"Vladimir Putin’in karşısında tek başına adeta bir süper babaanne gibi dikiliyor"

"Birgün Rusya’nın yakın tarihi ve Putin dönemi hakkıyla yazıldığında orada eminim Yelena Osipova’nın adına da bir kaç sayfa olacaktır."

Yüzü ve alnı kırışıklıklarla dolu. Gözlerinin altı torbalanmış. Beyaz tenli ve orta boylu. Genellikle sarı saçlarını ikiye ayırıp arkadan bağlıyor. Yeşile yakın elâ gözleri etrafa devamlı yorgun ve hüzünlü bakıyor. Omuzları yılların ağırlığını taşımaktan çökmüş gibi. Giyim kuşamı sıradan ama temiz. Dışarıdan bakıldığında “Babuşka” kelimesinin tipik bir örneği.

Babuşka, Rusça nine, büyükanne veya babaanne anlamına gelen bir kelime. Rusya’da kadınların sayısı erkeklerden en az 10 milyon fazla. Üstelik erkeklerden daha fazla bir ortalama hayat süresine sahipler. Bu yüzden Rusya’da çoğu yalnız yaşayan milyonlarca babuşka var. Emeklilik günlerini apartman önlerinde ve parklarda oturarak, günlük dedikodularla ve sürekli etrafı izlemekle geçiriyorlar.


Bizim babuşkamız milyonlarca hemcinsinden biraz farklı. Adı Yelena Andreyevna Osipova. 76 yaşında. Rusya’nın kültür başkenti S.Petersburg’da yaşıyor. Bir sanatçı aynı zamanda. Ressam. Resim öğretmenliğinden emekli. Komünalnaya kvartirada, yani Sovyet döneminden kalma, birkaç ailenin ortak kullandığı eski bir apartman dairesinde, kendisine ait olan iki odada yaşıyor.

Yelena Osipova’nın ailesi 3-4 kuşaktır S.Petersburg’da yaşayan bir aile. Aileden sanatçı birisi. Dedesi de gravürler yapan bir sanatçıymış zamanında. Annesi hemşireymiş. 2. Dünya Savaşı sırasında annesi gönüllü olarak cepheye gitmiş. Asker olan babasıyla da cephede tanışmış. Annesi hamile olarak savaştan dönmüş ama babası dönememiş. 1945 yılında doğan Yelena Osipova dedesi, ninesi ve savaştan sonra muhasebecilik yapan annesinin yanında büyümüş. Küçük yaşta ev işlerine, yemek ve temizlik yapmaya alışmış.

Maddi imkansızlıklardan dolayı üniversiteye gidemeyip, resim alanında bir Yüksek Okul’da okuyabilen Yelena Osipova mezun olduktan sonra 35 yıl resim öğretmenliği yapmış. Eşi de kendisi gibi bir sanatçı olan Gennadiy Garvard. Eşi İsveç’te iken hayatını kaybediyor. İvan adındaki tek oğlu ile başbaşa kalıyor.

Onunkisi aslında tipik bir Sovyet/Rus vatandaşı hayatı. Sovyetler Birliği’nin dağılışına, arkasından Rusya Federasyonu’nun kuruluşuna tanık olmuş. 1990’larda hayatını sürdürebilmek için temizlikçilik yapıyor. Resimlerini satmaya başlıyor. Oğlu İvan’ı 28 yaşında veremden kaybediyor. Torunu da kendisini terkedince tamamen tek başına kalıyor. İnterneti yok. Cep telefonu yok. Kendi tabiriyle, iyi şeyler dinlemek için bir radyosu, kötü haberler izlemek için eski bir televizyonu var. Peki, onu Rusya’daki diğer milyonlarca babaannelere nazaran süper yapan şey ne?

Her şey 2002 yılının soğuk bir sonbahar günü başlıyor. 23 Ekim 2002 akşamı Moskova’daki Dubrovka Tiyatrosu’nda Nord-Ost adlı bir müzikal oynamaktadır. Oyun sırasında tiyatro salonunu kadın-erkek karışık ve tepeden tırnağa silahlı ayrılıkçı Çeçen militanlar basar. İçerideki seyircileri rehin alırlar. Rusya’yı derinden sarsan bu terör eylemi 26 Ekim sabahı trajik bir biçimde sona erer.

Eylemi sona erdirmek ve rehineleri kurtarmak için operasyon başlatan Rus güvenlik güçleri havalandırma borularından tiyatro salonunun içine hala içeriği tam olarak açıklanmamış olan zehirli bir gaz sıkarlar. Yelena Osipova bu sırada S.Petersburg’daki evinde bir taraftan resim yapmakta, bir taraftan da televizyondan haberleri takip etmektedir. Devlet kontrolündeki basın önce sanki başarılı bir operasyonmuş gibi yayınlar yapar. Kısa süre sonra kurtarma operasyonunun tam bir fiyasko ile sonuçlandığı ortaya çıkar.

174 kişi bu zehirli gazdan dolayı oturdukları koltuklarda daha ne olduğunu bile anlamadan hayatlarını kaybederler. Eylemi gerçekleştiren bütün militanlar ölmüştür ama hayatını kaybedenlerin 130’u da masum rehinelerdir. Üstelik bunların 10’u da anne babalarıyla müzikali seyretmeye gelen küçük çocuklardır. Televizyon ekranları koltuklarında uyur gibi duran hayatını kaybetmiş eylemcileri ve rehineleri göstermektedir.

Salona giren görevliler hayatını kaybedenleri salondan dışarıya taşımaya başlamışlardır. Sapsarı saçlı küçük bir kız çocuğunun cansız bedeni sanki bir odun parçasıymış gibi bir görevlinin kollarında dışarı taşınmaktadır. Küçük kız kucakta taşınırken geriye doğru sarkmış başındaki at kuyruğu şeklinde örülmüş saçı sallanmaktadır. Bu görüntü Yelena Osipova’yı çok derinden etkiler. Gün boyu haberleri takip eder. Televizyonlar, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in rehinelerin cesetlerinin ve yakınlarının bulunduğu hastaneyi ziyaretini gösterir. İnsanlar derin bir sessizlikle Putin’in elini sıkmaktadırlar.

Yelena Osipova olaydan sonra günlerce bekler. Acaba toplum bu fiyaskoya nasıl bir tepki verecektir? Sorumlulardan hesabını soracak mıdır? Ama toplumda garip bir sessizlik, bir suskunluk vardır. Hiçbir tepki gelmeyince 9. günün sonunda kendisi sokağa çıkmaya ve tepki göstermeye karar verir. Önce evde bir pankart hazırlar. Pankarta Putin’e hitaben “Sayın Başkan, hemen politikalarınızı değiştirin!” yazar. Sonra elinde pankartla S.Petersburg’un en işlek caddesine çıkar. Devasa Rus devlet mekanizmasına karşı duracağı tek kişilik protesto mitingleri böylece başlar.

Önceleri kimsenin dikkatini çekmez. Bir süre sonra çeşitli tepkiler gelmeye başlar. Çoğunlukla olumsuzdur bu tepkiler. Hakaretlerle karşılaşır. Kimileri yüzüne tükürürler. Güvenlik güçlerinin de dikkatini çeker bir süre sonra. Engellerle karşılaşır. Zamanla sıradan halktan tek tük de olsa niyetini anlayıp destek vermek isteyenler çıkar. Bir süre sonra küçük de olsa bir destekçi grubu oluşur etrafında. Asıl büyük tepkileri 2004 yılında çeker.

Ayrılıkçı Çeçen militanlar bu sefer 1 Eylül 2004’te Kuzey Osetya’nın Beslan şehrindeki bir okulu basarlar. 777’si çocuk olmak üzere 1128 kişiyi rehin alırlar. 3 Eylül 2004’te Rus güvenlik güçleri okul binasına tanklar, yüksek patlayıcı gücüne sahip roketler ve diğer ağır silahlarla baskın düzenler. Baskın sonrası çıkan çatışmada Çeçen militanlar hariç 333 kişi hayatını kaybeder. 333 kişinin 186’sı çocuktur. Rusya tarihine “Kanlı Beslan Baskını” olarak geçen bu terör eylemi sonrası Kremlin iktidar gücünü iyice pekiştirir, Putin yetkilerini artırır. Mesela artık valilerin seçimle göreve gelmelerini iptal eder. Medyaya ve sivil topluma yapılan baskı daha da artar.

Yelena Osipova Beslan baskını sonrası da yerinde rahat duramaz. Her vesileyi kullanarak kendi hazırladığı çeşitli pankartlarla yine tek başına sokaklarda Putin’i ve politikalarını eleştirmeye devam eder. Aralık 2011’de yapılan genel seçimlerinden sonra elinde “Putinsiz Rusya” pankartıyla çıkar sokağa. Kırım’ın işgaline ve Ukrayna ile savaşa da karşı çıkar. 21 Şubat 2012’de Rus feminist rock grubu Pussy Riot’un Rus Ortodoks Kilisesi’nin seçimlerde açıkça Putin’den yana tavır alarak seçmenleri etkilemesine kızarak Moskova’daki bir kilisedeki ayini sabote etmeleri sonrası tutuklanmalarına karşı çıkar.

6 Mayıs 2012’de Moskova’nın Bolotnaya Medyanı’nda “Milyonların Yürüyüşü” adı altında Putin karşıtı bir gösteri yürüyüşü düzenlenir. Rusya’nın “Gezi Olayları” diyebileceğimiz bu yürüyüş sonrası bir çok gösterici ve muhalif gözaltına alınır ve tutuklanır. Yelena Osipova yine elinde protesto pankartlarıyla sokaklardadır. 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı işgaline muhalif olan Ukrayna/Kırım asıllı film yönetmeni Oleg Sentsov’un tutuklanıp 20 yıl ceza almasını, Boris Nemtsov gibi ünlü siyasetçilerin, Anna Politkovskaya gibi ünlü gazetecilerin öldürülmesini, Aleksey Navalniy gibi muhaliflere yönelik siyasi tutuklamaları, silahlanmayı, savaşları, uyuşturucuları, kadın ve çocuklara gösterilen şiddeti, ülkenin içine düşürüldüğü durumu, kısacası Putin yönetiminin bütün olumsuzluklarını tek başına kendi el yapımı pankartlarıyla sokaklarda protesto eder.

Artık güvenlik güçleri de kendisine daha sert muamalelerde bulunmaya başlar. Defalarca gözaltına alınır. Zorla polis merkezlerine götürülür. Pankartları bazen güvenlik güçlerince parçalanır, bazen pankartlarına el konur. Devlet başkanına hakaret, toplum düzenini bozmak, güvenlik güçlerine mukavemet göstermek, izinsiz gösteri yapmak gibi suçlarla defalarca mahkemeye çıkartılır. Kimi zaman aldığı emekli maaşı kadar cezalar kesilir. Cezalar yüzünden emekli maaşı aydan aya azalır. Ama o yine de vazgeçmez.

Bir süre sonra Putin taraftarlarının sözlü ve fiziki tacizleriyle karşılaşmaya başlar. Birkaç kez linç edilmekten kurtarılır. Protestoları için dış güçlerden para almakla suçlanır. Putin’in en ünlü muhalifi Aleksey Navalniy’den hareketle “Navalniy’nin Şapşalı” diye lakap takarlar kendisine. Vatan haini olmakla, Amerikan provakatörü olmakla itham ederler. Sık sık Rusya’dan defolup gitmesi tavsiyesi yapılır kendisine.

Bütün bunlara karşın Yelena Osipova ilk başladığı günkü gibi devam ediyor yoluna. Kendisini marjinal olarak görüyor. Bu konuda “Sanatçı zaten marjinal olmak zorundadır” diyor. Kendisini en çok üzen gözaltına alınmaktan çok pankartlarının parçalanması ya da pankartlarına el konulması. Maddi hiçbir yardımı kabul etmiyor. Aldığı cezaları ödeyebilmesi için kendisini destekleyenler para topladıklarında bu paraları almayı reddedip siyasi tutukluların ailelerine yardım olarak vermelerini tavsiye ediyor.

Bazen özeleştiri yapıyor. 'Geç kaldım' diyor. 'Keşke protestolarıma Kursk’tan hemen sonra başlasaydım' diyor. Kursk, 12 Ağustos 2000 tarihinde Barents Denizi’nde içeride gerçekleşen bir patlama sonrası 118 mürettebatıyla batan nükleer denizaltının adı. Rusya, patlamanın hemen sonrasında Çeçenleri suçlamıştı ama torpido arızasından kaynaklandığı ortaya çıkmıştı. Putin patlama olduğunda Rusya’nın Antalyası Soçi’de tatildeydi. İlk üç gün hiçbir yardım teklifini kabul etmedi. Patlama hakkında ancak beş gün sonra açıklama yaptı. Rusya dünyanın en büyük ve güçlü nükleer denizaltısını inşa etmişti ama 100-120 metre derinlikte kurtarma faaliyeti yapabilecek ekip ve teknolojiye sahip değildi. Sonra yardım kabul edildi ama çok geç kalındığı için mürettebat kurtarılamadı.    

Yelena Osipova, Putin’e karşı lafını esirgemiyor. “Güvenlik bürokrasisinden gelen bir insan iktidarda olmamalı. Onların farklı bir düşünce yapısı var. Yeltsin’i bu yüzden hiçbir zaman affedemiyorum” diyor. Kendisine saldıran Putin taraftarlarına ise “Bilim, sanat... Hepsi bizde çöktü. İnsanlar ülkeyi terkediyorlar. Bana ise defol, defol diye bağırıyorlar” şeklinde tepki gösteriyor. Çok kızdığında ünlü Rus şairlerden Marina Tsvetayeva’nın “A Bog s vami...” şiirini okuyarak cevap veriyor. Tsvetayeva 1934 yılında yazdığı bu şiirinde Stalin’in peşinden körü körüne gidenleri kendi düşüncesi ve değeri olmadan koyun olmakla ve sürü gibi hareket etmekle alaya almıştı.

Tsvetayeva hakkında internette çok fazla bilgi yok. Aleksey Navalniy gibi muhaliflerin ünü Rusya sınırlarını aştı ama sınırlı imkanlara sahip mütevazı Yelena Osipova’yı tanıyanlar çok az. Devlet kontrolündeki Rus medyası kendisini özellikle görmezden geliyor. Ama o bundan rahatsız değil. Kendisini sıkı takip eden her yaştan destekçileri var.

Yakın bir zamanda Yelena Osipova hakkında “Pankartlı Duran Ressam” adıyla Valentin Nikitçenko imzalı bir kitap yayınlandı. Nikitçenko Osipova’yı “S.Petersburg’un Vicdanı” diye de tanımlıyor. Belki de kendisi bütün Rusya’nın vicdanı. Bütün vicdanlar gibi haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve baskıya karşı çıkıyor. Bütün devlet gücü elinde olan kaslı, sportif, judocu, eski KGB ajanı ve maço tavırlı Vladimir Putin’in karşısında tek başına adeta bir süper babaanne gibi dikiliyor. Birgün Rusya’nın yakın tarihi ve Putin dönemi hakkıyla yazıldığında orada eminim Yelena Osipova’nın adına da bir kaç sayfa olacaktır.

İlhami Okut / Aktif Haber
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ