İsmail S. Gülümser'in yazısı: Zorbaların elinde sevgiden mahrum toplumlar

"İnsanca davranmanın ne olduğunu bilmeyenler kendi toplumlarına ancak vahşi yaratıklara yapılacak gaddarca muameleyi layık görüyor, zulüm ve eziyetten zevk alarak ülke yönetiyor halkı vahşet karanlıklarına sürüklüyorlar."

Bugün bazı coğrafyalarda insanca davranılmadığı için toplumlar insanlığın ne olduğunu unutmuş gibi görünüyor.

İnsanı değerleri hayata geçirmesi halinde melekler gibi bir yaşam sürmek mümkün olduğu halde, sürekli köpürtülen kin ve nefret hisleriyle muhataplarına dünyayı dar etmekten lezzet alan bir güruh, toplumlara her gün ayrı bir hezeyan ayrı bir şiddet sarmalı yaşatıyor.


Dünyanın pek çok yerinde gücü bir şekilde gasp eden zorbaların elinde toplumlar acı içince kıvranıyor.

Büyük iddialarla kalabalıkların önüne geçenler, insanın diğer varlıklardan farklı olduğu bilincinden uzak yaklaşımlarıyla;

-Şeytanlara rahmet okutacak eylemler içine giriyor,
-Her gün bir diğerine kin nefret kusuyor,
-Öfke hislerinin esareti altında kimden nasıl intikam alacağının hayalleri ile oturup kalkıyorlar.  

İnsanca davranmanın ne olduğunu bilmeyenler kendi toplumlarına ancak vahşi yaratıklara yapılacak gaddarca muameleyi layık görüyor, zulüm ve eziyetten zevk alarak ülke yönetiyor halkı vahşet karanlıklarına sürüklüyorlar.

İç dünyasında insan sevgisini yitirmiş bütün benliklerini düşmanlığın büyüsüne kaptırmışlar;

-Düşünceleri sadece kötülük üretmek üzere çalışıyor,
-Çevresini yakıp yıkarak herkesi kendisine benzetmeyi hedefliyor,
-Muhataplarını ötekileştirip dışlamadan lezzet alıyor,
-Akıl ve mantığın tüm kıstasları yitirilmiş davranışlarını sadece hislerine göre düzenliyor,
-Kendisi gibi düşünmeyen herkesi ezip geçmeyi susturmayı başarılı olmanın gereği gibi görüyor,
-Kimsenin fikrini almaya ihtiyaç hissetmiyor, herkese kendisi gibi art niyetli olduğu vehmiyle yaklaşıyor,
-Farklı çözüm yollarıyla topluma el uzatmayı uzun bir yol gibi görüp kısa yoldan yıkarak sonuç almayı düşünüyor, gönül diliyle konuşup geniş kesimleri yumuşatmayı geçmişte kalmış demode bir yöntem olduğunu sanıyorlar.

İnsanlığı sevgi ile buluşturmak üzere gelmiş tüm değerler bir kenara konulurken, iç dünyalarındaki iyilik ışığı söndürülen insanlar karanlıklar içine itiliyor. Böyle toplumlar varoluş gayelerinin aksi istikamette ilerledikleri için olumsuzluklardan kendini kurtaramıyor.

İnsanlık adına ne varsa hepsini kaybetmişlerin bir araya toplandığı bu türden yerlerde vicdanlar felce uğruyor, önde görünenler zalimce planlar peşinde koşuyor. Benlikler kötülükten beslenen duygularla kirleniyor, İnsan sevgisi yok olurken yerini yılan gibi sokmaktan ısırmaktan zevk alan duygular dolduruyor.  

Bazıları kendi fikri dışında kimseye itibar etmemenin getirdiği içe kapanmışlıkla etrafının düşmanlarla çevrildiğini hesap ediyor;

-Her fikre cevap yetiştirmeye çalışarak,
-Her biriyle kavga ederek,
-Gücü yettiklerini ezerek,
-Diğerlerine hakaretler yağdırıp onurlarıyla oynayarak küçük düşürmeye, medya imkânlarını kullanıp yerden yere vurarak muhataplarını yok etmeye çalışıyorlar.
    
Önlerinde sağduyu sahibi yöneticilerden mahrum toplulukların yok olmaya terk ettiği ülkelerin dramını içinizde hissediyor, kendini fetih sarhoşluğuna kaptırmışlar eliyle vatandaşına dindaşına zulmetmeyi mazur görenlerin işledikleri cinayetlerle sarsılıyorsunuz.

Milyonları aşan insanın evini yurdunu terk etmesine yol açan kitlesel bir mağduriyet üzerinden başarı hikâyesi çıkarmaya çalışanların acınacak hallerine üzülmekten başka bir şey yapamamanın çaresizliğini yaşıyorsunuz.

Çok geniş kesimlerin uzatılacak şefkatli bir ele muhtaç olduğu bir dönemde her şeye kayıtsız yöneticilerin koltuk kavgası için girdikleri kirli oyunlar dünyanızı karartıyor. İçinizden gelen çığlıklar boğazınızda düğümleniyor, insanı yaşatmanın ne olduğunu bilmeyen cahillerin elinde bir ülkenin nereye sürüklendiğini ibretle izliyorsunuz.

Aynı anda birçok yerde insanlığını yitirmişlerin yaptığı kötülükler sizin ruh dünyanızda derin yaralar açıyor. Haberlere yansıyan kanlar ve gözyaşları açlık ve sefalet içindeki insanların yaşadıklarından derin üzüntü duyuyor. Kuruyup dökülen yaprakları gibi insanların esen şer rüzgârlarına dayanamayıp yok olması karşısında direncinizi korumaya çalışıyorsunuz.
 
Bu acıları iç dünyalarında hissedenler yeterince imkâna sahip olamamanın verdiği çaresizlik içinde kıvranırken;

-Toplumların birbirini yemekle beslenmesinden,
-Herkesin bir diğeri ile sürtüşmek için bahane aramasından,
-Kişilerin birbirini sevdiğini söylemekten korkar hale gelmesinden,
-İnsanların mağdura el uzatmaktan kaçınmasından,
-Aradaki sevgi bağlarının ve güven duygusunun tamamen yok olmasından,
-Toplumların kaderinin kan içmekten zevk alan insanların eline geçmesinden,
-Medeniyet asrında her yerin kan gölüne dönüşmesinden mutlu olan ve ancak vahşetle saltanatların sürdürebileceklerini düşünen yöneticiler kazanç elde etme hırsı içinde önüne gelen her şeye saldırıyor.

Demokrasiyle yönetilen gelişmiş ülke halklarının çoğu bu tür şeylere muhatap olmasa bile insani değerleri unutmuş yöneticilerin elindeki ülkelerde her yerden;

-Zalimlerin hiddetle köpüren çığırtkanlıkları,  
-Zulüm altına inleyenlerin çaresizlik içinde seslerini duyurmak için yaptıkları feryatlar duyuluyor.

Yaşanan olumsuzluklar karşısında;

-Söz söylemesi gereken akil insanlar sessizliği tercih edince,
-Kendine zarar gelmesini istemeyenler korku rehavet ve duyarsızlık hislerinin esaretine girince,
-Diğerinin kemirilip yenmesinden haz duyanlarda canavar artıklarıyla beslenme dürtüsüyle harekete geçince,
-Meydanın kendilerine kalacağı beklentisindekiler başkasının yok edilmesini ellerini ovuşturarak izleyince,
-Bir kesim diğeriyle kıran kırana kavgayı en meşru hakkı görüp, muhataplarının yok edilmesini destekleyince canavarlar gibi birbiriyle beslenenlerin etrafı sardığı böyle bir ortamda her yer, diğerinin gözünü çıkarmaktan,  canına kıymaktan, üzerlerine bombalar yağdırıp elindekini almaktan, lezzet alan vahşetten nemalananlarla doluyor.

İnsanların birbirini yeme ile beslenmesi ilk kez olmuyor, tarih boyu bu tür olaylar tekrarlanarak yaşanıyor, ancak gelişen teknolojik imkânları kullananların elinde zulüm katlanarak artıyor ürpertici boyutlara ulaşıyor. Gazete manşetleri, TV ekranları, internet sayfaları bizi insanlığımızdan utandıracak olaylarla dolu, görmemek için yüzünüzü çevirseniz sayfayı ekran değiştirseniz bile bir diğeri ile karşılaşıyorsunuz.  

Ne kadar kötülüklerden uzak kalmak isteniz de kötülerin yaydığı olumsuz dalgalardan siz de etkileniyor, acı içinde vicdanınız sızlayarak gelişmeleri izlemek zorunda kalıyorsunuz. Farklı yerlerden gelen inleme seslerine kulaklarınızı tıkayamıyor, ne yapabileceğinizi düşünmeye koyuluyorsunuz.

Geçmişte birçok kez yaşandığı gibi bugün de insanlık iyi ile kötünün birbirinden ayrılacağı bir yol ayrımında. Geleceğimizin güven içinde olmasını istiyorsak herkese gönül kapıların açmayı öğütleyen Mevlana ve Yunus’ların arkasından gitmek, rengi, milleti ne olursa olsun her kesimden insana sevgi ve kardeşlik elimizi uzatarak gerçek insani değerleri tüm dünyaya göstermek durumundayız.

Bu yaklaşım;

-Kolay yoldan güç devşirme peşinde olanların ürettikleri tüm kötülükleri ortadan kaldıracak,
-Köpürtülmeye çalışılan kin ve nefret duygularını söndürüp toplumları yeniden birbirine bağlayacak,
-İlahi merhametin genişliğinden faydalananlar gönül kapılarını başkalarına açacak,
-Samimiyet ve sevgi hissi daha geniş kesimleri kuşatıp onları ortak değerler etrafında buluşturacak,
-Herkesin kendi çevresinde toplanmasını isteyen benciller toplumda karşılık bulamayacak,    
-Yok olmaya yüz tutmuş güzel duygular kenetlenmenin verdiği enerji ile büyüyüp gelişecek,
-Hz Âdem ve Hz Havva gibi bütün şeytani duygular bir kenara bırakılıp kalabalıklar güzel duygular etrafında birleşecek böylece ahlaki değerlere sahip olmanın verdiği sırlı anahtarlar ile toplumlar insan olmanın hazzına varacaktır.  

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

*Fethullah Gülen'in “Sükutun Çığlıkları” kitabındaki ilgili makaleden faydalanılmıştır.      

 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ