Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘kayyım rektör’ protestosu 5’inci yılını doldurdu. Akademisyenler bugün bir kez daha rektörlüğe sırtını dönerken öğrenciler de kampüste yürüdü.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’nce AKP’den milletvekili adayı olan Melih Bulu, 2021 Ocak’ta atanmış, Bulu, yedi ay sonra görevden alınmıştı. Rektörlüğe 2021 Ağustos’taysa Bulu’nun yardımcısı Naci İnci rektör olarak atanmış, görev süresi dolunca Eylül 2025’te bu atama tekrarlanmıştı.
Boğaziçili akademisyenler ‘kayyım rektör’e karşı 5 Ocak 2021’den beri eylemde.
Akademisyenler bugün de rektörlük binasına sırtını döndü.
Protesto öncesinde Güney Kampüs’ün girişine çevik kuvvet barikat kurdu. Kampüste de sivil polisler protestoyu kayda aldı.
Akademisyenler, Güney Meydan’da şu açıklamayı yaptı:
”Bugün 5 Ocak 2026. Bundan beş yıl önce, 2021 yılı ocak ayının ilk gece yarısı Melih Bulu, tepeden inme bir Cumhurbaşkanlığı atamasıyla Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmıştı. Askerî darbe dönemlerini çağrıştıran ve kurumun iradesini hiçe sayan bu atamayı siyasi güdümlü diğer idari ve akademik görevlendirmeler ve birçok hukuksuz ve usulsüz uygulama izledi.
İlk müdahaleden yedi ay sonra Melih Bulu görevden alınarak yardımcısı Naci İnci, öğretim üyelerinden yüzde 95 güvensizlik oyu almasına rağmen aynı şekilde tepeden inme bir kararla üniversitemize rektör olarak atandı. Naci İnci yönetimi, beş yıla yakın süredir usulsüz ve siyasi kadrolaşma hamleleriyle, türlü baskı ve mobbing taktikleriyle Boğaziçi Üniversitesi’ni yönetmeye ve dönüştürmeye çabalıyor. Kuruma verdiği tüm hasarlara rağmen İnci, 2025 Eylül’ünde cumhurbaşkanı kararıyla ikinci kez rektörlüğe atandı.
‘Atanmış rektörlük bir azınlık iktidarı olarak varlığını sürdürüyor’
Müdahalenin altıncı yılına girilirken Boğaziçi Üniversitesi’nin atanmış rektörlüğü hâlâ kurumun gerçek bileşenlerinden kopuk, çalışanlarına ve öğrencilerine karşı hasmane tavır içinde, sırtını siyasi otoriteye dayamış bir azınlık iktidarı olarak varlığını sürdürüyor.
‘Hukuksuzluklar’ sıralandı
Geçen beş yıl içinde Boğaziçi Üniversitesi’nde sayısız hak ihlali yaşandı. Üniversitenin senato ve üniversite yönetim kurulu gibi üst yönetim yapılarına hukuk dışı yollarla el konuldu. Kurumun demokratik, katılımcı ve şeffaf yönetim yapısı yerle bir edildi. Öğrencilerimiz hapse atıldı, şiddete maruz bırakıldı, mesnetsiz disiplin soruşturmalarıyla yıpratıldı ve kimliklerinden dolayı hedef gösterildi.
Bölümlerin verdiği yüksek lisans kabullerinin iptal edilmesi gibi yollarla öğrencilerin akademik hayatlarını sürdürmeleri engellendi. Birçok idari personelimiz işten çıkarıldı, sürgün edildi ya da emekliliğe zorlandı; yerlerine çoğu deneyimsiz ve bir kısmı da usulsüz yöntemlerle işe alınan 650’den fazla yeni personel atandı. Sayıları 60’ı aşan öğretim üyemiz görevlerinden uzaklaştırıldı veya kurumdan ayrılmak zorunda bırakıldı.
Birimlerin talep etmediği ve onaylamadığı 120’den fazla ‘kişiye özel’ akademik kadro ataması tepeden inme şekilde yapıldı. Emekli öğretim üyelerinin ve mezunların kampüslere girişi yasaklandı. Siyasi saiklerle hareket eden kayyım idaresi, bu beş sene boyunca hayalindeki aşırı merkeziyetçi ve baskıcı yönetim modelini üniversitemizde hâkim kılmaya çalıştı. Kamu üniversitesi geçmişi 55 yıl olan bu kurumda benzeri görülmemiş bir akademik ve idari şiddet ortamı yarattı.
‘Özgür, özerk ve demokratik bir üniversite ideali için mücadele veriyoruz’
Bizler, birbirinden farklı görüşlere, birikimlere ve uzmanlıklara sahip Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak beş yıldır haksızlıklara karşı hep birlikte, kararlılıkla direniyoruz; ortaklaştığımız ilkeler uğruna, kurumun ve onu var eden öğrencilerin geleceği için, özgür, özerk ve demokratik bir üniversite ideali için mücadele veriyoruz.
Ancak biliyoruz ki yaşanan siyasi baskılar ve hak ihlalleri yalnızca Boğaziçi Üniversitesi’ndeki işgal sürecine özgü değil; üniversitemize yapılan saldırı daha geniş bir kuşatmanın ve kurumsal çöküşün parçası. Kurumumuza yapılan yıkıcı müdahaleler, Türkiye yükseköğretimi genelinde yaşanan büyük bir krizin, siyasi saiklerle yürütülen kapsamlı ve sistemli bir tasfiye sürecinin parçası ve çarpıcı bir göstergesi. Bugün üniversite kurumu özelinde tüm ülkenin geleceği yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya.
Görüyoruz ki içinde bulunduğumuz dönemde Türkiye’de özerk anayasal bir kurum olması gereken üniversitenin kendini yönetme ve karar alma yetkileri elinden alınıyor. Bilimsel üretimin temelini oluşturan özgür düşünce iklimi yok ediliyor. Dikey hiyerarşi ile yeniden kurgulanan üniversiteler, iktidarın çıkar ve gündemlerine doğrudan tabi kılınıyor.
Görüyoruz ki bilgi üretimi ve aktarımı gibi temel işlevlerin ikincil plana atıldığı bu yeni vesayet düzeninde üniversite kurumu bilinçli olarak vasıfsızlaştırılıyor ve nitelik değiştiriyor; üniversite, kayyım veya kayyım benzeri idarelerin hâkim olduğu, tek bir merkezden emir ve talimatlarla yönetilen bir siyasi aparata dönüştürülüyor. Bu şartlar altında ülkemizde üniversitenin, bilimsel gelişmeyi mümkün kılan, eleştirel ve yaratıcı düşünceyi besleyen bir kurum olarak varlığını sürdürmesi tehlike altında.
Kamuya hatırlatmak isteriz ki yükseköğretimde yaşanan bu otoriterleşme ve niteliksizleşme süreci durdurulmadığı, başka bir deyişle üniversitelerin çöküşü önlenmediği durumda, bilginin, uzmanlığın ve liyakatin adının anılmadığı, en temel hizmetlerin bile aksadığı, en önlenebilir zararların kaçınılmaz hale gelerek yinelendiği ve güvensizliğin tam hâkim olduğu bir ortamda yaşayacağız.
‘Bu yıkım projesine karşı durmaya devam edeceğiz’
Bugün Türkiye demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin ve anayasal hakların askıya alındığı, kurumların varlık ve bütünlüğünün tehlike altında olduğu bir dönemden geçiyor. Bu zor dönemde de Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak tüm gücümüzle demokrasiyi savunmaya, özgür ve özerk üniversite için mücadele etmeye, bu yıkım projesine karşı durmaya devam edeceğiz.
Direnişimizin beşinci yılını tamamlarken Türkiye’de üniversiteleri ve demokratik kurumları hedef alan tüm baskıcı müdahalelere karşı eleştirel duruşunu koruyan, yapılanları kayda geçiren ve sorgulayan, korkmadan sesini çıkaran ve ülkenin geleceğine sahip çıkan herkesi ayrı ayrı selamlıyoruz.
Kamuoyuna ilkelerimizin arkasında olduğumuzu, insan haklarına, bilimsel düşünceye saygılı, demokratik bir üniversite ortamı kurulana kadar bu direnişten vazgeçmeyeceğimizi yeniden ve ilk günkü kararlılığımızla duyurur, bu mücadeleyi öğrencilerimize, mezunlarımıza, tüm topluma olan borcumuz olarak gördüğümüzü yinelemek isteriz. Türkiye’de özgür, özerk, demokratik ve katılımcı ilkelere dayalı bir üniversite ideali gerçekleşene kadar, kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz.”
Akademisyenler, okula giremeyen meslektaşlarıyla buluştu
Akademisyenler açıklamanın ardından okula girişleri yasaklı diğer Boğaziçi akademisyenleriyle Güney Kampüs kapısında buluştu.
Yürüyüş boyunca “Kayyımlar gidecek biz kalacağız”, “YÖK, polis, medya, bu abluka dağıtılacak”, “Naci İnci rektörümüz değildir” sloganları atıldı.
Yürüyüşe CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, EMEP Genel Başkan Yardımcısı İskender Bayhan da destek verdi.
Öğrencilerin açıklamasındaysa özetle “Özgür, özerk ve demokratik üniversitemizi geri alacağız. Kayyımlar gidecek, biz kalacağız” dendi.























