. Hayatlarına sahabe örneklerinden ilham alan fedakârlık ve istikrara göre yön verdi her yerde olumlu etki uyardılar. 10 yılı aşkın süredir yürütülen kampanyaya rağmen kimse onlardan kötülük geleceğini düşünmüyor.
Nitekim zulme maruz kalanlar,
-Hapisteyse orayı manevi donanımını geliştirme merkezine dönüştürdü,
-Zindan tehdidiyle yaşayanlar, yıllarca kayıp biri gibi hayat sürdürdü,
-Ülkeyi terk etmek zorunda kalan yakalanma, boğulma, hayata sıfırdan başlama riskini göze aldı,
Dışardakiler ise tüm mali sıkıntılarına rağmen içerdekilere destek yolları aradı. Bulundukları yerin zorluğuna aldırmadan, kendilerinin ve çocuklarının maddi-manevi donanımını geliştirmek için çözüm üretti.
İstişare kültürünün kazandırdığı donanım
Fikir birliği içinde olanlar, dayanışmayla her problemin çözüleceğini bildikleri için küçük hata ve kusurlara takılmadan hizmete odaklandı aynı duyguları paylaştı, aynı yönde davranış geliştirdi. Farklı düşünceleri olsa bile, bunu kimseyi incitmeden büyük bir nezaketle ifade etti, ortak karara saygı için gerektiğinde kendi görüşlerinden vaz geçtiler.
Türk televizyonlarında vahşice tartışanlar gibi değil, herkesin birbirine saygı gösterdiği medeni bir anlayışla hareket edildi. Benlik yarışından uzak karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bu yaklaşım haklı tekliflere kapı araladı, her fikirden istifade en sağlıklı çözümlere ulaşma fırsatı sundu.
Geçmiş büyüklerin, dinin temel kaynaklarından bulup çıkararak herkesi kapsayacak hale getirdiği yorumlar gönüllülerin rehberi oldu. Yoğun saldırıların yaşandığı dönemlerde kimse bir diğerine “bütün bunlar senin yüzünden oldu” demedi, birbirlerini suçlamaktan kaçındı. Herkes yaşanan mağduriyetin kendine düşen payına katlanarak yoluna devam etti.
Hep haktan yana tavır alındı, kimse kendi dediği olmadığında etrafı yakıp yıkmamaya kalkmadı. Zalimler her gün farklı bir gerekçelerle binlerce insanı mağdur ederken, onlar firavun düşüncelilerin yaptığı işkencelere boyun eğmedi, her koşulda hakkın yanında durup hiçbir menfaate hakkı ipotek etmediler. Bir gün önce savunduğu fikri insafla yeniden değerlendirip varsa hataları bir sonraki istişarede düzeltti.
Sahabe ve din büyüklerinin hayatından örneklerle yetişen genç kadrolar, en zor şartlarda bile istikametini korudu, engelleri çizgi değiştirmeden aştıkları için takdir topladı. Bu duruşun oluşturduğu güvenden dolayı olayları sağlıklı değerlendiren ülke temsilcileri yıllardır sürdürülen karalama kampanyasına itibar etmedi.
Son günlerde vefat haberini aldığımız Ahmet Turan Alkan Hoca’da istikametini koruyanlardan biri. Ağır sağlık sorunlarına rağmen önüne konan düzmece metinleri kabul etmediği için iki yıl hapis yattı. Şartlı tahliyeden sonra da baskılara boyun eğmedi. Çalışma arkadaşları, son dönemde zorla attırılan imzadan dolayı ortaya çıkabilecek eleştirilerin önünü kestiler. Bir süreden beri kaldığı yoğun bakımda çıkamayan Alkan Hoca’ya ve ailesine başsağlığı ve rahmet dileklerini ilettiler.
Güvenilir insan yetiştirme bir toplum için en büyük sermayedir bu değerin yok edilmesinin bedelinin tüm toplum öder.
*Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “herkul.org” sitesindeki yazısından faydalanıldı.























