Gergerlioğlu: Baro başkanlarının Metin Feyzioğlu’ya sırtını dönmesi ne anlama geliyor?

"Baro başkanları direndiler ve kazandılar. Baro başkanları, direniş ve sivil toplum kazandı, zalimlik kaybetti, iktidar kaybetti, direnenler kazandı. Bu hepimiz için moral oldu. Herkese adalet, özgürlük kavramlarının önemini gördük.”


İnsan hakları savunucusu, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hak ve Hukuk’ta AKP ve MHP’nin Avukatlık Kanunu'nda ve baroların seçim sisteminde değişiklik yapmak istemesine tepki olarak Ankara'ya yürüyen çok sayıda baro başkanının kente girişinin engellenmesini ve HDP’nin geçen hafta gerçekleştiren demokrasi yürüyüşünü değerlendirdi.

Gergerlioğlu, baro başkanlarının direniş alanına gelen Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’ya sırtını döndüklerini de hatırlatıyor ve “Avukatlar, Metin Feyzioğlu’ya tarihî bir cevap verdi. Feyzioğlu’nun yaşadığının ileride tüm hukuksuzlukları görmezden gelenler için bir işaret fişeği olacağını hatırlatalım. Bugün kendi menfaatleri için yapılan hukuksuzluklara göz yuman, zalim iktidarlara payanda olan kişiler, yarın öbür gün büyük mahcubiyetler yaşayacaktır” diyor.


Gergerlioğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Türkiye demokrasi ve hukuk değerleri ayaklar altında. Her geçen gün insani ve gelişim endekslerinde irtifa kaybeden Türkiye, oldukça kötü bir yere düşmeye başladı. Bunlar objektif verilerle desteklenen dünya endekslerinde daha da kötüye gidiyor olduğumuz bir görüntü var karşımızda. Buna herkes isyan ediyor. Buna sanatçılar, siyasetçiler, hukukçular, akademisyenler isyan ediyor. Toplumun her kesimi bu kötü gidişatı görüyor.Peki AKP nasıl halen ayakta?

Erdoğan yılların verdiği bir iktidar deneyimiyle iktidarda durmaya çalışan bir lider. Bunun için her şeyi yapabilen, her türlü gayri ahlaki taktiğe başvuran bir lider maalesef. Bütün bunlardan dolayı maalesef sivil toplum büyük bir sıkıntıda, siyaset büyük bir sıkıntıda. Bu nedenle gelinen aşama oldukça üzücü bir nokta.

Geçen hafta ne oldu? HDP yürüyüşüne katılan bir milletvekili olarak anlatayım… Edirne’den Ankara’ya, Hakkari’den Ankara olan bir yürüyüştü bu. Tüm Türkiye’yi kucaklamaya çalışan bir yürüyüştü. HDP son kongresiyle de yönünü net bir şekilde belirledi. Kendisine aşırı baskılar yapılan bir parti olarak kendi kabuğuna çekilmeyi reddetti. Bütün bu baskılar karşısında zor olan bir şeyi yaptı. Türkiyelileşme geleneğini devam ettirdi. Zaten Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan HDP seçmeni aslında makul ve mantıklı olarak düşündüğü zaman Kürt meselesini Türkiyelileşme metoduyla çözmek dışında başka bir yol olmadığını görüyor. Bazen öfkelenip duygusal tepkiler vererek içine kapanma yönünde isteklerde bulunabiliyor. Türkiye’nin dört bir tarafına Kürt meselesinin anlatılması ve HDP’nin de Türkiye’nin tüm meselelerine çözüm bulması anlamını taşıyan Türkiyelileşmenin HDP için vazgeçilmeyecek bir metot olduğunu herkes anlayabiliyor.

HDP’nin yürüyüşü öncesi çok kaygılar vardı. Provokasyonlar olacak yürüyümeyin deniliyordu, dost düşman herkes bunu söylüyordu. Yürümek en temel insan hakkı. Sivil toplum bunu kavgacı olmayan, barışçıl, demokratik ve hukuki sınırlarda olmak üzere kullanmalı. Bunun önünde engel olunmamalı. HDP yürüyüşünü gerçekleştirdi. Ufak tefek sürtüşmeler dışında ciddi bir provokasyon olmadı. HDP de provokasyona fırsat vermemeye çalıştı. Edirne’den ve Hakkari’den Ankara’ya gelen grup anlaşma ve uzlaşma yolunu tercih etti. HDP tüm engellemelere rağmen bunu başardı. 

Türkiye’nin kötü tablosuna paralel olarak bir başka bir yürüyüş daha başlıyordu. Meclis’te baroların yetkilerini çok kısıtlayacak, seçim yöntemlerinde iktidara fırsat verecek, baroları etkisizleştirecek seçim yöntemine karşı büyük bir reaksiyon gösterdiler. Ankara girişinde engellendiler. Sert polis müdahalesi ile karşılaştılar. Baro başkanını döven polis manzaraları Türkiye adına utanç vericiydi. Ankara’da şiddetli sağanak yağmur altında beklediler. Bir özel inşaat şirketinin önünde durmuşlardı ve o şirketin sahipleri dahil polisin kışkırtmasıyla baro başkanlarının orada ayrılmasını istiyor. Bunlar sivil toplum adına utanç vericiydi. Bu baro başkanları belki o özel inşaat şirketinin gasp edilen haklarını savunacaktı. Bu toplum bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın dediği müddetçe bu zorba iktidarlardan kurtulamaz. Herkese adalet ve özgürlük talep etmedikçe, birimizin hakkı için hepimiz mücadele etmedikçe, herhangi bir yere ulaşamaz bu toplum. Avukatların direnmelerinin sonucu olarak İçişleri Bakanlığı yasağı bitirdi ve avukatlar Anıtkabir’e yürüdü.

Yılın çarpıcı görüntülerden biri de iktidara bir dönem muhalefet eden ancak daha sonra kendi çıkarları için yandaş bir siyaset izleyen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, baro başkanlarıyla zıtlaşmıştı. Metin Feyzioğlu’ya sırtını dönen baro başkanları onu mahcup ettiler, düşünün bir kuruluşun başkanısınız, şubelerinizin ve mesleğinizin hakkını savunmuyorsunuz. İktidara payandalık etmeye çalışıyorsunuz. Bu, Metin Feyzioğlu için çok onur kırıcı bir karşılık oldu. Avukatlar, Metin Feyzioğlu’ya tarihi bir cevap verdi. Feyzioğlu’nun yaşadığının ileride tüm hukuksuzlukları görmezden gelenler için bir işaret fişeği olacağını hatırlatalım. Bugün kendi menfaatleri için yapılan hukuksuzluklara göz yuman, zalim iktidarlara payanda olan kişiler, yarın öbür gün büyük mahcubiyetler yaşayacaktır.

Sonuçta baro başkanları direndiler ve kazandılar. Baro başkanları, direniş ve sivil toplum kazandı, zalimlik kaybetti, iktidar kaybetti, direnenler kazandı. Bu hepimiz için moral oldu. Herkese adalet, özgürlük kavramlarının önemini gördük.”

Kaynak: Ahval
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ