3037 gündür Silivri’de tutulan Osman Kavala, Türkiye’de yargının ‘işleyişi’ konusunda dikkat çekici yorumlarda bulundu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına uyulmamasının sadece yerel mahkemelerin bu yargı organlarının yetkilerini tanımamaları, Anayasa hükümlerine riayet etmemeleri anlamına gelmediğini kaydeden Kavala, “Böyle davranılabilmesi, bireyin özgürce yaşama hakkını koruyan temel hukuk ilkesinin, yani yasalara göre suç işlediğine dair somut delil olmadan insanların özgürlüklerinin kısıtlanamayacağı ilkesinin içselleştirilmemiş olmasının da bir tezahürü” dedi.
Hakim ve savcıların “somut delil” olmaksızın karar aldığına dikkat çeken Kavala, “Savcılar somut delil olmadan ağır suçlamalar yöneltiyorlar, yargıçlar da somut delil olmadan, vicdani kanaatleri bu yönde olduğu gerekçesiyle, mahkûmiyet kararları verebiliyorlar, böyle davranmanın meşru olduğuna inanıyorlar” ifadelerini kullandı.
‘BERAAT ETTİM, O GÜNÜN AKŞAMI CASUSLUK SUÇU KURGULANDI’
T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlayan Osman Kavala, “Tutuklandığımda 60. yaşımı tamamlamıştım. Bu yaştan sonra önümde kalan, eşimle, ailemle, dostlarımla yaşayabileceğim zamanın büyük kısmı, aktif olarak sivil toplum alanında faaliyette bulunabileceğim zamanın ise neredeyse tamamı cezaevinde geçmiş oldu” dedi.
Tahliye kararı aldığı günün akşamında başka bir suçtan yeniden tutuklandığını hatırlatan Kavala, “2020 yılında Gezi davası beraat kararlarıyla sonuçlanınca, çok rahatlamıştım. Ama bu durum ancak birkaç saat sürebildi. Aynı günün akşamı daha önce tahliye kararı verilen suçlama kullanılarak gözaltına alındım ve kısa bir süre sonra da casusluk suçu kurgulandı. Bu suçlama türünün tarihte ve günümüzde nasıl kullanıldığını bildiğim için bu noktada yargı sürecinin tehlikeli bir hâle geldiğini anladım. Bu ürkütücü oldu” şeklinde konuştu.
‘AİHM VE AYM KARARLARINA UYULMAMASINI TEŞVİK EDEN BİR İKLİM OLUŞTURULDU’
TBMM’de barış süreci için kurulan komisyonun raporunda AİHM ve AYM kararlarına uyulması gibi maddeler olduğuna vurgu yapan Kavala, “Komisyon raporunda “AİHM ve AYM kararlarına uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli, etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalı”, “idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engeller kaldırılmalı” tespitlerinin olması elbette önemli. Bu ifadeler Anayasa’mızın ilgili hükümlerinin mahkemelerce keyfi biçimde yorumlanmasına karşı siyasetten gelen güçlü bir uyarı teşkil ediyor. Ancak parlamentoda bu kadar geniş bir mutabakatı yansıtan, ciddi bir siyasi ağırlık kazanmış bu yönlendirici talebin somut etkilerinin ne zaman ve nasıl görünür olacağını kestiremiyorum. Yıllar boyunca AİHM ve AYM kararlarına şüpheyle yaklaşılmasını, gerektiğinde uyulmaması davranışını teşvik eden bir iklim oluşturuldu” yorumunu yaptı.
‘BENİM CEZALANDIRILMAM, SİVİL TOPLUMA ELEŞTİREL TAVIR ALMANIN TEHLİKE YARATACAĞI UYARISIYDI’
Kendisine yönelik davanın sivil toplum ve düşünce özgürlüğü üzerinden bir “mesaj” olduğunu kaydeden Kavala, “Benim cezalandırılmamla sivil toplum kuruluşları için eskisi gibi bir özgürlük alanının artık söz konusu olmayacağı, iktidarı rahatsız edici yönde faaliyet göstermenin, eleştirel tavır almanın tehlike yaratacağı uyarısının yapıldığını düşünüyorum. Bu süreçte siyasetin sakıncalı gördüğü kişilerin tutuklanmasına engel olunamaz, AİHM kararıyla tahliye olunmaz mesajı da verilmiş oldu” dedi.






















