İsmail S. Gülümser'in yazısı: Dünyanın kabusu olanlar; şiddet çözüm değil

"İslam Peygamberi'nin (SAV) hayatı, günümüzde din adına yola çıkıp muhataplarını silahla, para gücüyle, düşmanlıkla hizaya getirebileceklerini sananların kendi değerleriyle ne kadar çeliştiklerinin en açık delilidir."

Türkiye’nin de aralarında olduğu İslam coğrafyasının birçok yerinde siyasetle dine hizmet edeceğine inanan kişi ve gruplar özellikle medeni dünyayı kendilerinin düşmanı olarak görüyor ve düşmanlıkla tepki vererek öne geçme onlar üzerinde etkili olma hayalleri kuruyor. Hâlbuki düşmanlıkların, aynı tarzda cevap yetiştirmeye çalışarak önlenmesinin mümkün olmadığı yıllarca yaşanan deneyimlerle ortaya çıktı.

Bugün savaşçı gruplar besleyerek onların silah gücü ile üstün gelmeyi umanlar sadece kendilerine değil bulundukları topluma hatta dünya barışına da ciddi zarar veriyorlar. Bazıları açıktan savaşanları desteklerken bazıları kendileri geri plana çekilip savaşan grupları el altından besleyerek o bölge insanına acılar yaşatmaya devam ediyorlar. Düşmanlıktan uzak bölgeler dünyanın tüm nimetlerinden yararlanırken insanca yaşam sürmenin mümkün olmadığı bu bölgelerde yeni nesiller çocukluğunu yaşayamıyor acılar içinde hayata başlıyor.


Bütün bu travmalardan, istismara müsait çevrelerin etkisinden kurtulmanın yolu problemleri düşmanlıkları körükleyerek değil insani ve ahlaki yolları arayarak çözmekten geçiyor. Geçmişte moral değerlerin tam yaşandığı ortamlarda hayata geçirilmiş ve problem çözdüğü görülmüş örnek olaylar güncel versiyonu ile bugünkü problemleri çözmede kullanılması halinde üstesinden gelinemeyen birçok soruna çare bulunabilir.

Dünyaya önderlik eden onları şiddet ve kavgadan uzaklaştırmada başarılı olan manevi rehberlerin hayatı incelendiğinde gönüller üzerinde tesirli olacak yollar geliştirerek başarıya nasıl ulaştıkları daha iyi anlaşılır. Özellikle İslam Peygamberi'nin (SAV) yaptıkları dünyanın geleceğini aydınlatacak çok önemli örnekler içermektedir.

O, yaşam hakkı verilmediği, öldürme planları yapıldığını hissettiği andan itibaren hicret ederek düşmanlığın esiri insanların elinden kendini ve dinin güzellikleriyle tanışmış yakın çevresini kurtarmaya çalışıyor. Ancak orada da rahat bırakmıyorlar ordular hazırlayıp üzerine saldırıyor, çevresini savunma savaşına hazırlamak zorunda bırakıyor ve 70 kişiyi de şehit ediyorlar.  

Bütün bunlar karşısında “Allah’ım kavmimi affet yaptıklarından dolayı onları cezalandırma çünkü henüz seni bilmiyorlar” diyerek onlara duaya devam ediyordu. Onun yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen içinde kimseye karşı düşmanlık hissi taşımaması zamanla en katı kalpleri bile eritiyordu. Hicretten sonra Müslümanların mallarını yağmalayan Mekkelilerin mallarına el koymayı düşünmüyordu. Hatta evlerine girenler emniyettedir diyerek onlara güven telkin ediyor, bırakın mallarına el koymayı gönül kazanarak düşmanlıkları önlemek için mala düşkün olanlara ganimet mallarından hediyeler veriyordu.

İnananları köşeye sıkıştıran, onların imkânsızlığından yaralanıp her türlü hileli oyunu yapmaktan kaçınmayanlara, dar zamanda en ağır işkenceler denemekten zevk alanlara karşı kötü muameleye izin vermiyor, arkadaşlarını iyi davranışlarla gönül kazanma konusunda sürekli uyarıyordu.

Hatta işlenen zulmün büyüklüğü karşısında dayanamayıp bir iki müşrik hakkında yaptığı bedduadan dolayı ilahi mesajla uyarıldığını ifade edip, düzeltiyordu. Bu olumlu yaklaşımı sayesinde bedduaya muhatap olanlar ilerleyen zaman içinde yumuşayıp inançla buluşuyordu.

-Müslümanlara işkence yapanlara,
-Kendileri hakkında ölüm emri verip adam kiralayacak kadar işi ileri götürenlere,
-Sırf ona zarar vermek için evli iki kızının zorla boşanmasını sağlayıp sokağa bırakanlara,
-Hamile kızına mızrakla saldırıp kaburga kemiğini kıran, düşük yapmasına, genç yaşta ölümüne sebep olanlara,
-En çok sevdiği amcasını şehit edip uzuvlarını parçalayan herkesin küçük gördüğü siyahî kölelere kadar ona zarar vermeye kendini adamış her seviyede insana davetiyeler gönderip onları sulh ve iman nimetiyle buluşmaları için geçmişe ait tüm kusurları affedebileceğini ilan ediyordu.

Maddi şeylere değer vermediğini her fırsatta gösteriyor, inananların varlıklarını gasp edenlerin mallarını ganimet olarak arkadaşlarına dağıtmaya kalkmıyor. Aksine kötülük yapanları zor zamanlarında köşeye sıkıştırmaktan uzak duruyor, onlarla sulh yapıp ellerindekini kendilerine bırakarak mal mülkten daha çok insan kazanmaya önem verdiğini gösteriyordu.

O, başkaları üzerinde üstünlük kurma gibi bir hedefle hareket etmiyor, insanların gönüllerini ilahi mesajlarla buluşturmak için çaba harcıyordu. Bu yüzden asla gündelik olaylara o günün şartlarında yapılmış yanlışlara takılıp da insanları dışlama gibi bir hataya düşmedi.

Asla galibiyet sarhoşluğuna kapılıp yapılanların öcünü almaya kalkanlara müsaade etmiyor, inananlara hayatı dar eden kan dökerek onlara yaşam hakkı vermeyenler de onun merhamet ikliminden nasibini alıyordu.

Kendisi çok üzülmüş olsa bile hiciv dolu şiirlerle onurlarını rencide eden, hürriyet vaadiyle kandırdığı kölesi aracılığı ile Hz. Hamza’yı parçalatanlara karşı inananların içinde en küçük bir nefret oluşmasını hoş karşılamıyordu.  

-Onları cezalandırarak öç almaktan kaçınıyor,
-Aksine sıra dışı hediyelerle onların gönüllerini kazanıyor,
-Geçmişte gaspa adı karışmışlara olan borcunu ödemek konusunda en küçük bir gevşeklik göstermiyor,
-Ciddi zarar vermişler dâhil kimsenin emanetine hıyaneti düşünmüyordu.  

Akrabasından yakını olmaktan, yani mensubu olduğu kişiler ve gruplardan dolayı kimsenin kınanmasına izin vermiyordu.

Kimseye intikam alacağı yönünde bir kuşku duymasına müsaade etmiyor, herkesin ümidini koruyacağı bir ortam oluşturup geçmiş kirleri inançla temizlemelerine fırsat veriyordu. Af kapısını daima herkese açık tutuyor, geçmişte işlenmiş kötülüklerin büyüklüğü ne olursa olsun bağışlanacağı yönünde mesajlar gönderip gönülleri yumuşatıyordu.

Kötülük yaptığı için ondan kaçanlar onun herkesi bağışladığını duyunca geçmişte yaptıklarından af dileyerek geldiklerinde çok sıcak bir karşılama gördü. Pişmanlık duyanların hatalarını yüzüne vurup onları utandırmayı hiç düşünmedi, geçmişe sünger çektiğine onları inandırdı. Oluşan güven sayesinde nefretle köpürüp duran kalpler yumuşadı, karşısında mücadele verenler yanında yer almaktan kaçınmadı.

Varlığına güvenip böbürlenenlere onun etrafındakileri küçük görüp mesafeli duranlara, müminleri hakaretleriyle tezyif edenlere doğruyu bulmaları için mühlet verdi bu süre içinde yaptıkları hataları görmezden geldi.

Hayatı maddeden ibaret görenler yaptıkları onca kötülüğe rağmen eline fırsat geçtiğinde hiçbirine zarar vermeyi düşünmediğini, onun insana verdiği değerini görünce yanmakta olan bir mum gibi erimeye başlıyordu. Nefret ve öfkeyle oturup kalkanlar onun aşığı haline geliyordu.  

En çok istediği Kâbe’yi barındıran şehrin anahtarlarını eline aldıktan sonra, çalınan kendi evine ya da oranın en iyi köşklerine yerleşmesi mümkünken o çadırda kalarak hiçbirinde gözü olmadığını ilan ediyordu.

Gönüllerin fethini en öncelikli mesele olarak gördüğü için;

-Güç gösterisi anlamına gelecek askeri bir unsur geride bırakmadan,
-Şehrin idaresini İslam’la yeni tanışmış birine teslim edip geri dönüyor, herkesin evini yurdunu konumunu korumasına izin veriyor, kimsenin statüsünü ve konumunu yıkarak hedefine ulaşmaya çalışmıyordu. Korkuya dayalı bir yönetim düşünmediği için adeta idare belde halkına yeniden teslim ediliyor ve kalıcı barış sağlanıyordu.

Hayatını kötülük yapmaya kilitlemiş art niyetli birkaç kişi dışında;

-Değişmeye açık bir yönü olduğunu düşündüğü herkese kapılarını açmış,
-Yaşananlar her ne ise hepsini unutmaya hazır olduğunu bildirmiş,
-İçinde derin yaralar açmış olanlara karşı inananların köpürüp gelen duygularını bastırmak için çaba harcamış, onların inanç dairesi içinde kalmaları için kişisel haklarının hepsinden fedakârlığa hazır olduğunu göstermişti.

İslam Peygamberi'nin (SAV) hayatı, günümüzde din adına yola çıkıp muhataplarını silahla, para gücüyle, düşmanlıkla hizaya getirebileceklerini sananların kendi değerleriyle ne kadar çeliştiklerinin en açık delilidir.

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

*Fethullah Gülen'in “İstikamet Çizgisi” kitabındaki ve Veysel Ayhan’ın tr7/24 teki konuyla ilgili yazılarından faydalanılmıştır.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ