TSK kontrolü altındaki bölgelerdeki insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulabilir

Irak’ta sivil ölümü nedeniyle Hollandalı askerler AİHM’de mahkum oldu. Karar, Suriye’de belli bölgelerde denetimi sağlayan Türkiye için de alarm anlamı taşıyor.



Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin “Azhar Sabah Jaloud ve Hollanda” Kararı Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?


Bold Medya'dan Fatih Yurtsever'in haberine göre Irak Sivil Savunma Birliği askerleriyle 6 Hollanda askerlerinden oluşan bir tim, 21 Nisan 2004 tarihinde Irak’ın güneydoğusunda bulunan kontrol noktasında dur ihtarına uymayan Azhar Sabah Jaloud’u ateş ederek öldürdü.

Jaloud’un yakınları, askeri prosedürlere uymayarak ölüme sebebiyet vermekten Hollandalı askerler hakkında AİHM’e dava açtılar. Hollanda, Temmuz 2003-Mart 2005 tarihleri arasında İstikrar Gücü çerçevesinde Irak’ta asker bulundurmuştu.

Açılan dava üzerine Hollanda, olayın Irak’ta geçtiği ve askerlerinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1483 numaralı kararı doğrultusunda Irak’ta bulunduğu ve statülerinin “işgalci güçler (occupying power)” olarak değerlendirilemeyeceğini gerekçe göstererek, askerlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 1’inci maddesi gereğince yargılanamayacağı öne sürdü. Hollanda’nın iddiasına göre; kendi askerleri İngiltere tarafından komuta edilen Güney Doğu Çok Uluslu Tümeni emrinde bulunduğu için Jaloud’un öldürülmesi olayında bölgede “etkin bir kontrole” İngiltere sahip olduğu için sorumluk da İngiltere’ye ait olmalıydı. Ayrıca, Hollanda, Irak’ta asker bulundurduğu süre zarfında Irak hükumete ait kamu görevlerinden herhangi birini de üstlenmemiş olmasını AİHM’de yargılanmaması gerektiğine dair delil olarak öne sürmüştü. 2003 yılından sonra da hukuki yaptırım gücü Irak Hükumetine geçtiği için bölgede yaşanan insan hakları ihlalleri ile ilgili sorumluluk da Irak Güvenlik Güçleri’ne ait olmalıydı.

Ancak; Hollanda’nın hukuki argümanlarına rağmen AİHM mahkemesi Azhar Sabah Jaloud’un öldürülmesi olayından Hollanda’yı sorumlu tuttu. Mahkeme kararında, kontrol noktasındaki sorumluluğun Hollanda askerlerinde olması ve Irak Sivil Savunma Birliği’ne mensup askerlerin, Hollandalı tim komutanını emrinde hareket etmesi etkili oldu. Türkiye şuanda insani gerekçeler ve güvenlik kaygıları nedeniyle Suriye’nin kuzeyinde bazı bölgeleri fiili olarak kontrolü altında tutuyor, bu bölgelere vali ve emniyet müdürü atıyor, kamusal hizmetleri yerine getiriyor. Bu bölgelerde zaman zaman Türkiye’nin birlikte hareket ettiği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi milis ve cihatçı yapıların iştirak ettiği insan hakları ihlalleri yaşanıyor. Peki Türkiye, yakın gelecekte AİHM’de Azhar Sabah davasında gündeme getirilen benzer suçlamalar ile karşı karşıya kalabilir mi?

Uluslararası hukukta devletlerin, sadece kendi topraklarında işlenen insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğuna dair bir görüş hakim. Bununla birlikte, gerek Uluslararası Adalet Divanı ve AİHM’in verdiği bazı kararlarda devletler, başka bir ülkenin topraklarında işlenen insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutulabiliyor. Eğer bir ülke icra edilen bir askeri harekat nedeniyle başka bir ülkenin toprağında kontrolü ele geçirmişse kontrol süresince yaşanan insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutulabiliyor. “Loizidou v Türkiye” davasında, AİHM mahkemesi, Kuzey Kıbrıs’ta askeri harekat sonrasında kontrolü ele geçiren Türkiye’nin, Titina Loizidou’nun mülkiyetine erişmesini engellemesini gerekçe göstererek insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetmişti. Bu karar AİHM’in bu konuda verdiği tek karar da değil. “Pisari v Moldova” ve Rusya davasında, Rusya askerlerinin Moldova’da bir kontrol noktasında bir gencin ölümüne sebebiyet vermesinde Rusya’yı sorumlu tutmuştu. Benzer bir diğer davada ; AİHM Ermenistan’ı, askeri kontrolü sağladığı Dağlık Karabağ bölgesinde bulunan bir grup Azeri’nin kendi topraklarına dönememesindeki sorumluluğu nedeniyle ile mahkum etmişti.

Bu bağlamda verilebilecek son örnek ise; askeri kontrol tam olarak sağlanamasa bile, askeri harekatı icra eden devletin yaşanan insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğu ile ilgili. AİHM “Al-Skeini ve Diğerleri v İngiltere”davasında, cinayetle suçlanan iki Iraklı’nın İngiliz askerleri tarafından yargılanarak idam edilmesi olayında İngiltere’yi suçlu buldu.

Öte yandan ülkeler kendi askeri tarafından işlenen suçlardan sorumlu oldukları gibi, kendi kontrolleri altında harekat icra veya harekat katılan grupların işledikleri veya sebep oldukları insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutuluyor.

TÜRKİYE ÖSÖ’NÜN İŞLEDİĞİ SUÇLARDAN SORUMLU TUTULABİLİR

Türkiye bu noktada gelecekte yaşanabilecek büyük bir hukuki sorun ile karşı karşıya. Suriye’nin kuzeyinde TSK’nın ÖSO ile birlikte harekat icra ettiğine, maaş verdiğine dair hükumet medyası ve Anadolu Ajansında sayısız habere yer verilmesi, bizzat Erdoğan tarafından yapılan işbirliğine yönelik açıklamalarda bulunulması, uluslararası medyanın da gündemine düşen ve ÖSO mensuplarınca işlenen tecavüz, soygun ve gasp gibi suçlarının gelecek yıllarda Türkiye’nin AİHM nezdinde açılacak davalarda suçlanmasına neden olabilir.

Zira, Human Rights Watch, bazı ÖSO mensuplarının, yargısız infaz, yağmalama ve tecavüz gibi birçok insan hakları ihlallerinde bulunduğu ve Türkiye’nin bu iddiaları soruşturması gerektiğini yayımladığı raporlarında ifade ediyor. TSK şimdiye kadar katıldığı uluslararası harekatlarda sergilediği hukuki duruşla hep takdir topladı. Ancak, ÖSO bulunan bazı kişilerin, savaş hukukundan habersiz hareket ettiği, şiddete meyilli oldukları, savaş suçu kapsamında değerlendirilebilecek ve Türkiye toplumunun gelenekleri ile tamamen çatışan bazı fiilleri işledikleri bilinen bir vakıa.

Ancak, 2016 yılından itibaren Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde ÖSO gibi radikal unsurları bünyesinde barındıran bir yapı ile işbirliği yapması, tarihsel açıdan da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin işleyiş prensiplerine ters olduğu gibi, bu grupların işledikleri suçlar nedeniyle yılların birikimi olan olumlu müktesebatının da kirlenmesine neden oluyor. Türkiye; AİHM Azhar Sabah Jaloud ve Hollanda” kararı başta olmak üzere verdiği diğer kararların da işaret ettiği gibi, Suriye’de ÖSO gibi radikal unsurlarca işlenmiş ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle ağır tazminatlar ile sonuçlanabilecek yargılamalara maruz kalabilir.


KAYNAK: BOLD MEDYA
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ