İsmail S. Gülümser'in yazısı: Zaafların esiri yöneticiler ve taşkın içgüdüleri

"Hayatını hayvani hislerine göre düzenlemiş bu zavallı yöneticiler grubu, köpürüp duran içgüdülerinin esiri olur, halk her gün ayrı bir kötülükle uyanırken onlar sürekli yeni tatmin yolları arar."

Yöneticilerin yetki sınırlarının çok iyi tanımlandığı demokratik ülkelerde göreve gelenlerin ahlaki ve etik değerleri çiğnemesini hukuku rafa kaldırmasını önleyecek çok sağlam otokontrol sistemleri bulunduğu için;
-Hatalara fırsat verilmemekte,
-İnsani zaaflara bağlı olarak yapılabilecek her yanlış anında bu sistemler tarafından devre dışı bırakılmaktadır.  


Bu yüzden kuralların işlediği ülkelerde zaaflarına yenik düşenlerin kusurlarını sürdürme şansı yoktur.

Hâlbuki başta ben duygusu olmak üzere kişisel hislerini tatmine yönelen yönetimlerin olduğu yerlerde yasa dışına çıkanları durduracak mekanizma olmazsa suçu engellemek zordur.

Böyle ortamlarda bencil yöneticiler;

-Ayrıcalıklı olduğunu, başkalarına ait şeylerde hakkı olduğu düşünerek kolayca çalıp çırpmaya yönelebilir.
-Bunu rahat ve rehavete düşkünlük takip edebilir...

İmkânı olanların birbiriyle zevk yarışına girdiği yerlerde sefahat giderek artar. Önde görünenlerin haz peşine düştüğü beldelerde kötü duyguları frenleme gereği duyulmaz, toplumda kötülük işleme sıradan hale gelir, hatta zimmî olarak destek görür. Akıl-mantık-muhakeme ve dinin kurallarının yerini bedeni zevkler alır. Eline fırsatı geçirenler hayvani arzularına ulaşmak isterken etraflarına zayıf iradeli insanları toplayarak kirli işlerini meşrulaştırmaya çalışır, toplumu ahlaken çürütürler.  

Yüreklerinde insana karşı en küçük merhamet hissi kalmayınca;

-Vicdanlarının sesini bastırır, zulümler karşısında taş kesilirler,
-Gurur duydukları değerlerin kaybolmasını, din-iman adına her şeyin yok olmasını seyrederler,
-Ülkede hak-hürriyet-adalet ve insaf duygusunun ortadan kalkmasından rahatsız olmazlar.

Bu yüzden Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkelerde büyük iddialarla öne geçtikleri halde;

-Toplum için en küçük bir kaygı taşımayan,
-Faziletli insan yetiştirme gibi bir derdi olmayan,
-Ailelerin dağılmasından yuvaların yıkılmasından rahatsızlık duymayan,
-Kişisel hedefleri için cennet ayakları altında denen kadınlara hatta çocuklara zulümden kaçınmayan yönetim anlayışlarının halka insana yaraşır bir hizmet sunması mümkün değildir.

Hâlbuki toplumsal dokuyu korumanın ilk şartı kadınların yüksek insani duygularla yetişmesine bağlıdır. Kadınlara değer veren onların ince ruh dünyalarını yüksek değerlerle donatmak için çabalayan, hepsini kardeş-bacı gibi görüp bu müstesna varlıkların üzerinde titreyen anlayışlar toplumu iyilikle buluştururken, onları hor gören;

-Dünya görüşünden dolayı her gün bir başka kadını toplum önünde aşağılayıp zulmeden,
-Hayvani ve şeytani bir iştahla onların cazibesinden yararlanmanın planlarını yapan,
-Ağına düşürdüklerini gizli otel odalarında cinsel obje olarak kullanmaktan kaçınmayan,
-Yaşlandığında güzelliği kaybolduğu için eşini bile küçük görüp hayat arkadaşını dışlayacak kadar bayağılaşan, sadece şehvetine teslim olmuş zavallıların kadınlara ve topluma kazandıracağı en küçük bir değer olamaz.

Bu tehlikeli yola girenler topluma hayal kırıklıkları yaşatır, geçici hazlarını takip ederken sıcak aile yuvası toplumsal huzur gibi kalıcı lezzetlerden mahrum kalır. İç dünyalarındaki sevgi boşluğunu doldurmak için daha fazla geçici ilişki arar, ailede güven kaybolur, düşmanlık hisleri artar ve en küçük bir sarsıntıda yuva dağılır.

Hep his ve heveslerine göre hayat sürenlerin literatüründe aile dâhil hiç kimseye karşı vefaya yer yoktur;

-Bugün ak dediklerine yarın kara demekten sakınmaz,
-En basit bir menfaat karşılığında dostken düşmana dönüşür,
-Gerektiğinde düşmanlarıyla ortak olup yıllarca birlikte olduklarını satar,
-Eline imkân geçtiğinde kişisel heves-arzuları için yakın dost ve arkadaşlarından başlayarak kendine muhalefet eden herkesi silindir gibi ezer geçer,
-İnsanları ikna edip gönüllerini kazanmayı hep yorucu bir iş olarak görür ve kısa yoldan netice almak için her şeye saldırır, kişisel amaçları için her kötülüğü işlemeye hazır hale gelir,
-Haksız yere yuvaların yıkılıp yok olması umurlarında değildir,
-Çoluk çocuk yüz binlerce insanın hayattan umudunu yitirmesinden hiç rahatsızlık duymaz,
-Yaşanan insanlık dışı dramlar karşısında yüreklerinde en küçük bir sızı hissetmez,
-Sonuca ulaşmak için insan hayatına hiç değer vermez, ölümler üzerinden güç devşirmeye çalışır,
-Karanlık dünyalarında suç sıradanlaşır, kendilerini düzeltme gereği duymaz, yaptığı vahşetin arkada bıraktığı mağduriyet ve mazlumiyetin büyüklüğüne dönüp bakmaz, geniş imkânlara sahip olsalar bile yanlarında samimi bir dost bırakmaz ama tüm âleme nizam vermekten de geri durmazlar.

Hayatını hayvani hislerine göre düzenlemiş bu zavallı yöneticiler grubu, köpürüp duran içgüdülerinin esiri olur, halk her gün ayrı bir kötülükle uyanırken onlar sürekli yeni tatmin yolları arar.

-Kuralsız yaşamayı tercih eden, zaman ve imkânlarını pespaye arzuları arkasında koşmakla geçiren,
-Ciddi bir ruhi boşluk içinde hevesleri neyi istiyorsa o tarafa yönelen,  
-Topluma özellikle gençlere kötü örnek olup toplumsal dejenerasyona zemin hazırlayan,
-Dini-milli-ahlaki değerleri kendi nefsi hazlarına göre yorumlayıp bir bir yok eden,
-Her gün toplumu için yüz karası olacak onları utandıracak davranışlardan kaçınmayan,
-Edep hissi, hesap verme duygusu ve insana saygıyı unutan yönetimlerin tek derdi ülke imkân ve fırsatlarını kendi çıkarları sınır tanımayan taşkınlıkları için kullanmaktır.

İstediklerini kolay yoldan elde etme sarhoşluğuna kendini kaptırmış bu insanları durdurmak zordur. Onlar;

-Kimi zaman hiç layık olmadıkları makamları kapıp kurulu düzeni yıkar,
-Başkasına ait mala mülke göz diker, üzerlerine geçirmek için şeytani oyunlar kurgular,
-Hak hukuk arayanları devleti sopa gibi kullanıp sustururlar,
-Ülkenin tüm birikimlerine çökecek yollar geliştirir, halkın geleceğini ipotek edip köleleştirecek planlar yaparlar.

Böyle bir yönetici grubunun elinde ülkelerde;

-İç huzur tamamen kaybolur,
-Hayâ perdesi yırtılır, iffetli davranma bir fantezi gibi gösterilir
-Sefih hayat sürme suç işleme emanete hıyanet sıradan hale gelir
-Hakka karşı saygı, haram helal duygusu ortadan kalkar gasp marifet olarak sunulur
-Dini esaslar ahlaki değerler elleri kolların bağlayan pranga olarak görülür ve hepsi terk edilir
-Ruhlardaki boşluk toplum geneline yansır, fikri dağınıklık içinde toplumu birlikte tutan bağlar kopmaya, farklı kesimler birbirine kuşkuyla bakmaya başlar.

Herkese tepeden bakan bu grup; tüm hayatlarını karalama-algı oyunlarına harcar, fazilet hissini kaybeder, yalanı gerçek gibi göstermeye çalışır, Faydalı hizmetler zararlı, kötü davranışlar ise olumlu gibi gösterilir ve en rezil davranışlar savunulmaya başlar. Cahiliye dönemlerinde işlenmemiş ölçüde büyük suçlara iştirak edilir, ormandaki vahşi yaratıkların bile bir diğerine reva görmediği tavırlar sergilenir.

Başları döner ruhi boşluk içinde, maddi imkânların onları her geçen gün daha sefih bir yaşama ittiğinin verilen nimetlere karşı nankörlük ettiklerinin farkında olmazlar. Haksız kazanç yollarının açılmasından memnun olur, hedeflerini kaybedip hayatlarını insanlık dışı aktivitelerle başkaları üzerinde sulta kurmaya göre düzenleyebilirler. Konfor adına sahip olduklarını kaybetmemek için bütün değerlerini satabilir, insan olduklarını unutup gırtlaklarına kadar suça bulaşabilirler.

Her gün ayrı bir çılgınlığın parçası olur, dava anlayışlarını mefkûrelerini kaybeder, yaşam tutkusu kişisel zevk dışında bir mahareti olmayanlara hizmet eden birer köleye dönüşürler. Kötülüklerin izini sürmekten zevkleri peşinde koşmaktan yorgun düşer olumlu hiçbir çağrıya tepki veremez, bir yığın mazeret uydururlar.

Ellerine geçirdikleri imkânlardan tatmin olmaz boşluk içinde yaşar, bir stresten kurtulmak isterken daha derin boşluklara düşerler. Her gün farklı bir iş peşinde koşar bir gün otellerde çirkin görüntüler verir bir diğer gün pudra çekerken yakalanır, ömürlerini kişisel zevk kovalamakla geçirirler. Bütün değerleri yitirdikleri halde hiçbir şey olmamış gibi toplum içinde yüksek perden ahkâm kesmeye devam ederler.

-İç dünyalarını her şeyi yiyip yok etme tutkusu kaplamıştır, her güne ayrı bir talan senaryosu üreterek uyanırlar,
-Bu ruh sefaleti ve maneviyat yoksunluğu ile büyük bir çöküş içinde oldukların göremezler,
-Gerçek inanca ahlaki ve insani değerlere kavuşuncaya kadar boşluktan kurtulamayacaklarını bilmezler,
-Dünyaya bir hilkat garibesi olarak göründüklerini anlamayacak kadar hastalıklı ruh haliyle hareket ederler,
-Bir sürü gibi insanlık dışı vahşete ortak olmayı hedefe ulaşmanın gereği olduğunu zannederler,
-Daha güçlü görünüp herkese boyun eğdirmek için her zulmü işleyebilir her türlü suça bulaşmaktan zevk alırlar,
-Öfkeyle yola çıkan haçlı ordularına rahmet okutacak, Hitler’in sınırlarını aşacak vahşetlere imza atarlar,
-Her gün bir fantezi arar, insani değerlerden uzaklaştıklarını tüm âleme gösterir dünyanın maskarası olurlar.

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

*Fethullah Gülen'in “Sükûtun Çığlıkları” kitabındaki yazıdan faydalanılmıştır.

İsmail S. Gülümser
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ