"AKP nasıl insani değerleri unuttu; Güç şehvetinin esiri oldu?"

"Mağduriyetleri, yolsuzlukları kullanarak iktidara gelmiş Erdoğan gücü eline geçirdikten sonra güç şehvetine kapılmakla suçladığı kesimleri taklit ediyor o da her gün bir toplum kesimini mağdur edecek yeni projeler geliştiriyor."


İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Gün geçmiyor ki Türkiye’yi yönetenlerin insanlıkla insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmayan yeni bir girişimi ortaya çıkmasın, toplumu dinden tiksindirecek insanlık dışı yeni bir planı duyulmasın. Sarayda kurulmuş bir örgüt devlet imkân ve kaynaklarını kullanarak, devlet kadrolarına kolluk kuvvetlerine savcı ve hâkimlere talimat vererek her gün toplum kesimlerinden kendine muhalif gördüğü bir kesimin elindeki tüm hakları gasp etmeye yelteniyor.


Bu kirli planlardan bir gün bazı büyükşehirler dâhil seçilmiş yüzden fazla belediye başkanı nasibini alıyor, halkın tercihlerini yok sayma gücünü kendinde gören suç şebekesi devletin kolluk güçlerini kullanarak başkanlar yerine kendi adamlarını atayıp yönetimini gasp ediyor.  Ertesi gün bir parti yetkilisi hakkında yıllar önce yazdığı bir yazıdan dolayı emir eri haline gelmiş adalet sisteminden 10 yıllık mahkûmiyet kararı çıkartıp muhalif partileri sindirmeye çalışıyor. Bir sonraki gün devletin bakanı aracılığıyla İzmir-İstanbul-Ankara belediye başkanlarını geçmişte yaptıkları hataları kurcalamasını tehditler savurarak engellemeye çalışıyor. Bir başka gün muhalif bir cemaat lideri ve mensupları polis tarafından gözaltına alınıp susturuluyor.

Sarayda anayasa ve yasalara aykırı olarak kurulmuş gizli birimler her gün kime hangi hukuksuzluğu yapacaklarının kimin elindeki hakları hangi yöntemlerle gasp edebileceklerinin planını yapıyorlar. Devlet çarklarını ele geçirmiş bir suç örgütü, devlet içinde çöreklenmiş eski suç örgütleriyle anlaşarak suç işlemeye alışmışları kullanıp hayatında hiç suça bulaşmamışları da suça alıştırarak suç halkasını genişletiyor.

İşlediği suçları meşrulaştırmak için saraydaki paralı elemanlar tarafından hangi mevzuatın nasıl değiştirileceğinin hesabını yapıyorlar. Önlerinde engel gördükleri her mevzuatı değiştirip kendilerini sınırlandıran yasaları bir bir ortadan kaldırıyor, ülkede her suçu rahatça işleyebilecekleri hukuk dışı bir zemin oluşturuyorlar.

Mağduriyetleri, yolsuzlukları kullanarak iktidara gelmiş Erdoğan gücü eline geçirdikten sonra güç şehvetine kapılmakla suçladığı kesimleri taklit ediyor o da her gün bir toplum kesimini mağdur edecek ya da daha kolay yolsuzluk yapacak yeni projeler geliştiriyor.

DİNDARLAR NASIL İHALE MAFYASININ PARÇASI OLDU

Önce yasal engeli ortadan kaldırıyor, ardından diledikleri suçu işlemeye başlıyorlar. Sadece ihale mevzuatında iki yüz civarı değişiklik yapılmış ve her değişiklikten sonra kurdukları ihale mafyasının işini kolaylaştırmış devlet kaynaklarından kendilerine astronomik ölçüde mali kaynaklar aktarmışlar. Ardından ihaleyi verdiklerinin daha fazla kazanç sağlaması ve daha yüksek kazancın bölüşülmesi için devlete ödenecek vergileri sıfırlamışlar.

Bugünlerde İstanbul belediyesin sergilediği kiralık arabalarla Erdoğan’ın damatlarının şirketine aktarılan milyonlarca liralık yolsuzluk buz dağının görünen kısmı. Onların ihaleler yoluyla devlet kasasından aktardıkları milyarlar yanında bunun hiçbir değeri yok belki yolsuzlukların teşhirinde sembolik bir değer taşıyor.

Sadece basit iki örnek olay ihale sistemin nasıl çalıştığını göstermeye yetiyor. Savunmada kullanılacak insansız hava araçlarının üretilmesi işi Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketine veriliyor. Ardından bu şirkete 8+4 yıl KDV, gümrük vergisi SGK primlerinden muafiyet hakkı tanınıyor. Ankara’da foto volkanik güneş paneli üretimi izni Erdogan’ın gizli ortaklarından Kalyon inşaata veriliyor, ardından 5+2 yıl KDV, Gümrük, gelir vergisi ve 1,4 milyara kadar SGK primlerinden 10 yıl muafiyet hakkı tanınıyor. Kalyon Grubu’na 297 milyon enerji maaş ve 300 milyon faiz/kâr payı/hibe desteği verilmesi öngörülüyor. Bütün bunlar için kararı ise kendini devletin hiçbir birimine hesap verme zorunda hissetmeyen cumhurbaşkanı veriyor, yani örgüt ele geçirdiği cumhurbaşkanlığı makamını kullanarak kendi imzaladığı kararname ile kendi yakınlarına milyarlık avantajlar sağlıyor.    

Peki dindar ve Allah’tan korktuğunu söyleyen insanların toplandığı bir partide her ilde yüzlerce partili nasıl oluyor da çekinmeden yolsuzluklara bulaşabiliyor. Erdoğan insanların maddi zaaflarını kullanarak onlara hırsızlık ve yolsuzluk yapmaya alıştırıyor, üstelik bunu yaparken yüce bir davaya hizmet ettiklerini düşündürüyor. Onların en önemli motivasyon kaynağı devlet yönetimini ele geçirme iç güdüsü ve tüm siyasi partilerin yolsuzlukla yönetimi ele geçirdikleri, yolsuzluk yapmadan başarılı olamayacaklarına Erdoğan ve ekibi tarafından inandırılmaları.



DİNDAR İNSANLAR YALAN SÖYLEMEYE SAHTEKÂRLIK YAPMAYA NASIL ALIŞTIRILIYOR

İslam dininde sadece çok özel durumlar için söylenmiş her türlü ifadeyi siyasal İslamcılar ülke yönetiminde genel kurallar haline dönüştürüyor. Bunlardan bir de savaşlarda düşman ordularını şaşırtmak için söylenmiş “savaş hiledir” sözü. İktidar partisi ülke yönetiminde en temel prensiplerinden biri haline getirdiği bu söze dayanarak her türlü yolsuzluğu ve sahtekârlığı yapıyor. Çünkü onlar bir ülkeyi yönetme makamında olduklarını unutmuş savaşta olduklarını düşünüyor, partililer hariç tüm vatandaşları düşman statüsünde görüyor, savaş ortamında düşmanlar için yapılacak her türlü hile ve sahtekârlığı vatandaşlarına mubah görüyorlar. Bu anlayış yukarıdan aşağıya doğru sürekli partililere telkin ediliyor.

Yalan söylüyor, mücadelede kazanmak için yalan söylemenin gerekli olduğuna inandırıyorlar, Erdoğan’ı her gün yüzü kızarmadan onlarca yalanı söyleyebildiğinden iyi rol yapıp kolayca halkı kandırabildiğinden dolayı başarılı buluyorlar. Savaş şartları gereği sahtekârlık yapmanın şart olduğunu anlatıyor, partililer dâhil parayla besledikleri kadrolara sahtekârlık yapma görev ve sorumluluğu veriyor, yalan söylemeyen sahtekârlık yapmayan suçlarına ortak olmayanları dışlıyorlar.

Kendileri suç işliyor, bu suçları soruşturan herkesi suçlu ilan ediyorlar, büyük bir pişkinlik içinde her gün işledikleri suçları muhaliflerin üzerine atıyor, onları hiç yapmadıkları suçlarla suçluyorlar. Muhalifler hakkında tüm devlet mekanizmasını harekete geçiriyor, bir suç uydurup tutuklanmasını istiyorlar, suç bulamadıkları hakkında kendi ürettikleri kanunda yeri olmayan sahte delil belgelerle sorgulatıyorlar. Kendilerinin hiçbir suçlarının soruşturulmasına izin vermiyor, soruşturanları terörist hain ilan ediyorlar. Ancak hedefledikleri tüm kesimlere yalan beyanlarla sahte suçlar üretip hapishaneleri muhaliflerle dolduruyorlar.

Yıllarca yönetimi ele geçirip istedikleri düzeni zorla kabul ettirebileceklerine inanarak bugünlere geldiler, insanlara tek tek anlatarak ikna ederek insanların gönlünü kazanmaya çalışan yöntemleri uzun ve yorucu buluyorlar. Bu yüzden hem hizmet hareketi mensuplarının hem risale-i nur talebeleri gibi tek tek insan gönlüne girmeye çalışan faaliyetleri gereksiz gördüler. Şimdi ellerine güç geçti normal yolla istediklerini elde edemezlerse hemen savaş şartları gereği deyip hile yalan ve sahtekârlığa yöneliyorlar.



DİNDARLAR BAŞKASININ MALINI GASP ETMEYİ NASIL MEŞRU GÖRÜYOR

Erdoğan’ın başkasının malını gasp ettirmek için partilileri gasp edilenleri geri aldıklarına ikna ediyor. Bugün ülkenin önde gelen iş adamları devlet malını gasp etmişlerden oluştuğuna dolayısıyla onlardan gasp edilenlerin zaten kendi malları olduğuna inandırıyor. Bunu yapmak için Rusya’daki polit büro gibi MİT teki ekipler partilileri hangi argümanlarla suça ortak edeceklerinin planını yapıyor.

Yüksek maaşlarla beslenen bazı köşe yazarlarına konuyla ilgili hukuksuzluğu meşru gösterecek yazılar yazdırılıyor. Ele geçirilmiş medya aracılığı ile istihbarat örgütlerince servis edilen sansasyonel başlıklarla toplum yasadışı işlere hazırlanıyor. Dindar gazeteciler geçmiştekiler de aynı yöntemi kullandı şimdi güç bizde bizim de devleti ele geçirmek için aynı yöntemi kullanmamız şart denilerek ikna ediliyor. Hukuksuzluğa itiraz edenler işini kaybetme yayın organlarını elinden alma, devletten aktardıkları kaynaklar kesip işlemez hale getirme tehdidi ile susturuluyor.

Cemaate ve cemaat mensuplarına ait kişisel malları gasp etmede partililerin 17-25 Aralıkta liderlerinin yolsuzluklarının orta çıkmasıyla incinmiş duyguları harekete geçiriliyor. Erdoğan “acırsanız acınacak hale gelirsiniz kimseye acımayacaksınız diyerek” partilileri cemaate karşı acımasız olmaya ikna etmeye çalışıyor.

İlk günlerde cemaatin onca olumlu hizmetini gören partililer bu açıklamalara itibar etmiyor, cemaat hakkında hukuk dışı işlerde partilileri harekete geçirmekte zorlanan Erdoğan ve MİT teki örgütü Ergenekoncular gibi cemaatte kötülük yapmak için fırsat kollayan ekiplerle anlaşıyor. Onlarla birlikte ölümlü bir darbe planı yaparak suçu cemaatin üzerine atıyor. Daha darbenin kim tarafından yapıldığı bilinmeden ilk andan itibaren TV lere bağlanıp ölümlerden cemaati sorumlu tutarak onları terör örgütü ilan ediyor.

MİT te insan öldürmekten zevk alan Ergenekoncularla birlikte hazırlanmış psikolojik harp taktikleri kullanılarak duyguları incinmiş partililer yalan bilgilerle tahrik edilip ruhen cemaatten öç almaya hazırlanıyor. Onların bu hisleri harekete geçirilerek cemaate karşı acıma duygusundan vazgeçmeleri cemaatin acınmayı hak etmediği anlatılıyor. Partililer her gün medya aracılığıyla kendilerine sunulan hukuk ve insanlık dışı davranış telkinleriyle fikren kıyım yapmaya yönlendiriliyor.

Cemaatin yüksek motivasyonla ve iyi organizasyonla ürettiği her hizmeti yasadışı yollarla elde edilmiş göstermek için işkenceler başlıyor. Cemaat düşmanlığıyla her şey yapmaya müsait derin yapılar kullanılarak tutuklanmış cemaat mensuplarına insanlık dışı işkencelerle itiraf adı altında iftira belgeleri imzalatılarak cemaatin yaptığı her olumlu faaliyet kirletiliyor.



DİNDARLAR İNSANLAR BAŞKASININ GEÇİM KAYNAĞINI ELİNDEN ALMAYA NASIL İKNA EDİLİYOR

İktidar partisi kendilerine muhalefet eden herkesin güçle başının ezilebileceğine partilileri inandırmak için argüman üretmeye çalışıyor. Bu amaçla İstihbarat birimlerinde muhalif tüm kesimler hakkında terörist hain damgası yapıştıracak senaryolar hazırlanıp basına servis ediliyor.

-HDP liler PKK ya destek veren hainler yaşamaya hakları yok,

-Kılıçtaroğlu, sol kökenden geliyor, CHP liler eline fırsat geçse bir kaşık suda sizi boğar,

-Ekrem İmamoğlu görevden alınan büyükşehir belediye başkanlarını ziyaret ederek PKK ya destek oldu,

-Mansur Yavaş yıllar önce çek usulsüzlüğü yaptı

aslında muhaliflerin hepsi kirli ellerindeki hakları almakta mahzur yok dedirtiyor.

Parti liderleri cemaatleri mensupları hepsi hakkında üretilen senaryolarla devlet görevlileri mahkeme edilmeden insanların ekmeğini elinden almaya sevk ediliyor. 15 Temmuzdan sonra suçlu ilan edilen cemaat yanında binleri aşkı diğer gruplardan devlet görevlisinin işine son veriyor ve geçim kaynakları ellerlinden alıyor. Cemaat hakkında ise topyekûn yok etme planı çerçevesinde herkesin geçim kaynağını elinden alacak projeler hazırlatılıyor.

Cemaat toplumun her kesiminde bir eğitim seferberliği başlatmış devlet memurlarından esnafına kadar her seviyede insan onların haftalık sohbetlerinde veya STK larda ülkenin geleceği adına olumlu projeler üretmek üzere bir araya getirilmişti. Mensupların büyük özveri ile yürüttükleri bu faaliyetler sonucunda hemen her alanda insanlar bir yandan alanlarında üretecekleri olumlu hizmetleri planlarken bir yandan ülke ve dünyayı bizim değerlerimizle buluşturacak geniş çaplı projelere katkı sunuyorlardı.

Erdoğan cemaat düşmanlığıyla hareket eden kirli örgütlerle anlaşarak MİT te cemaatin tüm olumlu faaliyetlerini karalayacak malzemeler hazırlattı. Tamamen kirli örgütlerin güdümünde olan basın organlarında her gün cemaatin bir olumlu hizmetini karalayacak kampanyalar yürüterek toplumu bugüne kadar en küçük bir olumsuzluğun görülmediği cemaat faaliyetlerine karşı onlarca şüphe ürettiler.

Ardından o faaliyette yer alanları kimini kaçırıp tutuklayarak işkence ile itiraf adı altında iftira belgeleri hazırlattılar, onların yıllarca emek vererek büyük fedakârlıklarla kazandıkları her başarıya bir kulp taktı kirli gösterdiler. Hâkimler savcılar tüm cemaat mensuplarına davaları düşürme karşılığı birbirini ispiyonlama teklifinde bulundular. Birlikte dini sohbetlere katıldığı arkadaşlarının isimlerini verenlerin davalarını düşürerek insanları en samimi dostunu olmadık suçlarla suçlamaya zorladılar.

Darbe öncesi yaptıkları yasadışı fişlemelerle belirledikleri cemaat mensuplarını önce işten attı ardından tazminat hakkını engellemek için haklarında dava açtılar.  Her bakanlıkta cemaatin aktivitelerine katılanların bir bölümü darbeden önce eğitim kurumları, gazete ve bankaya el konularak alınan listeler üzerinden fişlendi. Darbeden hemen sonra bu fişlemeler kullanılarak belirlenen isimlerin geçim kaynağı elinden alınıp tasfiye edildiler. Haklarında dava açılarak tutuklanalar salıverme karşılığında arkadaşlarını ispiyonlamaya zorlandı, üyelik kaydı olmayan cemaat faaliyetlerinin katılımcıları yasadışı yöntemlerle belirlendikten sonra yasada yeri olmayan suçlarla suçlandı.

Cemaat bugüne kadar emniyette ciddi bir ıslah hareketi başlattı ve gelişmiş ülkelerdeki gibi insani değerlerleri öne çıkardı. Emniyette kendi vatandaşına insanlık dışı muameleyi reva gören anlayış gitti yerine müşfik herkese yardımcı olmaya çalışan, orayı vatandaşa hizmet yeri gören bir anlayış yerleşti. Cemaatin yıllarca fedakarane çalışması sayesinde emniyet gerçekten ıslah birimi haline geldi. Şimdi iktidar partisi kurduğu kirli ortaklıklarla cemaatin emniyette yaptığı ıslah çalışmalarını unutturup cemaati yasadışı yollarla emniyeti ele geçirdiğini ispat etmeye çalışıyor. Kişisel hiçbir suçu olmayan dürüstlüğü ile tanınan on binlerce emniyet mensubu mensubiyeti ile suçlanıp işten atılıyor onlardan boşalan görevlere her türlü hukuksuzluğu işlemeye müsait kişiler getiriliyor.

Askeriye ülkenin genel değerlerinden uzak bir grubun hâkimiyetinde yıllarca ihtilallarla boğuşuyor cemaat tüm bu kirli çarkı değiştirmek için uzun soluklu bir ıslah hareketi başlatıyor. Onların fedakarane gayretleriyle orduda yapı daha insani hale geliyor. Erdoğan sırf suçlarından kurtulmak için eski köhne anlayıştaki derin yapılarla anlaşıp orduda ne kadar olumlu hizmet üreten asker varsa hepsini delilsiz darbeye karışmakla suçlayıp atıyor. Atmaları mazur göstermek için işkencelerle orduya eleman alımında cemaatin sahtecilik yaptığına inandıracak iftiralar atılıyor. Atılanlar yerine eskiden adı yığınla şaibeli işlere karışmış kişiler getiriliyor, ordu yeniden toplum değerleriyle çatışacak kişilere teslim ediliyor.

Adliye bir dönem ülke değerlerine inanan insanları öğüten bir mekanizmanın eline geçiyor, bu çarkı bozmak için kimse sorumluluk almıyor. Cemaat yıllarca emek sarf ederek insanları bu alanı seçmeye teşvik ediyor ve ıslah hareketi başlatıyor, adalet çarkları gün geçtikçe daha objektif hale geliyor, vatandaşları horlayan mekanizmalar gidiyor yerine onlara hizmet görevi yaptığı bilincinde olanlar geliyor. Adalet çarkları Avrupa değerleriyle tanışıyor. Erdoğan sırf yolsuzluklardan kurtulmak için eskiden suça bulaşmış hukukçularla bir araya gelerek suça alışkınlarla ortak yeni suç örgütü kuruyor. Attığı cemaat mensuplarına yaptığı insanlık dışı muameleyi topluma kabul ettirmek için işkenceyle cemaat mensuplarına sınavlara girişte suistimal yaptıkları iftirası atılıyor.

Cemaat eğitim hizmeti olarak bilinir en yoğun çalışma alanlarından biri de eğitimdir. Darbeden önce başlatılan karalama kampanyaları ile cemaatle irtibatlı tüm eğitim kurumlarına aşamalı olarak kayyum atanıyor, darbeden sonra ise kapatılıp binaları gasp ediliyor. Kurumlarda çalışan 20 binden fazla eğitimcin çalışma izinleri iptal edilerek işsiz bırakılıyor. Ardından devlet okullarında görev yapan önceden fişlenerek belirlenmiş 30 binden fazla öğretmen ihraç ediliyor bu yolla cemaatle yolu kesişmiş 50 binden fazla eğitimcinin geçim kaynağı elinden alınıyor. Eğitimcilere yaptıkları zulümleri mazur göstermek için cemaatin eğitimdeki başarısının soru çalarak ortaya çıktığını ispata çalışıyorlar. Bunun için tutukladıkları cemaat mensuplarına işkenceyle sınavlarda sahtecilik yaptıkları yönünde iftira metinleri imzalatılıyor.

İşten atılanların ileride tazminat davası açmalarını engellemek için her biri hakkında suç uyduracak dava dosyaları açılıyor. Yasal olarak suçlamada kullanılacak bir delil bulunamayınca bu kez geçmişte yapılmış yasal eylemler suç kapsamına sokan düzenlemeler yapılıyor. Sonradan yapılan düzenlemeler geriye doğru işletilerek kişiler yapıldığında yasal olan eylemlerinden dolayı suçlanıyor. Üretilen sahte suçlamalarla devlet görevlileri ve partililer kiminin vicdanı sızlasa da masum insanların ekmeğinin elinden alınmasını ya seyrediyor ya da vahşice iktidarın suçuna ortak oluyorlar.




ÜLKESİNİ TERKE ZORLANANLAR


Birkaç gün önce tr724 te Hasan ve Fatma Güdük çiftinin ağlaya ağlaya ülkeyi terk etmek zorunda kaldıklarını anlatan bir röportaj yayınlandı. Öyle sanıyorum anlattıkları yüzbinlerce hizmet gönüllüsünün duygularına tercüman oluyordu. İkisi de din bilgisi öğretmeni çevreleri tarafından sevilen sayılan insanlar, pasaport alma dışında hayatları boyunca hiç emniyete yolları düşmemiş, toplumda iyiliklerin yayılması için çalışmışlar, başkalarını faydalı olmak için şahsi hayatlarından fedakârlık yapmışlar bu yüzden o güne kadar çevrelerinden hep saygı görmüşler.  Ancak diğer hizmet gönüllüleri gibi 15 Temmuzda onların da işine son verilmiş. Demokratik bir ülkede suçsuz insanların gerekçesiz cezalandırılamayacağını düşünerek, yaşadıklarına bir anlam vermemiş dindarların hiç suçları yokken ekmeklerini ellerinde alacak kadar insanlıktan çıkabileceğini inanamamış bunun gececi bir süreç olduğunu zannetmişler. Zaman ilerledikçe yapılanların daha başlangıç olduğunu arkasından daha tehlikeli bir sürecin başladığını görmüşler.

İkisi de işini kaybeden çift geçimlerini sağlamak için iş aramaya başlamışlar ancak KHK lılar kimse iş vermek istememiş, taksitlerini ödemekte zorlandıkları evlerini satmış (şimdi KHK lıların tapuda işlemleri engelleniyor), damacana suyu satarak geçinmişler, yeni taşındıkları eve polis baskını olmuş korktukları için bu işi bırakmak zorunda kalmışlar. Hasan bey taksi şoförlüğüne başlamış ancak polisin kendisini orada da bulduğunu öğrenince yakalanma korkusuyla onu da bırakmış. Bir süre emlakçılık yapmayı denemişler, olmayınca bir şarküteride temizlikçilik yapmışlar 3,5 ay sonunda bir yakınları sizi arıyorlar bulunduğunuz evden çıkarsanız iyi olur demiş taşındıkları evi terk etmiş sığıntı gibi bir akrabalarında yaşamaya başlamışlar. Geçmişte yaptıkları herkesin beğenerek iştirak ettiği tüm olumlu faaliyetlerin terör faaliyeti olarak soruşturulduğunu öğrenmişler.

Hayatlarını insanlığa adamış 7 kişilik bir aile hedef gösterilmiş. Tecride maruz kalmışlar, çocukları bu sürede okula devam edememiş, aile düzenleri tamamen bozulmuş, arkadaş ortamları yok olmuş, işsiz yer değiştirip durmuşlar ama her gittikleri yerde polis yakalarını bırakmamış, Türkiye onlar için bir cehenneme dönmüş, sürekli polis peşlerinde Hasan bey kendi evine gizlice girebiliyormuş.

Hanım hakkında da yakalama kararı çıkınca ülkeyi terk etmeye karar vermişler. Röportajda gözyaşları içinde arkalarına baka baka ağlayarak ülkeyi terk ettiklerini anlatıyorlar. Meriçten geçişte kaybolan Abdürrezak ailesi gibi onlarda kaçakçılara kendilerini teslim etmişler bot aileyi almamış Hasan Bey geride kalmış, bot suda kontrolden çıkmış ciddi tehlikeler atlatmış ve Hasan Bey onların suda savruluşunu kıyıdan takip edebilmek için ormanlık alana dalmış köpekler havlamaya başlayınca asker tarafından yakalanma korkusu yaşamış ölümle pençeleşerek ailesi karşı tarafa geçmişler. Hasan bey güvenlikçiler her an gelebilir düşüncesiyle bir kütüğe tutunup geçmek istemiş oda ciddi tehlikeler atlatmış kaçakçı botla onu almayı denemiş sırılsıklam ıslanmış halde birkaç kez ölümle burun buruna gelerek karşıya çıkmışlar.

Ancak iki çocuklarını Türkiye’de bırakmışlar iktidarın zorbaları 19 yaşındaki oğullarını onlar yerine rehin almış, anne babasından dolayı genç bir çocuğu 13,5 ay hapiste tutmuşlar hapishaneden çıktıktan sonra kalan 2 kardeş te ailelerin yanlarına gelmiş. Hasan bey yıllarca mücadeleden sonra ailesini Hollanda da toplamayı başarmış orada hayata yeniden tutunmaya çalışıyorlarmış. Çok kırgınlar yapılan insanlık dışı muameleye bir anlam veremiyorlar ama o kadar gönülleri geniş ki kendilerine bütün bu zulümleri yapanlar hakkında hala iyi dualarda bulunmayı tercih ediyorlar.

GÜÇ ŞEHVETİ İLE İNSANLIĞINI KAYBEDENLER VE İŞLENEN İNSANLIK SUÇLARI

Mehmet Efe Çaman tr724 teki “yeter artık” başlıklı yazısında AKP nin güç şehvetine kapılarak nasıl insanlıktan çıktığını ve devleti nasıl mafya örgütleri gibi çalıştırdığını yok edilen hukuk nizami ve insanlık anlayışlarını mealen şu sözlerle anlatıyor.

-Kişisel hiçbir suçu olmayan yüz bini aşkın insanı hiç delil göstermeden yasadışı fişlemelerle işten attınız,

-Suçun şahsiliği ilkesini bir kenara bırakarak suçlananların anne, baba, kardeş ve çocuklarını suçlu ilan ettiniz,

-Kamudan atılanların özel sektörde çalışmasına izin vermediniz, açlığa mahkûm etmek istediniz,

-Hiçbir suç unsuru gösterme gereği duymadan öğrencileri okuldan attınız bazılarını, fişleyip tutukladınız,   

-İşten atılanlar hakkında dava açtınız, yasal dayanağı olmayan suçlar uydurup, yargıladınız cezalar yağdırdınız,

-Gözaltına alınanları günlerce mahkemeye çıkarmadınız, asgari sağlık şartları olmayan ortamlarda bıraktınız,

-Sonradan çıkarılmış yasaları geriye doğru işleterek kişileri yasal eylemlerinden dolayı 5-10 yıl cezalar verdiniz,

-Yüz binlerce masumu suçunu açıklamadan işten atıp tutukladınız sonradan haklarında suç ürettiniz,

-Anayasa, yasalar ve uluslar arası anlaşmaları yok sayıp muhaliflerin tüm yasal haklarını yok etti kıyım yaptınız,

-Anayasaya aykırı düzenlemelerle demokrasi ve özgürlükleri kaldırıp, tek adam yönetimi diktatörlük kurdunuz,

-Adam kaçırdınız, işkence ettiniz, tutuklu yüzlerce insanın tedavisini engelleyip ölümüne yol açtınız,

-Binlerce masumu saklanmak-açlıkla boğuşmak-denizde/nehirde boğulmak-ülkeyi terk etmek zorunda bıraktınız

-Aileleri parçaladınız, yuvaları yıktınız, çocukları sahipsiz bıraktınız, kimsesizler yurduna gönderdiniz,

-On binlerce insanın evini yurdunu yuvasını terk etmesine yol açtınız evsiz yurtsuz endişe içinde bıraktınız,

-İnsanların evlerini, mülklerini, gelirlerini ellerinden aldınız, geçim kaynaklarını kurutup açlıkla boğuşturdunuz,

-Ölenlerin cenaze namazını engelledi, cenaze aracı vermedi, hainler mezarlığına gömülmesini istediniz,

-İşkenceyle barsaklarını parçaladınız, kafasını duvara çarptınız, günlerce soğuk su tutup, psikolojilerini yıktınız,

-İşkencede eşini kendine gösterdiniz,  karısına kızına tecavüzle tehdit edip, işkenceyle suç kabul ettirdiniz,

-Masum insanları her gün en çirkin karalama kampanyaları düzenleyip, onurlarıyla oynadı itibarsızlaştırdınız,

-Birkaç saat süren senaryoyu kullanıp aileleri ile birlikte yaklaşık 4 milyon insanı mağdur ettiniz,

-Yolsuzluklardan kurtulmak için kirli yapılarla anlaşıp asker-polis-hâkim-savcı-akademisyen kıyımı yaptınız,

-Ele geçirdiğiniz medya ve devlet kadrolarıyla muhaliflerinizi yalan ve iftiralarla karaladı sahte suçlar ürettiniz,

-Delilsiz pasaport vermediniz olanlara el koydunuz, seyahat-emeklilik-tazminat sağlık güvencelerini yok ettiniz

-Masumları toplumdan tecrit etti, akraba ve komşularını ispiyonculuğa, soykırım yapmaya teşvik etti, zorladınız,   

-Tutuklananların avukatlarını tehdit etti, tutukladı, savunma hakkını ellinden aldı, objektif kararı engellediniz

-Yeni doğumdan çıkmışlar dâhil 800 ü bebekli binlerce bayanı kermes vb insani yardımıyla suçlayıp tutukladınız,

-Hamilelere düşük yaptırdı, yeni doğum yapmış kanamalı emzikli bayan ve çocuklarının sağlığını yok ettiniz,

-Üçüncü dünya ülkelerinden yasadışı yöntemler kullanıp iş adamı ve eğitimcileri aileleriyle kaçırdı tutukladınız,

-Hukukta karşılığı olmayan saçma tezlerle yüz binlerce masum insanı suçladı zulmettiniz,

-Ülkenin önde gelenleri dâhil yüzlerce işadamını eğitime yaptığı katkılarla suçladı mal varlığını gasp ettiniz,

-ABD de devlet imkânlarıyla kirli örgütler kurup adam kaçırma planları yaptı ülkenin itibarın yok ettiniz,

-Ülkeyi Kuzey Kore düzeyine düşürülme pahasına kirli siyasi amaçlarınız için interpolü kullanmaya kalktınız,

-Bir yandan insanları delilsiz suçlamalarla yargılarken bir yandan bütün ihaleleri yandaşlarla paylaştınız,

-Devlet çarklarını kara para aklama, petrol kaçakçılığında, cihatçıları beslenme, ülkeleri karıştırmada kullandınız,

-Muhaliflere olmadık suçlar üretirken, hırsızlık suçlarından hesap vermediniz, soruşturanları cezalandırdınız,

-Tüyü bitmemiş yetim hakkı dediğiniz halde ülke kaynaklarını birer birer satıp kendi kesenize aktardınız,

-Büyük bir pişkinlikle her gün ayrı senaryo uydurdu, rol yaptınız, onlarca yalanla toplumu kandırdınız,

-Aynaya baktığınızda kendinizden utanmanız gerekirken utanma ve ar duygusunu tamamen kaybettiniz.

Çaman yazısında bütün bunları saydıktan sonra Erdoğan ve ekibini ekin tarlasına dadanmış hayata ve olumlu şeylere dair ne varsa tüketen çekirge sürüsüne benzetiyor. Ülkenin yetiştirdiği en iyi hocaları doktorları, askerleri, bilim insanlarını, gazetecileri, hukukçuları, öğretmenleri kermes yapan ev kadınlarını vb insanlık için olumlu hizmet eden herkesi suçlayan örgütlü bir suç şebekesi olduklarını anlatıyor.  Hukuk ve yasalardan kopuk bu halinizle Moğol istilası ve Ermenilerin katledilmesinden sonra bu ülkenin başına gelmiş en büyük kötülük, Kanun hukuk tanımaz lanet bir eşkıya rejimisiniz diyor.

Çocuklar bile yaptığı yanlıştan dolayı utanırken sizler ne zaman utanç duygusuyla birlikte insanlığınızı kaybettiniz, iktidardan gelecek üç kuruşluk gelir için nasıl yalana kulluk edebiliyorsunuz hiç mi kendinize karşı saygınız yok, yalanlarla dolu bir rejimin maşalığını yüzünüz kızarmadan sürdürüyorsunuz, ekmeğe ve emeğe karşı saygınızı nasıl yitirdiniz? Sizler ülke her gün bir uçuruma sürüklenirken nasıl dünyevi menfaatler için tüm olanlara destek veriyorsunuz diyerek güç şehvetine kendini kaptırıp insanlığını kaybetmek üzere olan partilileri yeniden insan olmaya davet ediyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ