‘Mesuliyet kabul etmiyorum’ demek Bülent Arınç’ı kurtarır mı?

Bülent Arınç’ın ‘mesuliyet kabul etmediği’ dönemde işkence, adam kaçırmalar, çıplak arama rezaleti ve yüzlerce mağduriyet var.

Tr724'ten İlker Doğan'ın haberine göre Eski Meclis Başkanı, AKP’li Bülent Arınç’ın son açıklaması, 2015’ten bu yana Türkiye’de herkesin gözü önünde yapılan insan hakları ihlallerini, hukuksuzlukları yeniden gündeme getirdi. Arınç, “Hala AK Partiliyim, bir yere gitmiş değilim. Yaptıklarımla iftihar ediyorum. 2015 sonrasında olmadığım için hiçbir mesuliyet kabul etmiyorum.” diyor.Bülent Arınç, yılların siyasetçisi. Gelmekte olanı görüyor muhtemelen. Şimdiden kendini ‘kurtarmanın’, yeni bir mevzide pozisyon almanın hesabını yapıyor olmalı ancak sorun şu ki; 30 Mayıs 2019’da Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliğine atanan Arınç, rahatsızlığını hiç belli etmemişti. 24 Kasım 2020 tarihine kadar bu görevi yürüttü. 2015 sonrası yapılanları onaylamıyorsa, 2019’daki görevi neden kabul etmişti? 2015 sonrasında yapılanları onaylamıyorsa, yapılan hataların telafisi için ne yaptı?

Bu arada Arınç’ın sözlerinden 2015’e kadar işlenen suçlarla ilgili mesuliyetini kabul ettiğini anlıyoruz. Özellikle 17/25 Aralık sonrası yaşanan hukuksuzluklar, Arınç’ı mahkum etmeye yeter! Sadece görevlerini yapan yüzlerce polis bir gecede terörist ilan edilmiş, Kadir gecesi gözaltına alınmış ve hukuksuzca tutuklanmıştı. 7 yılı aşkın süredir de tutuklular. Yine 2013-2015 arasında onlarca gazete ve televizyona ‘uyduruk’ gerekçelerle kayyım atanmıştı. Anayasa’nın ırzına geçilmiş, hukukun çanına ot tıkanmış, gazeteciler mahkeme kararı olmaksızın evlerinin kapıları kırılarak gözaltına alınmıştı!



Bülent Arınç, 2019 yılı Mayıs ayında YİK üyeliğin atandı. Geçtiğimiz yıl kasım ayına kadar da bu kurulda görev yaptı. 2015’ten sonraki politikaları yanlış buluyor idiyse, 2019’da bu görevi neden kabul etti?

Şimdi de Bülent Arınç’ın ‘mesuliyet’ kabul etmediği 2015’den sonra ülkede neler olduğuna bakalım… Hukukçu olan Arınç, hangi ‘suçlardan’ kendisini soyutlamak istiyor, görelim.

AKP VE MHP: 15 TEMMUZ ARAŞTIRILMASIN!

Örneğin, sözde bir ‘darbe girişimi’ yaşandı…

Rejime göre darbenin arkasında Gülen Cemaat’i vardı. Fethullah Gülen, iddiayı kesin bir dille yalanladı, uluslararası bir komisyon kurulmasını teklif etti. ‘Komisyonun vereceği kararı peşinen kabul edeceklerini’ açıkladı. Ancak bırakın komisyon kurulmasını, Meclis’te darbenin araştırılması teklifi bile AKP ve küçük ortağı MHP’nin oylarıyla reddedildi.

Erdoğan’ın, ‘eniştesinden’ öğrendiği darbe girişi sonrası dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar Milli Savunma Bakanlığı koltuğuna oturdu. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ise hala aynı koltukta. Dünyanın hiç bir ülkesinde darbeye kalkıştığı ileri sürülen bir ordunun başındaki adam ülkenin Milli Savunma Bakanlığı koltuğuna getirilmez! Ve yine hiç bir ülke ‘darbeden haberdar olmayan’ istihbarat başkanını koltuğunda tutmaz! Zira o kişinin ya darbeden haberi vardır ama gerekeni yapmamıştır ya da darbeden haberi yoktur! İki halde de skandal!

15 Temmuz’la ilgili olarak generaller soruşturmaya bile tabi tutulmazken, ‘terör eylemine müdahale’ için olay yerine götürülen yüzlerce askeri öğrenci tutuklandı, ‘darbeye teşebbüs suçlamasıyla’ hüküm giydi. Hiç havalanmamış uçakların Meclis’i bombaladığı yazıldı.

15 Temmuz’a ilişkin onlarca soru cevapsız.



SİLAHLAR KİME DAĞITILDI?

Suç örgütü lideri Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ilgili flaş iddialarda bulunmuştu. Peker’in paylaşımlarına göre Soylu, 15 Temmuz’un hemen akabinde kendisini ‘cumhurbaşkanı’ yapmayı vaat eden yapının talimatıyla kim olduğu bilinmeyen sivillere ‘kayıtsız’ kalaşnikoflar dağıttı. Peker, Soylu’nun 15 Temmuz sonrasında da ‘kayıtsız’ silahlar dağıtmaya devam ettiğini söyledi: “AK Parti İstanbul gençlik kolları başkanı olan Taha Ayhan’ın yardımcısı olan Osman Tomakin’e teslim edildi (Osman Tomakin siyah Passat araçla silahları teslim almaya geldi).”

SURİYE’YE SADAT ELİYLE SİLAH SEVKİYATI

Yine Sedat Peker, AKP rejiminin Suriye’deki iç savaşa müdahale etmek için SADAT aracılığıyla TIR’larla silah gönderdiğini açıkladı. Şahit göstererek. Peker, kendi isminin kullanılarak TIR’larla El Nusra’ya silah ve mühimmat sevkiyatı yapıldığını söylüyordu. Peker’in ifadelerine göre silahlar karşılığında ham petrol alınmıştı.

Sedat Peker’in açıklamalarına göre Türkiye’de uyuşturucu ticareti de AKP rejiminden soruluyordu. Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun uyuşturucu trafiğini bizzat yönetiyordu. Süleyman Soylu, uyuşturucu baronlarıyla ilişki içindeydi.

KHK’LARLA KIYIM YAPILDI

AKP’li Tayyip Erdoğan’ın ‘Allah’ın lütfu’ olarak tanımladığı 15 Temmuz sonrası hukuk tamamen askıya alındı. Anayasa paçavraya çevrildi. 150 bine yakın insan hiç bir somut gerekçe olmaksızın hukuksuz KHK’larla ihraç edildi. Binlercesi tutuklandı, mahkum oldu. Yasal bir bankada hesabının olması, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir özel okulda çocuğunun okuması ya da bir iki ayrı bakanlığı denetiminde olan bir sendikaya üyelik, ‘terör örgütü üyeliğine’ gerekçe yapıldı.

OHAL KOMİSYONU, HUKUKSUZLUĞU KATMERLEŞTİRDİ

Sözde ‘haksızlıkların’ önüne geçilmesi için OHAL Komisyonu kuruldu. Ancak söz konusu komisyon, adaleti geciktirmekten başka bir işe yaramadı. Geçtiğimiz aylarda açıklanan verilere göre komisyona 126 bin 674 müracaat gerçekleştirildi. Geçtiğimiz mayıs ayına kadar 115 bin 130 başvuru karara bağlandı. Başvuruların 101 bin 58’i uyduruk gerekçelerle reddedildi.

Hukuki temelden yoksun, tamamen idare bir kararla ihraç edildikten sonra hakkında ‘kovuşturmaya yer yoktur’ kararı verilen ya da rejimin mahkemelerinde yargılanıp beraat eden insanlar bile görevlerine iade edilmedi, edilmiyor. İnsanlar resmen sivil ölüme terk edildi.

İŞKENCE, ÇIPLAK ARAMA AYYUKA ÇIKTI

Bülent Arınç’ın ‘mesuliyet kabul etmediği’ dönemde işkence ve adam kaçırmalar ayyuka çıktı. İnsanlar siyah Transporter’larla gündüz vakti, şehrin göbeğinde kaçırıldı, işkenceye tabi tutuldu. Yusuf Bilge Tunç da onlardan biri. 820 gündür nerede olduğu bilinmiyor. Yetkililer kapı duvar.

Çıplak arama rezaleti de yine bu dönemde yaşandı. Yüzlerce mağdur var. İnsanların şeref ve haysiyetleriyle oynandı. İnsanlık suçu işlendi.

İNSAN KAÇIRMALAR KABUL EDİLDİ

Sadece Türkiye içinde değil, yurt dışında da ‘haydut’luk yapıldığı bizzat rejimin lideri Recep Tayyip Erdoğan tarafından itiraf edildi. En son Kırgızistan ve Kenya’dan iki eğitimci Orhan İnandı ve Selahaddin Gülen kaçırılarak Türkiye’ye getirildi. Erdoğan, söz konusu Orhan İnandı’nın MİT operasyonuyla kaçırıldığını açıkladı. İnandı’nın işkence gördüğü ortaya çıktı. Günlerce süren sorguda kolu birkaç yerden kırılmıştı. Uluslararası suç en yetkili makam tarafından bütün dünyaya ilan edildi.


KHK’lı komiser Mustafa Kabakçıoğlu, tedavisi yaptırılmadığı için tutuklu bulunduğu hücrede can verdiğinde Bülent Arınç YİK üyesiydi…

GÖKHAN AÇIKKOLLU VE DAHA NİCELERİ…

Gökhan Açıkkollu öğretmendi. 15 Temmuz sonrası gözaltına alındı. Emniyetteki sorgusunda günlerce işkenceye maruz kaldı. Ve emniyetteki hücresinde can verdi. Halime Gülsu da öğretmendi. O da cezaevinde ilaçları verilmediği için hayatını kaybetti.

KHK’yla ihraç edilen başkomiser Mustafa Kabakçıoğlu da hastaneye götürülmediği için cezaevinde, tek kişilik hücresindeki beyaz sandalyenin üzerinde verdi son nefesini…

Eski Ankara İstihbarat Şube Müdürü Zeki Güven de tıpkı Kabakçıoğlu ve Gülsu gibi hücresinde göçüp gitti. Bu isimler gibi onlarcası var; gazeteci Mevlüt Öztaş, yönetmen Fatih Terzioğlu, Prof. Dr. Savaş Genç, Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit…

10 MİLYAR DOLAR GASP EDİLDİ

15 Temmuz sonrası yüzlerce şirkete ‘terör’ gerekçesiyle el konuldu. İnsanların emekleri hiçbir somut delil olmaksızın kayyımlar eliyle gasp edildi. Koza İpek, Dumankaya, Boydak grubu, Naksan, Kaynak Holding ve daha yüzlercesi TMSF’ye devredildi.

Yandaş medyada yer alan ve yalan olduğu ortaya çıkan haberler dayanak yapılarak insanların mallarına, mülklerine çöküldü. TMSF Başkanı Muhiddin Gülal, 2019 yılında yaptığı açıklamada el konulan şirketlerin aktif büyüklüğünün 10 milyar dolar olduğunu söylemişti.


Bülent Arınç, rejimin mahkum ettiği hayırsever Melek İpek’in elini öperken görünüyor. Arınç, İpek ailesini yakından tanıyordu. Bugüne kadar İpek ailesine yapılan haksızlıklarla ilgili tek kelime bile etmedi. Sadece sustu…

YANLIŞLARI ENGELLEMEK İÇİN NE YAPTI?

Görüldüğü gibi 2015 sonrasında AKP’nin suç karnesi kabarık. Yukarıdaki suç listesine onlarcası daha eklenebilir. Hukukçu olan Bülent Arınç da  bunu bildiği için kendisini AKP’den soyutlamaya çalışıyor. İcradan sorumlu değildi, doğru söylüyor. Ancak söz konusu dönemde yapılan yanlışların önlenmesi için ne yaptı? Hukukun hakim kılınması için neden sesini yükseltmedi? İşkence ve insan kaçırmalarla ilgili nasıl bir girişimde bulundu?

2015’ten sonra yapılanları onaylamıyorsa 2019 yılında YİK üyeliği görevini neden kabul etti? Yapılan onlarca yanlışa karşı neden sesini yükseltmedi? Bütün mal varlığı hukuksuzca gasp edilen Akın İpek’i çok iyi tanıyordu. Melek İpek’i sık sık ziyaret ederdi. Hiç bir somut delil olmaksızın ‘terör’le suçlanan İpek ailesiyle ilgili ne yaptı? Yine çok yakından tanıdığı Boydak’ların adını bir kez olsun ağzına aldı mı? Boydak kardeşler yıllardır tutuklu…

Bülent Arınç, 2015’ten sonrası için ‘mesuliyeti olmadığını’ düşünüyor. Velev ki hukuki olarak mesuliyetten kurtulduğunu varsayalım; (varsa) vicdanından nasıl kurtulacak?
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ