Yönetmen Emin Alper, tutuklu isimler Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını hatırlatarak “Hapishanedekileri düşündükçe kahroluyorum” dedi.
Alper, yeni filmi ‘Kurtuluş’un Berlin Film Festivali’nde galasında İsrail’in soykırım yaptığını söyleyerek Gazze’yi anmıştı.
Yönetmen, festivalin jüri başkanı yönetmen Wim Wenders’ın uyarısına aldırış etmeden “Gazze’de soykırım yaşanıyor” demişti.
T24’ten Murat Sabuncu’ya konuşan Alper, bu konuşmasını da hatırlatıp şunu dedi: “Keşke aynı dürüstlüğü İslamcı aydınlar, kendine demokrat diyen İslamcı aydınlar da sergilese ve sadece Müslüman dünyadaki hak ihlallerine değil kendi ülkelerindeki hem Kürtlerin hem Türklerin yaşadıkları hak ihlallerine ses çıkarabilselerdi.”
Alper şunları söyledi;
”Türkiye’deki siyasetçiler her fırsatta Batı’nın ikiyüzlülüğünden bahsederler ama aynaya bakıp kendi ikiyüzlülükleriyle yüzleşmek istemezler. Bir yandan kendi vatandaşlarını baskı altında tutup dünyanın çeşitli yerlerinde ezilen halklar için güya hak savunuculuğuna soyunurlar. Bu dünyanın her yeri için hemen hemen geçerli.
‘Hapishanedekileri düşündükçe kahroluyorum’
(Çiğdem Mater’in) Görüşmecileri aracılığıyla haberleşiyoruz tabii. Annesi Nadire Mater aracılığıyla da arada mesajlaşıyoruz. Yani gerçekten hapishanedekileri düşündükçe kahroluyorum. Hatta Berlin’e giderken gerçekten kimden bahsedeceğimizi bilemez hale geldiğimizi konuştuk. Kendi aramızda konuşuyorduk nasıl bir politik duruş sergileyeceğiz diye.
Çiğdem’den mi bahsedelim, Tayfun’dan (Kahraman) mı bahsedelim, Can’dan (Atalay) mı bahsedelim, Osman Kavala’dan mı bahsedelim, (Selahattin) Demirtaş’tan mı bahsedelim, (Ekrem) İmamoğlu’ndan ve arkadaşlarından mı bahsedelim?
Yani öyle bir hale geldik ki gerçekten bize verilen o kürsüyü kimin için kullanacağımızı bilemez hale geldik. Ve durum giderek de maalesef kötüleşiyor. Biz elimizden geleni yapacağız tabii ki. Buradayız ve burada kaldığımız sürece de elimizden geleni yapıp direnmeye devam edeceğiz.
Bu dönemde morale ve dayanışmaya ihtiyacımız var ve ben de çok duygulanıyorum insanların bu şekilde sergilediğimiz dayanışmadan kendilerine moral bulduklarını gördükçe.
‘Umut etmemi sağlayan en önemli şey genç kuşağın duruşu’
(….) Gerçekten yaşadıklarımızla baş etmek çok zor. Ben özellikle 2016’dan beri Türkiye’de politik olarak yaşadığımız baskıyı düşündükçe şunu hatırlıyorum; yani “Artık ülke yaşanmaz oldu”yu 100-200 kere söylemiş olabilirim.
Ama buna rağmen yaşamaya devam ediyoruz. Travmatik anları bir şekilde ancak unutarak yaşamaya devam ediyor belki de kitleler. Sağlıklı unutmanın yanında her zaman bir sağlıklı hatırlamayı da galiba eklememiz gerekiyor onun yanına yeri geldiğinde.
Yeterince ders alabilsek, yeterince hatırlayabilseydik daha 20’nci yüzyılın ortalarında yaşanmış büyük vahşeti hatırlatabilsek ve yeni kuşaklara anlatabilseydik şu an içinde bulunduğumuz gidişata belki “Dur” diyebilirdik. Ama maalesef hem biz unutuyoruz hem kendi deneyimlerimizi yeni kuşaklara galiba aktarmakta çok zorlanıyoruz.
Şu karamsar bir sonuç olur tabii. Her kuşak yeniden felaketleri yaşayarak mı öğrenecek? Yani umarım böyle olmaz. Umarım felaketleri yaşamadan bu durumdan döneriz. Biz tecrübelerimizi yeni kuşaklara aktarabiliriz. Türkiye’ye dair umut etmemi sağlayan en önemli şey genç kuşağın duruşu. Bu iktidar artık muhafazakar gençler arasında da sempati ve onay üretmekte zorlanıyor.”























