Süreç komisyonun, ortak raporu oy çokluğuyla kabul etti. DEM parti rapora şerh koyarak kabul oyu verirken, TİP ve EMEP dışındaki tüm partiler de kabul oyu verdi. Böylece rapor 2 ret, 1 çekimser oyla; oy çokluğu ile kabul edilmiş oldu. Komisyonda CHP’li Türkan Elçi, çekimser oy kullandı. Elçi’nin faili meçhul cinayetlerle ilgili vurgu olmaması sebebiyle çekimser kaldığı öğrenildi.
Son kez toplanan komisyona başkanlık eden TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bugün oylanan raporun 7 ana başlık altında hazırlandığını söyledi. Ortak raporun bir af düzenlemesi niteliğinde olmadığının altını çizen Kurtulmuş, “Komisyon çalışmaları, toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihî sorumluluğun bir yansımasıdır. Bugün terör meselesinde tarihî bir dönemden geçiyoruz, Gazi Meclis’imiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz üstlenmiştir. Türkiye, küresel güçlerin hilafına, bölgede barışın öncüsü olmaya devam edecektir” dedi.
Kurtulmuş, 88 saatlik mesai ve 4 bin 199 sayfalık tutanakla hazırlanan raporun, PKK’nın fesih ve silah bırakma sürecinden demokratikleşme adımlarına kadar geniş bir çerçeve sunduğunu belirtti. Rapora göre, yürütülen süreçte görev alanlar, komisyonun toplantılarına katkıda bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlara da yasal güvence sağlanacak.
Komisyonda kritik eşik
TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5 Ağustos 2025’te başladığı çalışma sonucunda ortak raporunu tamamladı.
Taslak rapor, “Komisyon Çalışmaları, Komisyonun Temel Hedefleri, Türk Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökleri ve Kardeşlik Hukuku, Komisyonda Dinlenen Kişilerin Mutabakat Alanları, PKK’nın Kendisini Feshetmesi ve Silah Bırakması, Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri ve Demokratikleşme İle İlgili Öneriler ve Sonuç ve Değerlendirme” bölümlerinden oluşuyor.
Son şekli verilen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporda, yasal düzenlemelerin toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmaması gerektiği vurgulandı. Raporda AYM ve AİHM kararlarına uyulması, silah bırakan PKK’lıların topluma kazandırılması için “amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici” yasal düzenleme de önerildi.
Kronolojik ek listesiyle birlikte 60 sayfadan oluşan raporda komisyon çalışmaları, sunumlar ve uzlaşılan öneriler sıralandı. Raporda; AİHM ve AYM kararlarına uyulması, silah bırakan PKK’lılar için yürütülecek yasal süreç ve infaz yasasına ilişkin düzenleme önerilerine yer verildi.
Raporda kayyım uygulamasına da değinilerek; “Belediye başkanının, kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi önerilmektedir” denildi.
Komisyon, haftalar süren bu ortak rapor çalışmasının ardından bugün TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında 21’nci kez toplandı.
Kurtulmuş toplantının açılışında şöyle konuştu:
“Bugün terör meselesinde tarihî bir dönemden geçiyoruz”
“Komisyonumuzun bugün 21. toplantısını icra ediyoruz. Toplantımızda titizlikle hazırlamış olduğumuz raporun burada komisyon üyelerimizle bir kez daha değerlendirilmesi hem de kamuoyuyla paylaşılması için toplantımızı gerçekleştiriyoruz.
Rapor sonuç ve değerlendirme kısmıyla sona ermektedir. Bu ana raporun eki olarak da beş tane ek yapıldı, yapılacak bugüne kadar. Bunlardan birisi Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’muzun üyeleri, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışma usul ve esasları, komisyondaki siyasi partiler tarafından sunulan raporların dijital nüshalarının web sitesi linkleri ve QR kodları ile kamuoyuyla paylaşılması. Şimdiki kadarki 20 toplantının özetleri, dinlenen kurum, kuruluş temsilcileri ve kişilerin listesi. Bu 21. toplantımızda partiler adına söz alacak olan değerli arkadaşlarımızın konuşmaları da konuşmalarını da içeren tutanak tam şekliyle bu 21. toplantının özeti olarak ekin sonunda yayınlanacaktır.
Ben de müsaadenizle şimdi bu konuyla ilgili yaptığımız çalışmaları da ihtiva eden takdim konuşmamı gerçekleştiriyorum. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihi sorumluluğun bir yansımasıdır, ifadesidir.
Halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar, Gazi Meclis’imizin yasa yapıcı ve denetleyici niteliği ile ele alındığında kalıcı bir çözüm ufku kazanmaktadır. Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz.
Gazi Meclis’imiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz üstlenmiştir. Kardeşliği büyüten her adımı destekliyoruz. Türkiye küresel güçlerin hilafına bölgede barışın öncüsü olmaya devam edecektir.
Rapor 7 bölümden oluşuyor
Rapor 7 bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde komisyonun temel hedefleri, üçüncü ana başlığımızda kardeşlik hukuku, dördüncü başlığımız mutabakat alanları, beşincisi PKK’nın kendisi feshetmesi, altıncısı yasal düzenlemeler, yedincisi ise demokratik düzenlemelerdir. Bu ana raporun eki olarak 5 ek yapıldı.
“Komisyon Çalışmaları” başlıklı birinci bölümde komisyonun çalışma süreci anlatılmakta; ikinci bölümde komisyonun temel hedefleri çerçevesinde yapılan tartışmalar ve vurgular yer almakta; üçüncü ana başlıkta Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri ve kardeşlik hukuku ele alınmakta; dördüncü başlıkta komisyonda dinlenen kişilerin söylem analizlerinden hareketle ortaya çıkan mutabakat alanları değerlendirilmektedir. Beşinci bölüm PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması sürecine, altıncı bölüm sürece ilişkin yasal düzenleme önerilerine, yedinci bölüm ise demokratikleşmeye ilişkin önerilere ayrılmıştır.
“Acılarımızı inkar etmeden geleceği birlikte korumak kararlılığı”
Coğrafyamızı bir asır önce etnik, mezhebi ve dini farklılıklar üzerinden bölmeye çalışanların yine aynı hedef peşinde koşmalarını engellemek için terörün tamamen ortadan kaldırılması, tam manasıyla kalıcı barış ve huzur ortamının sağlanması tarihi bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bölgemizde bugün yaşanan istikrarsızlık, adaletsizlik ve demokratikleşme sorunları emperyal müdahalelerin bıraktığı derin izlerin birer sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşmedir. Türkiye küresel emperyal güçlerin hilafına bölgemizde bütünleştirici politikaların öncüsü olmaya devam edecektir.
Güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda Türkiye’nin iç kalesini tahkim ederek bölgesinde kalıcı barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkan ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, planlarını etkisiz hale getirecek bir dönemi başlatacaktır. Milletimiz dağılma ve parçalanmayı durduracak bozguncu emellerden daha güçlü bir birlik, kardeşlik ve bütünleşme iradesine sahiptir.
“Türkiye, iç kalesini tahkim ederek bölgede barış ve istikrarı sağlayacak”
Böylesi bir dönemde devletlerin egemenliğini, güvenlikleri ve toplumsal bütünlüğü aynı irade çizgisinde tutabilme kudreti üzerinden değerlendirmek gerekir. Küresel sistemin her krizde ne yazık ki en fazla yıpranan alanı insan onuru ve hukukun üstünlüğü olurken, adaleti sağlama gücü zayıflayan her yapı toplumda umut yerine yeni kırılganlıklar meydana getirmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması ve çatışma alanlarının genişlemesi ülkemize çok yönlü sorumluluklar yüklemektedir.
Türkiye’nin iç kalesini tahkim ederek bölgede barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkan ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Türkiye küresel güçlerin hilafına, bölgede barışın öncüsü olmaya devam edecektir.
İçeride millî dayanışmamızı derinleştirirken bölgemizde barış sağlamaya yönelik çabalar, refahın artırılması ve adalet duygusunun güçlendirilmesiyle birlikte üstlenilmesi gereken yeni vazifeler olarak önümüzde durmaktadır. Ülkemizde kardeşlik, esenlik ve toplumsal barışı büyüten her sözü ve her adımı en güçlü şekilde desteklemekteyiz.
Bu mesele farklılıkları derinleştiren ezber kalıplarla değil, basiretli bakış, samimi yaklaşım ve kararlı adımlarla çözüme kavuşacaktır. Bu konu, varlığımızı ve yarınımızı ilgilendiren niteliğiyle dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının konusu asla olamaz. Dar siyasi çıkarların ve risk hesaplarının çok ötesinde bir realitedir.
Türkiye’nin iç kalesini tahkim ederek bölgede barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkan ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Milletimiz dağılma ve parçalanmayı durduracaktır. Alınan tedbirler hukukla sağlam bir şekilde ilerleyecektir. Kardeşliğimizi güçlendiriyoruz. Komisyon, acılarımızı inkar etmeden geleceği birlikte korumak kararlılığın açık bir ifadesidir.
Türkiye’de terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok boyutlu, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmaktadır. Siyasal meşruiyetin, toplumsal kabulün ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir. Öte yandan dünyamız, uluslararası kurumların meşruiyet tartışmalarıyla çöküşe geçtiği, kural bazlı uluslararası sistemin yerine güçlerin kendi kurallarını dayattığı bir döneme doğru hızla ilerlemektedir.
“Rapor af düzenlemesi niteliğinde değildir”
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarihi sorumluluğunu Meclis zeminine taşınması için tescil edilmiş komisyondur. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu acılarımızı inkar etmeden geleceğimizi birlikte kurmanın iradesidir.
Komisyon raporumuz bir nihayet değil bilakis atılan ve atılacak adımların mihenk taşı kabul edilmelidir. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte ülkemiz için tehir edilemez yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.
Rapor bir af düzenlemesi niteliğinde değildir. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu acılarımızı inkar etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığının açık bir ifadesidir. Bu çerçevede zaman geçse de acıları geçmeyen kayıpları unutmadan hatıralarına saygıyla sahip çıktığımızı vurguluyoruz. Komisyonumuz milletimizin her türlü düşünceyi baskıdan, ön yargıdan ve çekincelerden ari biçimde ifade edebilecek kabiliyete, irfana ve olgunluğa sahip olduğunu da göstermiştir. Ortak akıl ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşım benimseyerek uzlaşı zemininden uzaklaşmadan meseleler derinlikli biçimde tartışılabilmiş, ele alınabilmiştir. Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanında büyüyen huzur talebi ve örgütün silah bırakmasına dönük gelişmeler Meclis’imizin temsil gücünü daha görünür kılan bir istişareyi gerekli kılmıştır.
Elinizdeki rapor komisyon çalışmalarının olgunlaştırdığı müşterek idraki belirginleştirme amacı taşımaktadır. Partilerimizin raporun ekinde yer alan raporlarında okunması okunmasını kolaylaştıracak kavramsal bir çerçeve sunmaktadır. Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları her bir partinin kendi siyasal duruşunu bir tutum belgesi şeklinde kamuoyuyla paylaşan birer politika belgesidir. Türkiye modeli olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri milli iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmekte, kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyet alanının genişlemesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi ve demokrasinin ilerlemesi ve refahın kalıcı biçimde büyümesi birbirini tamamlayan tek bir bütünün parçaları olarak ele alınmaktadır. Rapor, devlet aklıyla millet vicdanını koruyan, toplumsal barışın kalıcı zeminini koruduğuna işaret etmektedir.”
Kurtulmuş’tan siyasi parti liderlerine teşekkür
Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarında yapılacak demokratik değişiklikler de yüce Meclisimizin sorumlulukları arasındadır. Komisyonumuzun adını oluşturan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi hedefi bu adımların atılması ile birlikte nihayete erecektir.
Bu çerçevede sorunun çözümü için ilk ve önemli adımları atarak meselenin bir devlet politikası olarak benimsenmesini sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, yaptığı kritik ve yol gösterici çağrılarla sürecin başlamasını sağlayan Sayın Devlet Bahçeli’ye, komisyona başta milletvekillerinin temsilini sağlamak olmak üzere samimi destek veren genel başkanlar Sayın Özgür Özel, Sayın Tuncer Bakırhan, Sayın Tülay Hatimoğulları, Sayın Mahmut Arıkan, Sayın Ali Babacan, Sayın Ahmet Davutoğlu, Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Sayın Muhammed Ali Fatih Erbakan, Sayın Erkan Baş, Sayın Seyit Aslan, Sayın Önder Aksakal ve Sayın Gültekin Uysal’a da hassaten teşekkürlerimi ifade ediyorum.
Geçmiş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanları, bakanlar ve ilgili kamu kurumlarının temsilcileri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı, şehit aileleri ve gaziler, sivil toplum temsilcileri, baro başkanları, hukuk çevreleri, insan hakları örgütleri, işçi ve memur sendikaları ile işveren temsilcileri, akademi camiası, düşünce kuruluşları, emekli güvenlik mensuplarımızın temsilcileri, gençlik ve kadın sivil toplum kuruluşları gibi alanlardan 137 kişi dinlenmiş ve bu dinlemelerin her birisi rapora büyük katkı sunmuş, raporun ufkunu genişletmiştir.
Büyük bir demokratik olgunluk ve iş birliğiyle çalışmalarını sürdüren komisyon üyesi milletvekillerimizin her birine, fedakâr gayretleriyle çalışmalarımızı kolaylaştıran idari teşkilat mensubu arkadaşlarımıza ve milletimizin doğru bilgiye erişmesi için büyük bir sorumluluk bilinciyle çalışan değerli basın mensubu arkadaşlarımıza bu tarihi görevdeki katkıları nedeniyle teşekkür ediyorum.
Sorumlu ve yapıcı tutumları sebebiyle katkı sunan herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi ifade ediyorum. Uzlaşı ve diyalog kültürünün bundan sonraki süreçte de aynı kararlılık ve samimiyetle yürütülmesini canı yürekten temenni ediyorum. En büyük teşekkürümüz desteklerini her daim yanımızda gördüğümüz ve hissettiğimiz aziz milletimizedir.
“Değerli dostum Sırrı Süreyya Önder’i minnetle yad ediyorum”
Son olarak komisyonumuz teşekkür etmeden hemen önce aramızdan ayrılan, sürecin sükûnetle yürümesi, güven zemininin korunması ve ortak aklın güçlenmesi için büyük emek veren Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz değerli dostum Sırrı Süreyya Önder’i rahmet ve minnetle yad ediyorum. Komisyon çalışmalarımız kapsamında görüşlerine başvurduğumuz, sahada insan hayatına dokunmayı kendisi için vazife bilmiş insani yardım gönüllüsü eğitimci Vahdettin Kayan kardeşimi de rahmetle anıyorum.
Milletimizin huzuru, bölgemizin istikrarı ve toplumsal barış ülküsü için sivil toplumda, siyasette ve halkımıza hizmetin farklı alanlarında emek veren her bir kıymetli insanımızı şükranla; ortak vatanımızın esenliği uğruna canını veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yâd ediyorum. Aziz hatıraları atacağımız her adımın insan onuruna, adalete ve ortak geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğu hepimize daha güçlü biçimde hatırlatmaya devam edecek.”
Kurtulmuş’un konuşmasının ardından TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt, raporun somut önerilerle ilgili 6’ıncı ve 7’inci bölümlerini okumaya başladı. Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından siyasi parti gruplarına 10 dakikalık söz verildi.
Yeni Yol Grubu: Kürt sorununda kalıcı bir çözüm için yalnızca sonuçlar değil, nedenler de ele alınmalı
İlk sözü alan Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Kürt meselesinin çözümünde “çok kritik bir eşiğin” aşılmak üzere olduğunu belirterek, sorunun çözümünde geçmişten günümüze rol alan siyasetçilere teşekkür etti.
Sürecin hedefinin sadece belli bir örgütün feshi, tasfiyesi veya silah bırakması olamması gerektiğini belirten Kaya, “Ülkemizde yeni bir başlangıca ve tüm mağduriyetlerin giderildiği, herkesin ayrım yapılmaksızın kucaklanarak büyük bir toplumsal bütünleşmeye vesile olması, grubumuzu oluşturan partilerin ortak arzusudur” dedi.
Kürt sorununda kalıcı bir çözüm için yalnızca sonuçların değil nedenlerinde ele alınması gerektiğini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:
“Bu belgenin Meclis’imizin ve kamuoyunun takdirine sunulmasından sonra siyasi partilerimiz ve milletvekillerimiz olarak bir siyasi irade ortaya koyup, raporun çerçevesini çizdiği süreç yasalarını, demokratik ve hukuk devletinde eksikliklerin giderilmesi ya da daha kâmil manada bir demokrasi hedeflenmesi için ortaya konulmuş önerilerin süratle yasalaştırılmasına dair bir eylem planını ortaya koymamız lazım. Bu raporun çok önemli çabalarla ortaya çıktığını ve tarihimizde çok önemli bir siyasi uzlaşı belgesi olduğunun farkında olarak, burada mutabık kaldığımız konuların yasalaşması sürecinin özellikle bu komisyonda bu rapora destek veren tüm partilerin ve milletvekillerinin ortak sorumluluğu olduğu inancıyla, bu raporda yer alan hususlardaki eylem planlarının yasalaştırılmasına grubumuz adına her türlü katkıyı vereceğimizi ifade ediyoruz.”
MHP’li Feti Yıldız: Komisyonun üniter devlet yapısını dönüştürme yetkisi yoktur; infaz sistemimiz yamalı bohçaya döndü
Komisyon toplantısı Kurtulmuş’un açıklamasının ardından komisyon üyelerinin değerlendirmeleriyle devam etti. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, şöyle konuştu:
“Bu süreçte söylenmedik söz kalmadı hatta partilerimize yapılmadık iftiralar da kalmadı ancak bunlara cevap vermeye bile gerek duymadık. Komisyonumuzun Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesine, temel anayasa ilkelerine, demokratik işleyişi, üniter devlet yapısını dönüştürmek gibi bir yetkisi ve misyonu yoktur. Bunun altını bir kere daha çiziyorum. Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, ülkenin resmi dil statüsü, laik cumhuriyet ilkesi üzerinde tartışma yapılamayacak ortak temel değerlerimizdir. Milletimizin tamamını kucaklayan, toplumsal barış ve huzur için terörle mücadele kanunlarından taviz vermeden, hukukun üstünlüğü ilkesinden sapmadan ve milli güvenlik gözardı edilmeden bu elimizdeki çerçeve metin hazırlanmıştır.
Siyasi, sosyolojik, dini veya etnik hedeflere ulaşmak maksadıyla şiddetin sistematik olarak tatbiki suretiyle tezahür eden terör yalnızca doğrudan hedef aldığı kurbanlar üzerinde kalmayıp daha geniş kitleler üzerinde korku ve yıldırma yaratan, psikolojik etki bırakmayı arzulayan bir insanlık suçudur. Terör olgusu çağdaş devletlerin egemenlik, güvenlik ve toplumsal istikrar kavramlarını derinden sarsan çok boyutlu bir durumdur. Terörsüz Türkiye vizyonu işte tam burada salt bir güvenlik politikası olarak görmekten ziyade devletin beka meselesidir. Demokratikleşme süreci ve ekonomik kalkınmayı da kapsayan stratejik bir hedeftir.
amu vicdanını sızlatmadan bazı düzenlemeler yapılacaktır. Öncelikle ezelden beri söylediğimiz bizim infaz sistemimiz gerçekten yamalı bohçaya dönmüştür. Bu infaz sistemimizin düzeltilmesi lazım. Burada eşitliğin sağlanması gerekir. Komisyonumuzun da ilk tavsiyeleri arasında infaz düzenlemesi gelmektedir.
“AYM ve AİHM kararlarına uymak zorundayız, ilk iş hasta ve yaşlı mahkumlarla ilgili düzenleme”
Yine bazı tartışmalara neden olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyum konusundaki itilaftır. Bu konu da Anayasamızın emri açıktır. Anayasanın 90. maddesi ortadadır elbette Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına da Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına da bir hukuk devleti olarak uymak zorundayız. Cezaevlerinde hasta ve yaşlı mahkumlar var. Bunlara zaman zaman el atılsa da yine yüzlerce kişi ya hastaneye gidememekte ya da cezaevinde kendi bakımını, hayatını idame ettirecek durumda değildir. Komisyonumuz raporunda bu konuya da değinmiştir. Meclis’imizin ilk yapacağı işler arasındadır.”
DEM Parti: ‘Terörsüz Türkiye süreci’, ‘terör belası’ gibi kavramlar kullanılmasını doğru bulmuyoruz
DEM Partili Milletvekili Cengiz Çiçek, “Bundan sonra da barış ve toplum sürecinde üstlendiğimiz tarihsel sorumlulukla hareket edeceğimizi vurguluyoruz. Tüm çabalarımıza rağmen ortak rapor tasladığında yer alan kimi kavramlar hakkında farklı düşüncelerimizi belirtmek isteriz. Komisyon ortak rappr tasladığında ‘terörsüz Türkiye süreci’, ‘terör belası’ gibi kavramlar kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Bu türden yaklaşımlar ortak rapor, uzlaşı yaklaşımına ters düşmektedir” diye konuştu.
Çiçek, “DEM Parti olarak, Öcalan’ın yaptığı çağrıya ismini veren Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırmaktayız. ‘Terörsüz Türkiye’ olarak ifade edilmesinin doğru olmadığını, komisyon ismindeki gibi ‘milli dayanışma’, ‘kardeşlik’ ve ‘demokrasi’ gibi nitelendirilmesi gerektiğimi belirtmekteyiz” dedi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyğit ise şöyle konuştu:
“Bu komisyon kurulurken aslında çok özel birkaç amaçla kurulmuştu. İmralı Hapishanesi’nde Sayın Öcalan’ı ziyaret etmiş olmasının da tarihi bir önemde olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu anlamıyla bütün bu çalışmaların her birisi içinde bulunduğumuz süreçte pozitif adımlar, pozitif gelişmeler ve sürece katkı koyan çalışmalar olarak da ele alınmalıdır. Bugüne kadar komisyon çalışmalarında her bir siyasi partinin genel anlamda yapıcı, olumlu ve sürece katkı koyan yaklaşımlarını gerçek anlamda takdir ettiğimizi ve bu konuda da her bir siyasi partiye de ayrı ayrı teşekkür ettiğimizi de ifade etmek isterim. Partimizin görüşleri ayrıca ifade edilecek.
Ama bu süreci başından beri süreci katkı veren, irade ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanı da yine MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yaparak süreçte çok önemli ve çok kritik bir eşiğin aşılmasını sağlayan Sayın Öcalan’a, siyasi partilerin bütün liderlerine ve bu komisyonda bulunan her bir müddetçiyle arkadaşımıza ve bu süreçte çok ciddi emek veren komisyonun kuruluşlarına, çalışmalarına da ciddi bir çabayı ortaya koyan zat haliyle de partim adına teşekkür ettiğimi ifade etmek istiyorum.”
CHP’li Murat Emir: Dil sorunlu, belirli bir siyasi ve sosyolojik bakış açısını içeriyor, bizi kapsamıyor
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de şöyle konuştu:
“Grubu olan 5 partinin ve diğer partilerin ağırlıklı bir biçimde katkı verdikleri barış için, demokrasi için ve Türkiye’nin hukuk standartlarının yükselmesi için bir ortak kararlılıkla emek verdikleri bir rapor yazılması önemlidir, değerlidir. Bu nedenle burada görüş ifadesi etmiş olan katkı vermiş olan ve Türkiye’nin önüne böyle bir umudu koymuş olan herkese teşekkür etmeyi bir görev sayıyoruz. Ama bunlara rağmen bizim de bu raporla ilgili eleştirilerimiz değerlendirmelerimiz olacaktır. Değerli arkadaşlar öncelikle bu raporun ilk 5 bölümünde yer alan dilin son derece sorunlu olduğunu, belirli bir siyasi ve sosyolojik bakış açısını içerdiğini, bizi kapsamadığını ifade etmeliyiz. Geç görmüş olmamız dolayısıyla çeşit eleştirilerimiz oldu, bir ölçüde yaşama geçirildi ama buradaki cümlelerin her birinin aslında belirli bir ideolojik bakışı yansıtması dolayısıyla bizi tam karşılamadığını da ifade etmek ve tutanaklara geçirmek durumundayız.
“Komisyon toplanırken de AYM ve AİHM kararlarına uyulmadı”
Ancak 6 bölüm olan yasal düzenleme önerileri, demokratikleşme önerileri bizim için ve 86 milyon için önemli bir beklenti yaratan ve Türkiye’nin hem demokrasi standartlarını yükseltecek hem de toplumsal barışımızı inşa etmeye dönük olarak Meclis’imize bir ödev yükleyecek olması, dolayısıyla bu konuyu bu konunun bu çok da büyütülmemesi gerektiğini düşünenlerdir ve bu komisyonda aslında bir umut inşa edilmeye çalışıldı ama maalesef bu komisyonun çalıştığı süre ve komisyonun öncesindeki Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ortamı değerlendirmekte yarar görüyoruz. Bu komisyon toplanırken de ve komisyon görev yaparken de anayasanın sürekli çiğnendiği, Anayasa Mahkemesi kararları ve AİHM karalarına uyulmadı.
“Komisyon, beklenen umudu doğurmadı ama üniter devlet yapısını tartışmaya açmadı”
Bu Meclis’in bir üyesi olan Can Atalay hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulduğu için gelemiyor, Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen Tayfun Kahraman’ın hala cezaevindee tutuluşu, Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutuluşu, kayyım uygulamalarında en ufak bir geri adım atılmamış olması, tutukluluk uygulamalarının peşine cezaaya dönüştürülmüş olması ve Türkiye siyasetinin adliye koridorlarından iddianamelerle, iftiracılarla dizayn edilmeye çalışılması sürecinde maalesef en ufak bir demokrasiye, hukuk devletine, adalete ait bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu karşıdan bu komisyon çalışmaları beklenen umudu doğurmamıştır, bunu da bir kez daha ifade etmek isteriz. Elbette bu komisyonumuz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Meclis’imizin özellikle kendine özgü bir komisyondur. Cumhuriyetimizin demokratik, laik anayasal yapısını koruyan ve üniter devlet yapısını tartışmaya açmayan bir çalışma yürütmüştür ve o açıdan da değerlidir.”
AKP’li Abdulhamit Gül: Bu rapor ve bu çaba bir Türkiye mutabakatıdır, bir Türkiye uzlaşısıdır
AKPi Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, komisyonda yaptığı konuşmada 5 Ağustos 2025 tarihinde başlayan çalışmalarda bugün sona gelindiğini belirtti. Gül, şöyle konuştu:
“Özellikle iktidara geldikten daha bir ay olmadan OHAL’i kaldıran, Diyarbakır’da yapmış olduğu açıklamalarla Kürt sorununun varlığını kabul eden, Türk’üyle Kürt’üyle bu ülkenin bütün vatandaşlarını bir ve beraber gören bir anlayışla konularımızı güçlü bir şekilde sürdürdük. Bu konuda bizim raporlarımızda da var, bunu da ifade etmek isterim. Her partinin tutumu aslında kendi raporunda var. Ama burada ortaklaştığımız için, ortak bir metinde elbette müzakere ederek bir ortak metin üzerinde arayışlarımız oldu. Elbette partilerin, bizim de partimizin bu konuda yaklaşımı çok açık.
“Türk ile Kürt’ü kimse ayıramadı”
Özellikle Türkiye’de birçok mesele hepimizin gözü önünde yaşandı. Ama şu olmadı: Türk ile Kürt’ü kimse ayıramadı. Birçok ülkede, birçok dünya coğrafyasında çatışmalar oldu. Ama Türk ile Kürt arasında akrabalık bağlarını, kardeşlik bağlarını, komşuluk bağlarını hiç kimse ortadan kaldıramadı. Bu bizim en güçlü yanımız ve korumamız, geliştirmemiz gereken en güçlü yanımızdır. Acıyı da sevinci de beraber yaşayan topluluklar olarak, bir millet olarak, bu ülkede yaşayan 86 milyon olarak hiçbir şekilde etnik bir çatışma asla yaşamadık. Bu topraklar kardeşliğini daha da güçlendirmiştir. O yüzden ‘Terörsüz Türkiye’de bir uzlaşma, bir ortak akıl ve demokratik katılımla daha da güçlenerek yoluna elbette devam edecektir.
“Ortaya çıkan bu rapor bir Türkiye mutabakatıdır”
Bu çalışmalarımız özellikle toplumsal mutabakatın siyasal mutabakatla sonuçlanması açısından çok kıymetlidir. Ortaya çıkan bu rapor ve bu çaba bir Türkiye mutabakatıdır, bir Türkiye uzlaşısıdır. Bu anlamda kardeşliğimizin manifestosu olma adına çok özgün bir modeldir. Bir millet projesinin millet aklı ve vicdanıyla birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daha da güçlendireceğine inanıyoruz ve bu hususta özellikle Meclis Başkanımızın bundan sonraki süreçlerde de desteğini sürdüreceğine inanıyoruz.
Ortaya konan tespit ve teyit mekanizmalarından diğer hususlara varıncaya kadar elbette tüm bu çalışmaları yaparken, şehitlerimizin emaneti olan bu toprakları onların da aziz hatırasına halel getirmeyecek şekilde çalışmalarımızı, çabalarımızı ortaya koymaya devam edeceğiz. Temel yaklaşımımız ‘Terörsüz Türkiye’ ve bölgenin ‘Terörsüz Bölge’ hâline gelmesiyle birliğin, beraberliğin, kardeşliğin daha da güçlenmesidir. AK Parti olarak, Cumhur İttifakı olarak bugüne kadar sürdürdüğümüz demokratik reformları daha da güçlendirerek çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
AKP’li Yayman: Komisyon bir tarih yazmıştır ve bir tarihin yazılmasına öznellik yapmıştır
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, bu komisyonun “bir tarih yazdığını ve bir tarihin yazılmasına öznellik yaptığını” ve önemli olduğunu söyledi. Yayman, 2009’daki demokratik çözüm sürecinde, 2013’teki çözüm sürecinde ve akil insanlar heyetinde yer almış, 2025’te de komisyon çalışmalarını takip eden bir siyasetçi olarak, aynı zamanda bir aydın ve vatandaş sıfatıyla süreci çok değerli bulduğunu ifade etti. Yayman, şu ifadeleri kullandı:
“Buradan bir Türkiye ittifakı çıkmıştır. Bir Türkiye uzlaşısı çıkmıştır. Türk demokrasi tarihinde çok önemli bir eşik aşılmıştır ve Türk demokrasisi gerçekten sorun çözme yeteneğini test etmek suretiyle çok önemli bir imtihanı başarıyla vermiştir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ve burada yürütülen işler bir devlet politikasıdır, bir millet politikasıdır ve biz tarihin doğru tarafında duruyoruz. Türkiye’de 1991 yılında Başbakan Süleyman Demirel’in ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ sözüyle başlayan bu süreçte Özal’ın, Erbakan’ın ve yine Cumhurbaşkanımızın çok önemli adımları atılmıştır. AK Parti döneminde biz bunlara sessiz devrim diyoruz. 90’lı yıllarda dile getirilen tüm bireysel ve kolektif hak talepleri tek tek yerine getirildi. 24 saat yayın yapan Türkçe radyo ve televizyondan olağanüstü hâlin kaldırılmasına, OHAL Bölge Valiliğinin kaldırılmasından DGM’lerin kaldırılmasına, Kürtçe propaganda yasaklarının kaldırılmasından Kürtçe dil kurslarına ve özel okullarda Kürtçe eğitim verilmesine, Kürt aydınlarının eserlerinin Kürtçe basılmasına kadar burada sayamayacağımız pek çok hak talebi AK Parti ve Cumhurbaşkanımız tarafından dile getirilmiş ve yerine getirilmiştir.
“Eğer Türkiye’de silahlar sözde değil özde susarsa…”
“Korkaklar zafer anıtı dikemez” diyen Yayman, sözlerini şöyle sürdürdü:
“David Hume’un söylediği gibi, eğer burada bulunduğumuz noktada duracaksak, eğer ileri gitmeyeceksek neden bu noktaya kadar geldik? Dolayısıyla buradaki uzlaşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yeni bir dil inşa etmeye, başta siyasette olmak üzere partilerimizin ve medyanın gerçekten bunun üzerinde bir kez daha durması gerektiğini ifade etmek isteriz.
Eğer Türkiye’de silahlar sözde değil özde susarsa, İmralı notlarında da ifade edildiği gibi silahlar sadece elden değil, akıllardan ve zihinlerden de bırakılırsa Türkiye’nin konuşamayacağı, Türkiye’nin başaramayacağı, Türkiye’nin atamayacağı hiçbir demokratikleşme adımı yoktur.”
“Nihai karar, Türk milletinin temsil edildiği yüce Meclis’e aittir”
AKP Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, komisyon üyelerine uzlaşmacı tutumları nedeniyle teşekkür ederek, sürecin üniter devlet yapısı ve milli birlik temelinde yürütüldüğünü söyledi. Zorlu, “Anayasal düzenimiz, Anayasamızın ilk dört maddesi ve bu kapsamdaki diğer kırmızı çizgilerimiz tartışmaya açık değildir ve pazarlık konusu yapılamaz” dedi.
Komisyonun görevinin, terör örgütünün silah bırakma ve kendini feshetme kararının hayata geçirilmesini sağlamak ve bu süreçte gerekli hukuki altyapıyı güçlendirmek olduğunu belirten Zorlu, “AK Parti olarak milli birliğimizden, anayasanın temel ilkelerinden ve devletimizin bekasından asla taviz verilmeyecektir” diye konuştu.
Hazırlanan raporun herhangi bir kişiye özel düzenleme anlamına gelmeyeceğini kaydeden Zorlu, infaz mevzuatında yapılacak olası düzenlemelerin de anayasanın temel ilkelerine bağlı kalınarak, şehit aileleri ve gazilerin vicdanını incitmeyecek şekilde ele alınacağını söyledi.
Zorlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına saygı duyulduğunu, ancak bunun egemenlikten taviz anlamına gelmeyeceğini ifade ederek, “Nitekim hukuk devleti kişilere göre eğilip bükülen bir yapı değildir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Nihai karar, Türk milletinin temsil edildiği yüce Meclis’e aittir” ifadesini kullandı.
Ortak rapor kabul edildi
Süreç komisyonun, ortak raporu oy çokluğuyla kabul etti. DEM parti rapora şerh koyarak kabul oyu verirken, TİP ve EMEP dışındaki tüm partiler de kabul oyu verdi. Böylece rapor 2 ret, 1 çekimser oyla; oy çokluğu ile kabul edilmiş oldu.
Komisyonda CHP’li Türkan Elçi, çekimser oy kullandı. Elçi’nin faili meçhul cinayetlerle ilgili vurgu olmaması sebebiyle çekimser kaldığı öğrenildi.
İşte komisyonun ortak raporu
Rapordan öne çıkan detaylar şu şekilde:
“Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye edilmektedir. Kanun, silahı ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır.
Bu doğrultuda kanun, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasında hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır. Kanun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı şekilde toplumla bütünleşmesini hedeflemelidir. Kanun, kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli, kapsamı yorum yoluyla genişletilmeye müsait olmayacak şekilde net, bütüncül ve anlaşılır olmalıdır. Belirtilen müstakil geçici kanunla birlikte ayrıca ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek hazırlanacak bir düzenleme ile bahse konu kişiler hakkında tasarrufta bulunabileceği ve ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Yasal düzenlemeler toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır.
Demokratikleşmeyle ilgili düzenlemeler
Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesi amacıyla atılması gereken adımlar konusunda önerilerde bulunmak Komisyonumuzun başlıca görevlerindendir.
Güvenli bir toplumsal ve siyasal ortam; demokrasinin eksiksiz işleyebilmesi ve standartlarının yükseltilmesi ile kurumsallaşmasının ön koşuludur. Keza demokrasi, özü gereği fikirlerin eşit koşullarda ve özgür bir ortamda serbestçe ifade edilebildiği bir kamusal alanın varlığını gerektirir. Silah, şiddet ve teröre dayalı yöntemler siyasal tartışmayı işlevsiz hale getirdiği gibi sorunların demokratik zeminde tartışılarak çözülmesini de zorlaştırır. Bu nedenle hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edilebildiği; karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortamın oluşturulması temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu yaklaşım, toplumsal bütünlüğün korunması ve güçlendirilmesi açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Ancak, bu çerçevede toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi bireylerin tek tip düşünce ve kimlikler etrafında şekillendirilmesi anlamına gelmemektedir. Ortak demokratik değerler zemininde farklı görüşlerin bir arada var olabildiği, çoğulculuğun korunarak siyasal rekabetin sürdürüldüğü bir yapıda toplumsal bütünlük güçlenir. Söz konusu anlayış, farklılıkların çatışma unsuru değil, toplumsal çeşitliliğin doğal bir parçası olarak kabul edildiği; düşüncelerin barışçıl yöntemlerle ifade edildiği ve siyasal katılımın şiddetin reddedilerek gerçekleştirildiği bir demokratik perspektifi ifade etmektedir.
Komisyona sundukları raporlarında “bütünleşme” ya da “entegrasyon” kanunu önerilerine de yer veren siyasi partiler eş zamanlı olarak demokratikleşmeye yönelik adımlarla birlikte sağlıklı bir çözümün ortaya çıkabileceğine işaret etmişlerdir. Bu doğrultuda Komisyonumuz aşağıdaki başlıklarda önerilerde bulunmaktadır.
AİHM ve AYM Kararlarının Uygulanması
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Kararları Anayasamıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Türkiye’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını icra etme oranı yaklaşık %90’dır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranı ise yaklaşık %80’dir.
Bu yüksek orana rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi de ortadadır.
AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.
Yargılama ve İnfaza ilişkin düzenlemeler
İnfaz mevzuatının AİHM ve AYM içtihatları ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması önerilmektedir.
Özellikle mahkumların infaz süreçlerinin, koşullu salıverilme şartları ile infaz süreleri de dahil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi ve daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması düşünülmelidir.
Hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlüler için, yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu gerçeği göz önüne alınarak, infaz ertelemesi müessesesi değerlendirilmelidir.
Cezaevleri idare ve gözlem kurullarının yapısı ve karar süreçleri, uygulamadaki aksaklıklar tespit edilerek gözden geçirilmelidir.
Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ve AİHM ile AYM’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmelidir. Kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmelidir.
Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ile ilgili düzenlemeler
Doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuat gözden geçirilmelidir.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hak ve özgürlükleri genişletecek ve hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, etkinliği artırılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalıdır.
Bu bağlamda, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir.
Şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunduğunu gözetmek ve temin etmek maksadıyla; basın ve yayınla ilgili kanunlar gözden geçirilmelidir.
Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları, suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar yeniden ele alınmalıdır. hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.
Şeffaflık, demokratik katılım, parti içi demokrasi, çoğulculuk ve temsilde adalet ilkeleri doğrultusunda; Anayasa’nın 79’uncu maddesi çerçevesinde genel yargısal süreçler ile seçim yargısının belirlilik ve kanunilik ilkelerine uygun şekilde düzenlenmesi amacıyla yeni bir Siyasi Partiler Kanunu ile yeni seçim kanunlarının siyasi partilerin uzlaşısı ile hazırlanması önerilmektedir.
Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partilerin kurumsal kimliklerinin korunması esas alınarak eksik ve yanlış uygulamalar gözden geçirilmelidir. Siyasi Etik Kanununun hazırlanması önerilmektedir.
Kayyım uygulamasına ilişkin öneri
Demokratik siyaset zeminini güçlendirmek amacıyla idari sistemin “daha demokratik ve hukuki standardı daha yüksek” bir şekilde organize edilmesi mümkündür.
Anayasadan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması; başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi önerilmektedir.
Süreçte görev alanlara yasal güvence sağlanması
Yürütülen süreçte görev alanlar, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir.
Sonuç ve değerlendirme
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; Meclis’in temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve milli iradenin denetim imkanlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koymuştur.
Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaat, şiddet ve terörle mücadele yönteminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönündedir. Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin, eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir.
Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, topluma uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır.
Siyasetin görevi, toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmaktır.
Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, “Türkiye Modeli”nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir.
Bir asır önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde büyük zorlukları aşarak kardeşlik temelinde kurulan Cumhuriyetimiz, ikinci asrının başlangıcında toplumsal barış ve huzur iklimini tam manasıyla temin edecektir. Bu istikamette Yüce Meclisimizin çatısı altında gerçekleştirilecek çalışmalar kararlılıkla sürdürülecek ve milletimizin aydınlık bir geleceğe ulaşmasını sağlayacaktır.
Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi hep birlikte büyük bir çabayla inşa etmek için hakikatin göz ardı edilmediği, duyguların inkâr edilmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışın benimsenmesi hayati önemdedir.
Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir.
Canları ve kanları pahasına vatanımız için hayatlarını hiçe sayan şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin kardeşlik iradesi, millî bütünlüğümüzün sarsılmaz teminatıdır.
Oluşan müşterek kanaat, sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönündedir.
Bu rapor, çalışmaların ve gelen raporların tümünden süzülen birikimi ve ortak aklı, izleyen dönemde atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçeve hâlinde dikkatlere sunmaktadır.
Bundan sonraki safhada, tespit ve takip mekanizmalarının öngörülebilirliği, idari ve hukuki düzenlemelerin açıklığı, toplumsal uyum adımlarının kapsayıcılığı ve Meclis denetiminin sürekliliği belirleyici olacaktır.
Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, ortak gelecek hedefini ortak projelerle güçlendiren, bölgesel kalkınmayı hızlandıran, sosyal bağları onaran ve ayrıştırıcı senaryoların zeminini daraltan bir bütünleşme üretmeyi esas almaktadır. Böylelikle ortak gelecek hedefimiz, millî iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanacaktır. Türkiye Modeli, meşruiyet, istikrar ve toplumsal barış üreten bir çerçeveye dönüşecektir.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmelerimizi içeren raporumuz yasa çalışmalarında esas alınmak üzere siyasi partilerin ve kamuoyunun takdirlerine saygıyla sunulmaktadır.
Bu husus sürecin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların ikincil düzenlemelerle somutlaştırılması, yetki karmaşasının önlenmesi ve idari uygulamada yeknesaklığın sağlanması bakımından gerekli görülmektedir.
Yürütme tarafından bu konuda hazırlanacak raporların TBMM’ye sunulması gerekli görülmektedir.
























