"Bakanlık ortaokul çağındaki 350 bin öğrenciyi gözden çıkarmış"

"Sınavlar öğrenci becerilerini ölçmekten uzaktır. Çünkü yüz binlerce öğrencinin soruların tamamını yaptığı bir sınavda hangi öğrencinin başarılı hangisinin başarısız olduğunu belirleme aralarındaki farkı bulmak mümkün değildir."


İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Milli Eğitim Bakanlığının sınavla öğrenci alan liselere öğrenci seçmek amacıyla her yıl uyguladığı sınavların sonuncusu 1 Haziran 2019 tarihinde iki oturumda yapıldı.  Sınav sonuçlarıyla ilgili değerlendirme raporu ise 7 Haziran 2019 tarihinde yani sınavdan 1 hafta sonra yayınlandı. Raporda yer alan bazı veriler eğitimde ciddi tehlikelerin varlığının sinyallerini veriyor.


Çok kısa bir raporu hazırlamak için Bakanlık ondan fazla akademisyenden yararlanmış, raporda imzası bulunan akademisyenler, ülkedeki gerçek bir tehlikeyi nasıl görmemiş? Bakanlığı bu konuda uyarma gereği duymamış.

Rapordaki rakamlar ve bakanlığın 2017-2018 istatistiklerine bakıldığında, 8. Sınıf düzeyinde olan çağ nüfusundan 350.000 öğrencinin liselere giriş sınavlarına girerek eğitim yoluyla kendini geliştirme umudunu kaybettiğini gösteriyor. Ancak bu rakam raporda özellikle gözlerden uzak tutulmaya çalışılmış yaş grubunun %25 i sınavlara girmemişken sadece % 15 inin girmediği açıklanmış.

Her yıl sınavlara katılmayan öğrenci oluyor, ancak bu sınavlar sayesinde yükselme umudu olan öğrenci adedi her yıl artış gösteriyordu, bakanlığın son yıllarda yaptığı bazı düzenlemelerle yükselme isteğiyle gelen öğrenci artışı durdu ve azalma başladı bu eğitimde kaygı duyulması gereken önemli bir sinyali.

SINAVLARA KATILAN ÖĞRENCİ SAYISI EĞİTİMDE CİDDİ TEHLİKENİN HABERCİSİ

Sınava ilkokul 8. Sınıfta olan 1.074.000 öğrenci başvurmuş bunlardan da 1.029.000 i sınavlara katılmıştır, sınava katılım oranı % 85 olarak verilmiştir, yani rapora göre yaklaşık %15 lik bir öğrenci grubu farklı sebeplerle başarı düzeyi yüksek okullara girip eğitim yoluyla yukarı tırmanma hedefinden uzaklaşmış. Bu durumla ilgili raporda en küçük bir değerlendirmeye yer verilmemesi, bakanlığın ortaokul çağında %15 lik öğrenci gurubunun eğitimle yükselme umudunu kaybetmesi karşısında hiç kaygı taşımadığının göstergesi.

Üstelik sınava katılmayan öğrenci oranı doğru verilmemiş bileyerek ya da genel verilerin gözden kaçması sonucu rakam küçük gösterilmiştir. Bakanlığın 2017-2018 istatistiklerine göre 4 yıl eğitim verilen ortaokullarda toplamda 5.600.000 civarında öğrenci bulunmaktadır. Bunun eşit dağılım gösterdiği varsayılırsa her sınıf düzeyindeki öğrenci sayısının ortalama 1.400.000(takribi 8.sınıf öğrenci sayısı) civarında olduğu söylenebilir. Raporda sınava katılmayan oranın %15 verilmişken çağ nüfusundan yaklaşık 350.000 civarında öğrencinin yani % 25 ten fazlasının sınava katılmadığı anlamına gelir.

Rapor muhtemelen örgün eğitime devam edenlerin sayısına göre hazırlanmış açık öğretim ortaokuluna devam edenler gibi bazı öğrenci grupları hesaba katılmamıştır. İktidar partisi 8 yıllık eğitimi kesintili hale getirirken ortaokul öğrencilerinin örgün eğitim sistemi dışına çıkmasına imkân tanımıştı. Bu uygulamadan sonra ortaokul yaşındaki yaklaşık 200.000 öğrenci yani çağ nüfusunun %5 i oldukça gerekli olan yüz yüze eğitimden koptu okulu bırakıp dışarıdan sınavlarla eğitimini tamamlamaya yöneldi. Bu öğrencilerin önemli bir bölümünün erken yaşta bir mesleği seçmesinin, dayak ve küfrü bir eğitim yöntemi sanan ustaların elinde çırak olarak yetişmesinin yolu açılmış oldu.   

İmam hatip ortaokullarına devam eden 723 bin öğrenciyi de dâhil ederseniz ortaokullardaki öğrencilerin 1 milyona yakını yaklaşık %22 si mesleki olgunluğun gelişmediği 11-12 yaşlarında velileri tarafından bir mesleğe yönlendirilmektedir. Daha sonra meslek değiştirmesine imkân tanınsa bile bu yaştaki çocukların genel eğitim ortamlarından uzaklaştırılması, erken yaşta bir mesleğe angaje edilmesi eğitimle yükselme umutlarının kaybolmasına yol açmaktadır ki bu hem çocuklar hem de ülke geleceği açısından kaygı vericidir.

Bakanlığın ortaokul bitirme çağında öğrencilerin %25 inin eğitim yoluyla başarılı olma umudunu kaybettiğini görmemesi ve raporda imzası bulunan onlarca akademisyenin hiçbir uyarıda bulunmaması oldukça ilginçtir. Bakanlığın bu konuda hiçbir endişe taşımaması ortaokul son sınıf düzeyindeki 350 bin öğrencinin eğitim umudunu kaybetmesini bir problem olarak görmediği bu öğrencileri ihmal edilebilir grup olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Her sene sınava katılmayan belli bir öğrenci grubu olmuştur, ancak sınava katılım oranı her yıl artmış öğrencilerin yüksek başarı beklentisi giderek büyümüştür. Bakanlık sınavların değerini azaltarak öğrencilerin beklentilerini düşürerek, yükselme hayallerini ortadan kaldırarak eğitime yön vermeyi tercih etmiştir.



SINAVLARIN BECERİ ÖLÇMEDE BAŞARISI

Raporda liselere giriş sınavlarının öğrencilerin okul başarılarıyla benzerlik arz ettiğinden hareketle ölçmede başarılı olduğu ifade edilmiştir. Hâlbuki Türkiye’de okullar ve öğretmenler arasında ortak ölçme değerlendirme kriterleri geliştirilemediği için okul başarıları için bir standarttan bahsetmek mümkün değildir. Ancak öğrenciler zekâ kapasiteleri bakımından okul başarısıyla sınav başarısı arasında bir benzerlik ortaya çıkabilir.

Bakanlık çok kolay sorularla ölçme yaparak okullarda başarının yükseldiği yönünde bir kanaat oluşturmaya çalışmaktadır. Bu durum Matematik ve fen testine verilen sürenin artırılması sırasında da karşımıza çıkmıştır. Bu iki teste cevapsız soru adedini azaltmak için verilen süre yaklaşık %30 artırılmıştır.

Sınavlar öğrenci becerilerini ölçmekten uzaktır. Çünkü yüz binlerce öğrencinin soruların tamamını yaptığı bir sınavda hangi öğrencinin başarılı hangisinin başarısız olduğunu belirleme aralarındaki farkı bulmak mümkün değildir. Bakanlık aynı puan aralığına yığılmış binlerce öğrenci olmasını engellemek için puanlamaya okul başarılarını (ağırlıklı okul başarı puanı) katarak öğrenciler arasında puan farkı oluşturmaya çalışmıştır. Şu haliyle yüz binlerce öğrenci arasındaki başarı farkı sınav başarısından kaynaklanmamaktadır. Ölçme değerlendirme standartlarının oturmadığı öğretmen notlarıyla verilen ek puanla öğrenciler adaletsiz şekilde ayrılmaktadır.

Bir örnek verecek olursa eskiden sınavlarda zorluk düzeyi olan soruların eşit dağılımı yapılarak başarı düzeyi yüksek öğrenciler yüksek puan alabiliyor, okullardaki adaletsiz uygulamalar sonucu karşılaştığı engelleri aşabiliyordu. Şimdi ise yüz binlerce öğrencinin aynı puanı aldığı bir sistemde okullardaki adaletsiz uygulamalara göre aralarındaki fark belirleneceği için öğrenciler ülke genelinde ortak standardı olmayan okul notlarının mahkûmu haline gelecektir.    

SORULARI TAM YAPAN ÖĞRENCİ ADEDİ TÜRKİYE GERÇEKLERİYLE ÖRTÜŞMEMEKTEDİR

Sınavın birinci bölümünde; 53.000 öğrencinin Türkçe testideki 20 sorunun tamamını, 236.000 öğrencinin İnkılâp tarihi dersindeki 10 sorunun tamamını, din bilgisi testinde 116.000 öğrencinin 10 sorunun tamamını,  yabancı dil testinde 97.000 öğrencinin 10 sorunun tamamını doğru cevaplaması ülkenin gerçek durumunu yansıtmaktan uzaktır. Sorular çok basit tutularak sınavın ölçme yönün göz ardı edildiği anlaşılmaktadır.

Çünkü ölçme değerlendirme kriterlerine göre merkezi sınavlarda soruların zorluk düzeyleri farklı şekillerde ayarlanır ve ancak %1 lik dilimine giren öğrencilerin çözebileceği sorular yerleştirilerek her düzeydeki öğrencinin başarısı ayırt edilebilir. Hâlbuki Türkçe dersinde öğrencilerin %5 inin tüm soruları doğru cevaplaması başarı düzeyi yüksek öğrencileri ölçecek hiçbir sorunun olmadığını göstermektedir. 53.000 öğrencinin Türkçeden tüm soruları yapması öğrencilerin %5 inin bu dersten tüm problemlerini çözdüğü anlamına gelmektedir ki,  bu ülke gerçekleriyle asla örtüşmemektedir.

Aynı durum bu testteki diğer dersler için de geçerlidir. Ülkemiz yabancı dil öğretiminde oldukça başarısızdır. Hâlbuki sınavda yaklaşık 100.000 öğrencinin sınavda tüm soruları yapması öğrencilerin yaklaşık %10 nun yabancı dil problemini tümüyle çözdüğü anlamına gelmektedir.  Bu da ülke gerçeklerini yansıtmaktan uzaktır. Din bilgisinden 116.000, İnkılâp tarihinden 236.000 öğrencinin soruları cevaplaması verilen sayıda öğrencinin bu derslerden hiç problemi olmadığı anlamına gelmektedir ki bu da ülkenin gerçek durumunu yansıtmamaktadır.

Bakanlık 1. oturumdaki testlerde soruların ölçme değerlendirme yönünü ihmal etmiş daha çok öğrencinin yapacağı çok kolay sorularla başarı görüntüsü oluşturmayı tercih etmiştir.

İkinci testte ise tüm soruları yapan öğrenci sayısının 5.000-6.000 civarında olması fen bilimleri testinde de başarı yükseliyor dedirtmek için özel gayret sarf edildiğini göstermektedir.

Tüm testleri doğru yapan 565 öğrencinin bulunması bunların 66 farklı ile dağılmış olması her yerleşim biriminde soruların tamamını yapmış başarılı öğrencilerle o yerleşim biriminin onurlandırılması eğitimde sanal başarı görüntüsü oluşturmak için atılan adımlardan bazılarıdır.

BOŞ BIRAKILAN SORU SAYISINI DÜŞÜRME

20 sorunun sorulduğu Türkçe testinde ortalamanın 12 civarında olması, yani öğrencilerin soruların %60 ını yapması ülkenin gerçek durumunu göstermekten uzaktır. Çünkü Türkçe eğitiminde başarı düzeyinin düşük olduğu okuma alışkanlığı kazandırılamadığı için öğrencilerin düzgün konuşma yazmada ciddi problemlerinin olduğu tüm öğretmenler tarafından bilinmektedir. Hâlbuki sınavda soruların ölçme yönü göz ardı edilerek %60 lık ortalama başarı görüntüsü oluşturulmuştur. Bakanlık boş bırakılan soru sayısını öğrencilerin eğitim düzeyini artırarak düşüreceği yerde soruları basitleştirerek başarı görüntüsü oluşturmayı seçmektedir.

Kimse son birkaç yıl içinde öğrencilerin okuma alışkanlıklarında bir gelişme olduğunu söyleyemez, okuma alışkanlığı artmayan bir öğrenci grubunda Türkçe dersinden başarının artmış olmasın tek sebebi bakanlığın boş bırakılan soru sayısını azaltmak için yaptığı düzenlemelerdir.

Aynı durum yabacı dil testinde de karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde yabancı dil eğitiminde ciddi problemler vardır ve bakanlığın bu problemlerin çözmek için son yıllarda geliştirdiği hiçbir yeni yöntem yoktur. Öğrencilerin yaklaşık %45 lik başarıyı yakalaması izah edecek hiçbir gelişme olmamıştır. Ülke genelinde yabancı dil öğretmenler dâhil tüm öğretmenler öğrencilerin yabancı dil başarısının gerçeği yansıtmadığını çok iyi bilmektedir.   

Benzer durum fen bilimleri dersi için de geçerlidir. Rapora göre öğrencilerin fen bilimleri dersi ortalaması yaklaşık %50 dir. Okuldan okula eğitimin değiştiği bazı okullarda yeterli fen eğitimin yapılamadığı öğretmenler arasında ciddi farkların olduğu bir ortamda öğrencilerin bu dersten bu düzeyde başarılı olmasının gösterecek hiçbir veri bulunmamaktadır. Hâlbuki bakanlık gerçeği yansıtmayan bu verinin nasıl elde edildiği konusunda raporda en küçük bir değerlendirmeye yer vermemiştir.

Bakanlığın tek derdi öğrencilerin sınavlarda boş bıraktığı soru adedini düşürmek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bunu düşürmek için henüz eğitimde başarıya yansıyacak hiçbir şey ortaya konulamamışken fen bilimleri testinin süresini %30 artırarak, testleri çok basitleştirerek görüntü oluşturma yolunu seçmiştir. Raporda imzası olan ondan fazla akademisyen sadece sürenin artırılmasına temas etmiş boş bırakılan soru adedinin azaltılması sırasında soruların o dersle ilgili becerilen ölçülmesinde başarısız olduğuna hiç temas etmemiştir. Üstelik geçen yıla oranla boş bırakılan soru sayısının düştüğüne yer vererek bakanlığın uygulamalarını gözlerden kaçırmıştır.

AİLELERİN EĞİTİM DÜZEYİ İLE SINAV BAŞARISI İLİŞKİSİ

Bakanlık raporda ailelerin eğitim düzeyi arttıkça öğrencilerin sınav başarısın arttığı tespitini yapmış, bunu birkaç grafikle de desteklenmiştir. Ancak bu farkın sebebi bakanlığın henüz üzerinde durmadığı ve eğitimin nereye gittiği yönünde endişe taşımadığı bir alandır.

Her düzeyde yapılan sınavlarda öğrenci başarısı ailenin eğitim ya da gelir düzeyinden bir şekilde etkilenmektedir. Bunun en önemli sebebi eğitimli ya da yüksek gelir düzeyine sahip ailelerin öğrencileri için kaygı taşıyıp okul dışında ek eğitim desteğine ihtiyaç duymalarıdır.

Yakın zamana kadar liselere giriş sınavları için ek eğitim desteği dershanelerden sınıf ortamında oldukça ucuz maliyetlerle alınıyor ve daha geniş kitleler bu destekten yaralanabiliyordu. İktidar partisinin dershane kapatma girişiminden sonra bu destek etüt merkezlerinde onların kapatılmasıyla özel öğretim kurslarında verilmeye başlandı.

Ancak iktidar sınavlara hazırlık amaçlı eğitim verilmesini engellemek için her türlü yolu deniyor. Özel öğretim kurslarına tek dersten eğitim sınırı getirerek engellemeye çalıştılar. Bu durumda dar gelirlilerin elindeki tüm alternatifler alındı, okullarda veya belediyelerde açılan yetersiz kurslardan ek destek almaya mahkûm edildi. Eğitimli ya da maddi imkânı olan aileler gerekirse maliyetine katlanıp özel ders aldırarak çocuğunun başarılı olması için çalışıyor.

Önümüzdeki dönemde bu fark daha da açılacak, özel kurslardaki sınıf ortamında ek destek eğitimler de engellenince dar gelirli eğitim düzeyi daha az olan aileler çaresizlikten devletin sunduğu ücretsiz kurslarla yetinirken imkânı olan eğitimliler özel derslerle fark oluşturacak ve grafik daha da değişecek.

Alttaki grafik annelerin eğitim düzeyi ile sınav başarısı ilişkisini gösteriyor. Raporda ailelerin eğitim düzeyine göre bir değerlendirmeye yer verilmiş ancak ailelerin maddi imkânlarına göre bir değerlendirmeye yer verilmemiş eğer böyle bir çalışma yapılsaydı, aynı farkı o grafikte de görmek mümkün olacaktı. Böyle bir değerlendirmenin yapılmaması ya ellerinde veri olmaması ya da bu değerlendirmenin yaptıkları yanlışı ortaya çıkarması endişesinden kaynaklanmış olabilir.   

SONUÇ

Bakanlığın eğitimde tüm sorunların çözüldüğü yönünde gösterdiği onca gayrete rağmen saklanamayan bazı gerçekler var. Bunların en önemlilerinden biri sınavlarda matematik dersi başarısı çok düşük, bu testin sınav süresini %30 artırmalarına, soruları geçen yıllara oranla kolaylaştırmalarına rağmen ortalamayı 5 in üzerine çıkaramamışlar. Yani öğrenciler girdikleri olabildiğince basit sorulardan oluşmuş süresi esnetilmiş bir sınavda 20 sorudan ancak 5 ini yapabiliyor.

Bakanlık ve raporda imzası bulunan akademisyenler, iktidarın ortaokul çağındaki 350 bin çocuğu okul sistemi dışına çıkarmasını bir sorun olarak görmüyor. Dünya da hiçbir ülkede örneği olmayan ortaokul düzeyinde 750 bine yakın çocuğun kendi tercihi hatta bazen ailelerin tercihi dışında imam hatip ortaokullarına gönderilmesini doğuracağı problemleri görmezden geliyor.

Bunlara liselere yerleştirme sisteminde yapılan son düzenlemelerin yıkıcı etkisini de eklerseniz eğitimde ortaokuldan liselere geçişte ciddi sorunlar var.

-Öğrencilerin seçebilecekleri başarı düzeyi yüksek okullar bir bir yok ediliyor.

-Anadolu liselerinin çoğu kapatıldı sınavla öğrenci alan okul sayısı 1.300 e kadar düşürüldü

-Bunların arasına %20 oranında imam hatip okulu da eklenerek başarı düzeyi yüksek öğrencilerin bir bölümü bu okulları seçmeye zorlandı.

-Fen-sosyal bilimler lisesi ve az sayıda Anadolu lisesi ile öğrenciler dar bir delikten geçmeye zorlanıyor.

Bütün bu düzenlemelerle ortaöğretim düzeyinde genel eğitime yönelim hızla engellenirken yerini imama hatip okulları ve meslek okulları alıyor. Öğrenciler meslek olgunluğunun oluşmadığı erken yaşta bir mesleği seçmek zorunda bırakılıyor. Sadece %15-20 civarında olan bölümü sınavla öğrenci alan okullara girecek kalanlar ya hedefi olmayan mahalle mektebine ya da mesleki eğitime yönlendirilecek.

Aslında Bakanlığın ortaöğretime girişte gözden çıkardığı öğrenci adedi 350 binle sınırlı değil.

-Sırf imam hatip okullarına öğrenci doldurmak için liselere giriş sisteminde yapılan hileli düzenlemelerle

-Sınav sonucuna göre yerleştirme yapılırken bir milyona yakın öğrencinin eğitim yoluyla yukarı tırmanma umutları elinden alınacak.

Raporu hazırlayanlar sadece sınavı değerlendirdikleri için ortaöğretime geçişte yaşanacak diğer tüm problemler gözlerden saklanıyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ