Bülent Korucu'nun yazısı: Erdoğan misyonerlerini atadı!

"Medyayı tek sesli hale getirip muhalefete tamamen kapatmak, Erdoğan açısından hataydı. Muhalefete, ambargoyu aşmak için tek seçenek kaldı ve o seçenek Erdoğan’ın handikapına dönüştü."

AKP 7. Büyük Kongresini yaptı. İster erken, ister zamanında olsun seçime gideceği kadroları belirledi. Gerçi AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağı solu belli olmaz; yerel seçimlerden hemen önce ‘metal yorgunluğu var’ gerekçesiyle Ankara, Bursa, Balıkesir ve İstanbul başta olmak üzere birçok belediye başkanını istifaya zorlamıştı. Bir öfke nöbetinde aynı gece hem Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı görevden alıp hem İstanbul Sözleşmesini ‘fesih ettiğini’ açıklaması gibi sürprizler yaşanabilir. Türkiye’nin öngörülebilir ve dolayısıyla yatırım yapılabilir olmaktan çıkmasının sebebi de bu. Cumhurbaşkanı Erdoğan her an yeni çılgınlıklarla şaşırtabilir. Bu yüzden herkes “Biz şu andaki fotoğrafı okuyoruz” şerhiyle konuşuyor.

Kongre günü sıcağı sıcağına salonu ve Erdoğan’ın konuşmasındaki mesajları Nöbetçi Editör programında yorumlamıştım. ‘Manifesto açıklayacak, 2023 projeksiyonu sunacak’ diye büyük beklenti oluşturulan konuşma ve kurultay, ortalama bir grup toplantısının ötesine geçemedi. Ne manifesto duyduk ne de yeni bir vaat gördük. Erdoğan hikayesini tüketen bir adam, yeni şeyler söyleyemeyince eskileri tekrarlayıp duruyor.


Kongrede masaya yatırılması gereken tek konu Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’na yapılan atamalar. Normal şartlarda söz konusu kurullara seçimle gelinir. AKP’de ise prosedürü tamamlamak adına bir oylama yaptı. Alternatif liste, genel merkezin listesini delme girişimi gibi kongre normalleri bir yana, kimin ne kadar oy aldığını bile bilmiyoruz. Başka partilerde bir anlam ifade eden ‘en çok oyu alarak seçilmek’ türü cümleler kurulmadı haliyle. Alfabetik sıraya göre dizilmiş bir kağıttan ibaret MKYK. Yine de hem içerik hem de şekil itibariyle üzerinde durulmayı hak ediyor.

MKYK üyesi sayısının 50’den 75’e yedeklerin ise 25’ten 35’e çıkarılmasının ve Erdoğan’ın tabiriyle yedeklerin de asil gibi kabul edilmesinin birkaç sebebi var. Öncelikle şu durum tespitini yinelemek lazım: Genel başkan yardımcıları dahil hepsi sembolik makamlar, hiçbiri yetki ve inisiyatif sahibi değil. Güya özerk Merkez Bankası Başkanı’nın bile yetki kullanamadığı bir ortamda, aile şirketine dönmüş partide yönetimden söz edilemez. Seçilenlerin tek işlevi Erdoğan’ın mesajlarını kılcallara kadar ulaştırmak, bir anlamda misyonerlik yapmak.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener sahada ve popülaritesi giderek artıyor. Yeni kurulan DEVA ve Gelecek Parti de aynı yolu izliyor. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu salgına rağmen halka dokunacak mesafede duruyor. Medyayı tek sesli hale getirip muhalefete tamamen kapatmak, Erdoğan açısından hataydı. Muhalefete, ambargoyu aşmak için tek seçenek kaldı ve o seçenek Erdoğan’ın handikapına dönüştü. Hal böyle olunca kartvizitine ‘MKYK üyesi’ yazdırma ayrıcalığı tabana ulaşma ihtiyacına göre dağıtıldı.

MHP’yle koalisyon yanında HDP’nin seçilmiş vekil ve başkanlarına uygulanan düşman hukuku Kürtleri küstürdü, hatta öfkelendirdi. Abdurrahman Kurt ve Abdürrahim Fırat gibi isimlerin tercih edilmesinin amacı Kürtlere ulaşmak. Kurt, Diyarbakır’da etkin bir isim ve eski milletvekili; Fırat ise Şeyh Said’in torunu. Ailenin bazı fertleri farklı zamanlarda partilerin vitrininde yer aldı. Abdülmelik Fırat, gerçek anlamda ve aktif siyaset yapan isimdi, onun yıldızı AKP’yle hiç barışmadı.

Abdullah Öcalan’dan mektup, Osman Öcalan’dan mülakat getirmek işe yaramadı. Erdoğan biri iki muhafazakar Kürdü sahaya sürerek Kürtleri tavlayacağını sanıyor ama yanılıyor; İstanbul seçimlerinde yanıldığı gibi. AKP’nin kurucusu ve uzun yıllar hem yönetici hem milletvekili olarak görev yapan Dengir Mir Mehmet Fırat’ın içinde bulunduğu onlarca Kürde siyaset yasağı isterken hiç tutmayacak bir proje. İşin trajikomik yanı Fırat’la birlikte hayatta olmayan iki eski vekil hakkında daha yasak istenmesi.

Erdoğan’ın tabana ulaşma adına atadığı ulakların bir kısmı eski gömlekdaşları yani Milli Görüş’e yakın isimler. İstanbul İl Başkanlığını Osman Nuri Kabaktepe’ye teslim ettikten sonra bu eğilim sürpriz değil. Oğuzhan Asiltürk’le iş tutarak Saadet Partisi’ni yanına çekmeyi başaramadı. Kurumsal birlikteliği sağlayamasa bile tabanı kazanmayı hesaplıyor. Bizzat öncülük ettiği İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı da o kitleye uzatılmış bir havuç.

Listede önemli bir başlık altında yer alan diğer grup ise kaybedenler kulübü.

İstanbul, Ankara ve Antalya gibi kale sayılan şehirlerde seçimleri kaybeden Binali Yıldırım, Mehmet Özhaseki ve Menderes Türel yanında İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak ve Ankara İl Başkan yardımcısı Cem Şahin de MKYK’da yer buldu. Yenilginin faturası adaylara ve teşkilata kesilmediğine göre herhalde YSK’ya kesilecek!

İstanbul il başkanlığını almak için abartılı kampanyalar düzenleyen Metin Külünk, eski bakan Bekir Bozdağ, Ayşe Böhürler, Şamil Tayyar gibi isimler bit pazarına yağan nur kapsamında.

Erdoğan, gazetecilere dağıtılan konuşma metninden uzunca bir bölümü okumadan atladı. Ve o bölüm İstanbul Sözleşmesi’ni savunanları, inançlarımıza saldırmak ve sapkınlıkları gündeme getirmekle suçluyordu. Erdoğan gelgitler yaşıyor ve böylesine bir dengesizliğin ülkeye faturası her geçen gün büyüyor.

Bülent Korucu / Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ