Bağımsız yargının sonu

Türkiye'de yargının bitişinin hazin hikayesi..
Göksel İlhan/TR724

17/25 Aralık soruşturmalarından sonra Türk yargı sisteminde kuvvetler ayrılığı ilkesi ciddi biçimde sekteye uğratıldı. Meclisteki sayısal çoğunluktan da istifade ile iktidar tarafından yargının ele geçirilmesine yönelik bir dizi adımlar atılarak yasal düzenlemeler yapıldı. Bu yazıda, bu düzenlemeler eşliğinde, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti yargısının iktidar eliyle nasıl yok edildiğini okuyacaksınız.

İlk Müdahale HSYK’ya yapıldı

-İlk olarak 27 Şubat 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6524 sayılı Yasa ile HSYK ‘da görev yapan Genel Sekreter başta olmak üzere tüm idari kadroları değiştirildi. Sonradan Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi iptal etse de görevden alınan kadroların geri dönüş yolu kapalı kaldığı için HSYK’nın idari kadroları, daha o günden ‘yürütme ile uyumlu’ hale getirildi.

-Eylül 2014’te, HSYK’ya Yargıtay ve Danıştay’dan beş üye atandı.

-12 Ekim 2014 tarihinde yapılan ve 10 HSYK üyesinin belirleneceği HSYK seçimlerine yürütmenin güdümündeki Yargıda Birlik Platformu (YBP) adı verilen gayri resmi bir oluşumla müdahale edildi, yargı mensuplarına maaş zammı sözü verilerek, kimilerine Yargıtay/Danıştay üyelikleri vaat edilerek, kimilerine ise (disiplin soruşturmalarının işleme konulacağı, mevcut ünvan/makamların geri alınacağı, tayin/sürgün vb) tehditlerde bulunulmak suretiyle seçmen iradesine etki edilerek seçimlerin YBP tarafından kazanılması sağlandı.

-Nitekim seçimlerin kazanılması ile birlikte, “yürütme ile uyumlu çalışacağını” deklare eden ve yürütmenin etkisi altındaki YBP’ye bağlı üyelerin ağırlıklı olduğu HSYK tarafından bağımsızlık ve hâkimlik teminatına aykırı olarak yüzlerce hakim ve savcı hakkında atama, yetki ve görevden alma kararları verildi.

Proje Mahkemeler kuruldu
-28 Haziran 2014 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasa ile Sulh Ceza Hakimlikleri kuruldu ve HSYK’nın 16 Temmuz 2014 tarihli kararı ile bu kadrolara yandaş hakimler atandı.
-Diğer yandan “proje mahkemelerin” devamı olarak, Hizmet Hareketine yönelik yargılama yapmak üzere üst mahkemelerin teşkiline karar verildi. Başta operasyon merkezi olan İstanbul’da 13 ve 14 no’lu Ağır Ceza Mahkemeleri olmak üzere, farklı şehirlerde bir kısım Ağır Ceza Mahkemelerine terör suçlarına bakma konusunda görev verildi. Bu mahkemelerin mevcut başkan ve üyeleri de değiştirilerek, “proje” mahkemelerin yapılanması tamamlandı.

Yüksek yargının yapısı değiştirildi
-Siyasi iktidar tarafından Yargıtay ve Danıştay ile ilgili yasa değişiklikleri yapıldı, Yargıtay’da yeni daireler ihdas edildi, dairelerin oluşumu ve görev dağılımı konusunda yeni düzenlemeler getirildi. Daha sonra yürütmeyle uyumlu çalışan HSYK tarafından Yargıtay’a 144 yeni üye atandı.

-Bu sırada terör suçlarına bakmakta olan Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne de müdahale edilerek bu görev yeni oluşturulan 16. Ceza Dairesi’ne verildi. Bu Daire’nin üyeleri YBP’ye üye olan Yargıtay mensupları arasından seçildi.

Bu şekilde proje mahkemeler tüm safhalarıyla birlikte oluşturularak harekete geçirildi.

Artık siyasi iktidarın muhalif gördüğü kimseler hakkında herhangi bir delil olsun veya olmasın örgüt veya mahkûmiyet kararı aldırmasının ve bu kararı kesinleştirmesinin önünde hiçbir engel kalmamıştır.

Hâkimler ve savcılar, güçlü bir siyasi baskı altında, yolsuzlukla mücadele bitti
-Çok sayıda hâkim ve savcının  görev yerleri, istekleri dışında değiştirildi.

-Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı, yüksek mahkeme hâkimlerinin maruz kaldıkları baskı ile ilgili endişesini açıkça ifade etmişti. İktidar tarafından yapılan doğrudan eleştiriler üzerine HSYK, 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları ve MİT Tırları gibi kamuoyunca bilinen davaları yürüten hâkimler ve savcılara karşı bir dizi soruşturma açtı ve haklarında kovuşturma izni vererek dava açılmasını sağladı. Bu davalar, söz konusu hâkimlerin ve savcıların görevlerinden alınmalarına, meslekten çıkarılmalarına ve bazılarının tutuklanmalarına yol açtı.

-Özellikle, üst düzey yolsuzluk davalarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar sınırlı kaldı, hatta 17/25 Aralık 2013 tarihlerinden sonra iktidara ve iktidar partisine yönelik hiçbir yolsuzluk soruşturması yapılmadı.

Bağımsız medyaya ya el konuldu ya da sindirildi

-İktidarın baskıları sonucu gazetecilere ve muhalif medyaya yönelik adli kovuşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar ve sansür davaları arttı. Özellikle Cumhurbaşkanına hakaret, terör örgütü propagandası gibi bahanelerle on binlerce kişi soruşturmaya maruz kaldı, binlercesi tutuklandı.

-Bir dizi senaryosu nedeniyle tutuklanan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca Aralık 2014’ten beri cezaevinde tutulmaktadır. Attığı bir tweetten dolayı Sedef Kabaş’ın evi basılıp ağır cezada yargılandı. Gazeteciler Mehmet Baransu, Cevheri Güven, Murat Çapan da yine yazdıkları haberlerden dolayı tutuklandılar, yazar Sevgi Akarçeşme attığı bir tweet’e bir başkası tarafından yapılan yorum yüzünden hapis cezası aldı. Today’s Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş attığı tweetler, Gültekin Avcı ise 7 köşe yazısı sebebiyle tutuklandı.

-29 Ekim 2015 tarihinde Kanaltürk ve Bugün grubuna, 3 Mart 2016 tarihinde Zaman Grubuna kayyım atanarak iktidar tarafından fiilen el konuldu. Binlerce gazeteci işten çıkarıldı. Bu gelişmeler üzerine zaten hakkında açılmış olan terör soruşturmalarından ürken Doğan grubu kendi rızasıyla ‘Havuz’a atladı.

-En çarpıcı örneklerden biri, gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün yaptıkları haber nedeniyle terör örgütüne yardım ve casusluk suçlarından tutuklanmaları olayıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldığı bir TV programında “Bedelini ödeyecek, öyle bırakmam” dedikten kısa bir süre sonra “proje” Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandılar. Silivri Cezaevinde 3 ay kaldıktan sonra Anayasa Mahkemesi’nin şaşırtan bir kararıyla tahliye edildiler. Anayasa Mahkemesi, bu karar nedeniyle ‘uymuyorum, saygı da duymuyorum’ diyen Erdoğan’ın hedefi olmaktan kurtulamadı. Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticileri, haksız yere tutuklandı.

-Daha dün İçişleri Bakanlığı, terörle mücadele kapsamında, sosyal medya paylaşımları sebebiyle 6 ayda 3.710 kişi hakkında adli işlem yapıldığını, bunlardan 1.656’sının tutuklandığını, 1.203’ünün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını kimlikleri tespit edilen 10 bin kişi hakkında soruşturma devam ettiğini açıkladı.

-BTK tarafından binlerce internet sitesine mahkeme kararına bile gerek duymaksızın idari tedbir kararı verilerek erişim engeli getirildi. Binlerce sosyal medya hesabı yasaklandı.Yargı üzerinde, yürütmenin etkisi altında bulunan ve hatta yürütmeye bağlı bir kurum gibi faaliyet gösteren HSYK marifetiyle oluşturulan baskı ortamı, farklı dönemlerdeki örnekleriyle kıyas kabul edilemez oranda arttı ve bugün artık yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

İlk defa hakimler verdikleri kararları nedeniyle tutuklandı!
Kimi yerlerde tutuklamaya sevk etmeyen savcılar veya tutuklama kararı vermeyen hakimler disiplin soruşturmasına tabi tutularak ya tayin edildi ya sürgüne uğradı.
Örneğin Şanlıurfa’da görevli olup tutuklu 3 polis memuru hakkında tahliye kararı veren Hakim Habil Karaman 27 Nisan 2015 tarihinde görevden uzaklaştırıldı ve kendisi ile birlikte Adli Yargı Komisyon Başkanı Mustafa Gürbüz hakkında soruşturma açıldı.
28 Nisan 2015 tarihinde İzmir’de tutuklu iki emniyet müdürü hakkında tahliye kararı veren Hakim Serdar Ergül hakkında soruşturma izni ve görevden uzaklaştırma kararları verildi.
İstanbul’da görevli hakimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer, vermiş oldukları yargısal kararlar nedeniyle 30 Nisan 2015 tarihinde tutuklandılar.
Bununla da yetinilmeyip, HSYK Genel Sekreteri Bilgin Başaran bu olayın hemen akabinde “tahliye kararı verilecek olursa o kararı verecek hakimlerin de tutuklanacağını” kamuoyuna açıklamaktan çekinmedi.
Yine adı geçen hakimler hakkında işlem yapılması konusunda Cumhurbaşkanının “geç kalındı” şeklindeki sözlerine karşılık, görevden uzaklaştırma kararı veren HSYK 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz’ın özür dilemiş olması da bağımsız olması gereken yargının yürütme karşısında bağımsızlığını nasıl yitirdiğine ilişkin hazin örneklerinden biri olarak tarihteki yerini aldı.

Saray’a bağlanan yüksek yargı, Erdoğan’la çay toplamakta
Yargıtay, Sayıştay, Danıştay, Askeri Yargıtay, uyuşmazlık mahkemesi başkanları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gezilerine katılıp, onun muhalefeti sert şekilde eleştiren sözlerini alkışlayınca, ‘yürütme ile uyumlu yargı’ tartışması alevlendi.
Bu tartışmanın alevi yükselirken HSYK tarafından yaz kararnamesi çıkarıldı. Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu düzenleyen yasa maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’nde dava açan hâkim, sürgün gibi daha küçük bir ile atanırken, Erdoğan’a hakaret gerekçesiyle resen harekete geçen savcı Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili yapıldı.  Erdoğan’ın yazlıkları diye bilinen ‘Urla villaları’ için yürütmeyi durdurma kararı veren yargıç mahkeme başkanlığından üyeliğe düşürülürken, 17/25 Aralık soruşturmasına katılan savcı, polis ve diğer kamu görevlileri için soruşturma yapan, dava açan, mahkûmiyet veren savcı ve hâkimler önemli üst görevlere atandılar.

Sonuç itibariyle gelinen noktada yargı, HSYK eliyle yürütmeye bağlanmış, yürütmenin istediği soruşturmaların yapıldığı veya istenmediği soruşturmaların kapatılarak yargı denetiminden kaçırıldığı bir hukuk düzeni oluşturulmuştur.

Yürütmenin istediği doğrultuda karar vermeyen hakim-savcıların görev yerleri ve yetkilerinin değiştirilmesine, haklarında soruşturma açılmasına, görevden uzaklaştırılmalarına ve tutuklanmalarına kadar varan bütün bu işlemlerden de anlaşılacağı üzere, yürütmenin ve yürütmenin etkisi altındaki HSYK’nın istemediği biçimde karar vermek ve artık yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ