Erdoğan Ergenekon’u erken hamleye mi zorluyor?

Erdoğan rakiplerine saldırmadan önce onları köşeye sıkıştırmayı, seçeneksiz bırakmayı, harekete geçmezlerse kaybedeceklerine inandırmayı, çatışmayı kendi istediği zamanda yapmayı tercih ediyor.
BOLD MEDYA'dan Fatih Yurtseven'in haberine göre;

Darbe Tartışmalarının Arkasında Ne Var?

Havuz medyası ve hükumete yakın odaklar tarafından yeni darbe olacağına dair haberler yoğun bir şekilde gündemi işgal etmeye devam ediyor. En son Pakistan ziyareti dönüşü Cumhurbaşkanı Erdoğan da yaptığı açıklamalar ile darbe tartışmalarına dahil oldu. Peki ne oldu da askeri ve yargı vesayetini tarihinin çöplüğüne gönderdiğini iddia eden bir lider ve onun savunucuları yeni bir darbe tartışmalarını gündeme tutmaya çalışıyorlar?


Olaylara tarafsız bakabilen herkesin açıkça görebileceği üzere 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra Türkiye’de rejim ve devlet yerle bir edildi. Ancak yerine yeni bir rejim ve düzen kurulamadı. Devlet mafyatik bir anlayışla Erdoğan ve çevresinin iktidar ve menfaatini korumak için hem içte hem de dışta kullanılan bir aparat haline geldi. Eski rejimini kurucu unsurları daha önce kendilerine ait olan ancak Turgut Özal döneminden itibaren yavaş yavaş ellerinden çıkan devlet kurumlarının onların tabiriyle Kara Türklerden temizlenmesi için bu çöküşe hem ortak hem de payanda olmayı tercih etti. Onlara göre devlette bu büyüklükte bir tasfiyeyi ancak arkasında halk desteği olan Erdoğan gibi bir lider yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu. Ancak kimse çöküşün bu kadar büyük olacağını ve Erdoğan’ın 20 yılda devleti çok iyi tanımanın verdiği özgüvenle kendisini ve iktidarını emniyete alacak mekanizmaları inşa edebileceğini hesaba katmamıştı.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bir zümrenin devlet ve ekonomideki varlığını diğer tüm unsurlara karşı korumak için kurulan, zaman zaman da dünyada yaşanan değişim ve dönüşüme göre kendisini yeniden konumlandıran Ergenekon yapılanması, 2000’lerden sonra dünyadaki değişimi doğru okuyamadığı için kendisini yenileyemedi. Davalar nedeniyle yaşadığı şoktan sonra yeniden hayat bulmak için İran ve Rusya üzerinden kendisini yeniden organize etme yolunu seçti. Erdoğan ve Ergenekon’un yolları bu noktadan sonra kesişti. Ergenekon ortak düşmana karşı Erdoğan’a hem içeride hem de dışarıda iş birliği yapmayı teklif etti. Erdoğan’da içerisinde bulunduğu açmaz nedeniyle bunu seve seve kabul etti. Birbirinden hazzetmeyen iki ortak zaman zaman düşük yoğunluklu bir çatışma içinde olsalar da bugüne kadar gelebilmeyi başardılar.

Ancak hem Suriye’de yaşanan tıkanma hem de dünya dengelerinde yaşanan değişim ve Türkiye’de sistemin çökmek üzere oluşu bu ortaklığın devamını imkânsız kılıyor. ABD Türkiye ile ilişkilerini daha önce olduğu gibi asker üzerinden sağlam bir zeminde götürmek istiyor. Son NATO Savunma Bakanları Toplantısında görüldüğü üzere Hulusi Akar hem NATO hem de ABD için Türkiye’deki en saygın kişi. Ergenekon cenahının Hulusi Akar’a bakışı malum.

Zaten darbe tartışmalarını ateşleyen RAND raporunda sözü edilen orta seviye subayların rahatsızlığı başta Hulusi Akar üzerinden komutanların etki altına alınması ve siyasi irade ile kurulan yakın ilişki. 2019 YAŞ kararlarında Hulusi Akar bu konumu kullanarak Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan askerlerin bir bölümünü sistem dışına çıkarmıştı. Gidişat bu şekilde devam ederse kalan diğer kişilerinde 2020 YAŞ Toplantısında sistem dışına çıkarılacağını söylenebilir. Erdoğan da Hulusi Akar üzerinden yapılan bu tasfiye işlemine şimdiye karar ses çıkarmadı. Hulusi Akar şu anda Erdoğan için Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıklarını kontrol altında tutmak için elverişli bir aparat. Ergenekon hamle yapmadığı takdirde kan kaybedeceğini biliyor.

Bu noktada “Fetö”nün siyasi ayağı tartışmaları gündeme geliyor. Ergenekon için Erdoğan’ın etki altına alınmasını sağlayacak en etkili yol siyasi ayak tartışmaları. Bu tartışmanın bir diğer yönü de Abdullah Gül desteğindeki Ali Babacan hareketinin siyasi ayak üzerinden engellenmesinin hedeflenmesi. Devlet Bahçeli tarafından başlatılan siyasi ayak tartışmasının aslında hedefi Ali Babacan hareketiydi. Abdullah Gül’ün Karar Gazetesine verdiği röportajda ifade ettiği gibi, Türkiye’nin Parlamenter sisteme geri dönmesi şu anda Başkanlık Sistemi üzerinden iktidar ortağı olan MHP’nin sonu demek. Üstelik dünyada daha açık ve gelişmeleri daha yakından takip eden ve Devletin çökeceğini gören enkaz altında kalmak istemeyen daha ılımlı eski rejim yanlıları için tek kurtuluş yolu; bir koalisyon halinde parlamenter sistemin geri getirilmesi, devletin restore edilmesi. Bu hem Erdoğan hem de Ergenekon’un radikal kanadı diyebileceğimiz kanadı için en kötü senaryo.

Bu çerçevede Erdoğan darbe tartışmalarını gündeme tutarak şunları hedefliyor. İlker Başbuğ gibi muhafazakâr tabanda karşılığı olmayan, halk nezdinde askeri vesayetin temsilcisi olarak tanınan bir asker ile CHP’nin birlikte hareket etmesi ve siyasi ayak tartışmasını başlatması CHP’yi daha ulusalcı bir çizgiye çekerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ali Babacan ve Abdullah Gül ile aynı zeminde koalisyon yapmasını zorlaştıracaktır.

Erdoğan’ın en büyük siyasi yeteneği kendi rakiplerini kendisi seçmesi ve oyunu buna göre kurması. Dünya finans piyasalarının güvenini kazanmış dünyada ucuz para bolluğu yaşanan bir dönemde Ali Babacan gibi bir rakip yerine, Kemalist cepheye karşı mücadele vermek ve kendi kitlesini buna göre motive etmek ve darbe tehlikesini sıcak tutmak için bir askeri vitrine koymak Erdoğan için daha kolay bir hal tarzı.

Erdoğan rakiplerine saldırmadan önce onları köşeye sıkıştırmayı, seçeneksiz bırakmayı, harekete geçmezlerse kaybedeceklerine inandırmayı ve bu sayede çatışmayı kendi istediği yer zamanda yapmayı tercih ediyor. Darbe tartışmalarını gündeme tutarak Ergenekon ekibini zamanın aleyhlerine işlediğine, Ordu’da tasfiye yapacağına ve büyük güç unsurlarını kaybedeceklerine inandırmaya çalışıyor. Dershane tartışmalarında cemaate yaptığını, darbe tartışmaları ile Ergenekon’a yapmaya çalışıyor.

17-25 Aralık soruşturmalarını Erdoğan kendisine darbe yapıldığını söyleyerek savuşturmayı başarmıştı. Erdoğan 15 Temmuz da Ergenekon’un operasyonel gücünü ve neler yapabileceğini yakından gördü. Kendisine karşı yapılacak herhangi bir faaliyeti darbe olarak nitelendirebilmesi için darbe söylemini sıcak tutması gerekiyor.

Suriye’den şehit haberleri geldikçe “bizim Suriye ne işimiz var” sorusu daha çok sorulmaya başladı. Ancak bu sorunun askerler tarafından sorulması Erdoğan için istenilen bir durum değil. TSK’yı felç etmenin yolu darbe tartışmalarını gündemde tutmaya bağlı. Erdoğan askerden gelecek çatlak sesleri bu yola kesmeyi hedefliyor.

Sonuç olarak Erdoğan ve Ergenekon koalisyonu elbirliğiyle devletin içini boşaltılar. Enkaz çöktü çökecek. Altına kalmak istemeyenler suçu birbirine atıp olaydan sıyrılmaya çalışacak. Çatışma bu yönüyle kaçınılmaz. Çatışmanın galibini taraflara kimin dışarıdan destek vereceği belirleyecek. Erdoğan şartlara uyum sağlama konusunda Ergenekon’dan daha iyi. Ergenekon Rus ve İran istihbaratının desteğiyle sahada çok farklı faaliyetler yapabilecek kadro ve tecrübeye sahip. Bakalım sarkaç bu sefer nerede duracak.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ