Uluslararası hukuk ve insan hakları alanında çalışmalar yürüten Justice Square, 2025 yılı Türkiye Raporu’nu yayımladı. Raporda, Türkiye’de son yıllarda derinleşen insan hakları sorunları; yargı bağımsızlığı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve cezaevi koşulları başlıkları altında ele alınıyor.
Yargının bağımsızlığı
Rapora göre Türkiye’de yargı sistemi, bağımsız ve tarafsız bir denetim mekanizması olma niteliğini kaybetmiş durumda. Çalışmada, özellikle muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve sivil toplum temsilcilerine yönelik soruşturma ve davalarda yargının siyasi süreçlerle iç içe geçtiği değerlendirmesi yapılıyor.
AİHM kararları ve kanunilik ilkesi
Rapor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasına özel bir bölüm ayırıyor. Özellikle Yalçınkaya/Türkiye kararında vurgulanan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin iç hukukta gözetilmediği ifade ediliyor. ByLock verilerinin otomatik ve belirleyici delil olarak kabul edilmesinin, bireysel değerlendirme ve somut delil gerekliliğiyle bağdaşmadığı belirtiliyor.
Öğrencilere yönelik soruşturmalar
Gaziantep, İstanbul ve İzmir merkezli operasyonlara değinilen raporda; 2016 yılında henüz çocuk yaşta olan bazı üniversite öğrencilerinin, birlikte ders çalışmak, ev paylaşmak veya Erasmus programına katılmak gibi yasal faaliyetler nedeniyle “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla karşı karşıya kaldığı kaydediliyor. Bu uygulamaların orantılılık ve bireysel sorumluluk ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurduğu aktarılıyor.
Ekonomik ve sosyal dışlanma
Raporda, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin ve onlara iş imkânı sağlayan özel işletmelerin “Kod 37” benzeri uygulamalarla sistematik biçimde dışlandığı belirtiliyor. Bu durumun, kişilerin ekonomik ve sosyal hayata katılımını fiilen engellediği ve “sivil ölüm” olarak tanımlanan bir sürece yol açtığı ifade ediliyor.
Seçilmiş yerel yöneticilere yönelik süreçler
Rapor, başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere bazı seçilmiş belediye başkanlarına yönelik yürütülen soruşturmaların ve açılan davaların demokratik temsil üzerinde baskı oluşturduğunu kaydediyor. Görevden uzaklaştırma kararları ile siyasi yasak ihtimallerinin seçmen iradesi açısından kaygı verici olduğu belirtiliyor.
İfade özgürlüğü ve medya alanı
Çalışmada, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yaptırımları, sosyal medya platformlarına getirilen erişim engelleri ve gazetecilere yönelik tutuklamalar sonucunda kamusal tartışma alanının daraldığı aktarılıyor. Bağımsız medya kuruluşlarının hukuki ve ekonomik baskılarla karşı karşıya olduğu vurgulanıyor.
Cezaevlerinde sağlık hakkı
Raporda, ağır hasta tutukluların durumuna da yer veriliyor. İbrahim Güngör ve Süleyman Yıldırım’ın sağlık durumlarına ilişkin raporlara rağmen tahliye edilmedikleri ve bu durumun yaşam hakkı açısından risk oluşturduğu belirtiliyor.
Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz























