İsmail S. Gülümser'in yazısı: Dünyanın en seçkin misafiri insan görevini yapamazsa

"Ruhi güzelliklerini geliştirmeyle meşgul olacağı yerde şeytani dürtülerinin peşinden gidenler her zaman karanlık düşüncelerin oyuncağı olur, dünya ve ötesine ait güzelliklerden yararlanamayacağı için şüphe ve endişeler içinde bocalar"

Bediüzzaman’ın ifadeleriyle varlıklar ve diğer canlılar yeryüzünde yapacakları işleri öğrenmiş olarak dünyaya geldiklerinden yaşam için gerekli tüm donanımları kendilerine gösterilen yolda kullanmaktadır. Büyük çoğunluk itibarıyla kusursuz bir şekilde üzerlerine düşen rolü oynamakta, akli melekeleri olmasa da gözle görülmeyecek boyutlardaki mikroplardan vahşi canavarlara kadar hareket halindeki her canlı sorumluluğuna verileni yaptığı, hava-su-elementler onların hizmetine koştuğu için yeryüzündeki denge korunmaktadır.  

Varlıklar âleminin en donanımlısı bir yaratılış mucizesi olan insandan sonra yeryüzü daha anlamlı hale gelmiştir. O, uyum içindeki uzuvları, güzel pürüzsüz bedeni-oturuş-kalkış-konuşma-yiyip-içme-davranış-mimikleri ve iç güzellikleri ile göz zevkini rahatsız edecek bir aykırılık taşımayan benzersiz yaşam şiirinin kafiyesi gibidir.


-Dünyanın sırlarını keşfetmesi için verilmiş duyuları,
-Hayatını sürdürmesi için gerekli yaşamsal organları,
-Olayları doğru değerlendirmesi için verilmiş duygu-düşünce-akıl-his-şuur-mantık-muhakeme gibi ekstra yetenek ve kabiliyetleri ile hayalleri-ümit ve beklentileri olan yeryüzünün birçok özelliğini küçücük maddi-manevi bedeninde toplamış bir varlıktır. Bireysel bir kıymeti olmasa da iradesi dışında bu dünyanın en şerefli seçkin ve nazlı konuğunu ağırlamak için bütün varlıklar hizmet yarışına girmiştir.
-Yaşadığı ortamda serbestçe her şeye müdahale etme, zevkine göre değiştirme hak ve yetkisi verilmiş,
-Yeryüzünde canlı cansız tüm varlıklar kullanımına sunulmuştur.  

Kurulu düzen her varlığın kendisine verilen kabiliyeti tarif edilen yolla kullanması halinde işlerin çok daha kolay yürüdüğünü, birinin genel ahenge aykırı hareketi halinde ise ciddi sorunların ortaya çıktığını göstermektedir. İnsan kendine verilen donanımı yüksek değerlere sahip önderlerin tarif ettiği çizgide kullanması halinde genel kurala uymuş olacak ve yaşam dengesi içinde yüce bir mevkie oturacaktır.

-Konumuna uygun davrandığı,
-His ve duygularını insani-ahlaki-etik değerler çerçevesi içinde kullandığı zaman bedeni yanında ruh güzelliği karanlık görünen geleceğini aydınlatacak olumlu davranışlarıyla maddi-manevi saadeti elde edecek yaşam ve ötesine ait tüm sırları keşfederek dünyada cennet hayatı yaşayacaktır.

Bazı şeyleri yapma özgürlüğü olsa bile vicdanının sesini dinler, onun kabul etmediği alanlarda tabiatını doğru kullanır, iradi bir tercihle yanlış yollara girmekten uzak durmaya çalışırsa, donanımına verilmiş yüksek değerleri koruyup geliştirerek kâmil biri haline gelecektir.  

Hadiselerin arka planındaki derin güzellikleri gören, güç ve kuvvetinin yetersizliğine rağmen faydasına sunulan nimetlerin sınırsız olmadığı bilinciyle hareket eden, otellerdeki teşrifatçılar gibi hayatını kolaylaştırmak için çabalayan varlıkların iltifatları karşısında sorumluluk duygusu içinde dengeli davranışlarını koruyabilenler, yaşadıkları büyüleyici ortam için çabalayan herkese teşekkür anlamında bir davranış sergiler.    

Emanetine verilmiş her şeyin harikulade birer sanat eseri olduğu bilinciyle kullanır, hayranlıkla seyrettiği eserlerinin korunması için çaba harcar, bazen bilmeden kusur işlese bile hemen hatasını tazmin edecek davranışlarla kendini affettirmeye saygısını korumaya çalışır.

Bu şuurla; nimetlere saygı gereği haftada-günde birkaç kez ibadette bir araya gelenler birbirine sıkı bağlarla bağlanır. Herkesin ayağını bastığı yere başını sürenler insanlardan biri olduğunu anlar, ruhi yönünü geliştirmeye gururdan kurtulmaya çalışır. Oruç tutanlar kendini dünyada emanetçi gibi görür ihtiyacı olanların derdini anlar kimseyi töhmet altına almadan zekâtla yardımına koşar, sıcak mesajlarıyla herkesin imdadına yetişir.

Kötülüğe açık cehalet-kibir-bencillik-duygularını frenleyip ilim-marifet-muhabbet-tevazu-diğerkâmlık gibi vicdani referanslara göre davranır sadakat-güven-itimat gibi yüksek duygular içinde olur.  Her şeye ve herkese hep sıcak ilgi alaka kurar, birbirine bu duygularla yaklaşan bir toplumun sıcaklığı zamanla herkesi kuşatır

Ortak değerlerin oluşturduğu yüksek hedefler ve yüce yaratıcıya yakınlaşmayla oluşan gerçek kulluğun verdiği özgüvenle bağımsızlığını koruyabilir, kendine sahip olamayan zavallı varlıklara kulluktan kurtulur. Acı ve tatlıların paylaşıldığı, her yerde huzur rüzgârlarının estiği, gurur-kibir-kıskançlık-kin-nefret-kişisel çıkar hesabı gibi kötülüklerin terk edildiği, böyle bir yerde insanlar kendilerini cennette gibi hissedebilir.

Hayvanlar içgüdüleri istikametinde özgürce hareket ederken insan ona verilenleri rastgele kullanmayacak kadar müstesna bir varlıktır. Dünyanın en gelişmiş varlığı insan olmanın kazandırdığı sorumluluğu ruhunda hissetmeyenler onları hoyratça kendi zevk ve sefası için kullanmaya kalkanlar değer kaybı yaşar. O, beden yanında ruhi derinliğe önem verdiği dönemlerde yaratılışına uygun davranmanın verdiği enerjiyle başarıdan başarıya koşmuş, uzaklaştığında ise büyük hayal kırıklıkları yaşatmıştır.

Ruhi güzelliklerini geliştirmeyle meşgul olacağı yerde şeytani dürtülerinin peşinden gidenler her zaman karanlık düşüncelerin oyuncağı olur, dünya ve ötesine ait güzelliklerden yararlanamayacağı için şüphe ve endişeler içinde bocalamaktan kendini kurtaramaz.

-Hayatın gayesini tam kavrayamayan,
-Genel kurala aykırı olarak his ve hevesleriyle hareket edip önündeki imkânları şuursuzca tüketen,
-Verilen üstünlüklerini kendi bireysel duygularını tatmin istikametinde kullananlar tabiatlarına konulmuş ruhi derinliklerden yararlanamadıkları arkadaki gizli sırları göremediklerinden maddi varlığı yanında inceliklerle bezenmiş düşünce ve ruh dünyası bir ayrıcalık olsa da bazen ilişkiler yumağını çözmede başarısızlığı onu yanlışlara sürükleyecek bir aygıta dönüşecektir.
 
Dar dünya görüşünden bencillikten kendini koruyamayanların olduğu ya da sağlıklı düşüncedekilerin sesini duyuramadığı bir yerde ruh bütünlüğü olmaz uzun ömürlü bir gelişme sürdürülemez, böyle bir belde onurlu bir devlet geleneği ortaya konamaz, başkalarının oyuncağı olmaktan kendini koruyamaz.

Hâlbuki yeryüzünün hazineleri sınırsız gibi görünse de şuursuz mahlûklar ondan sadece zorunlu ihtiyaçları kadarını kullanmakla yetinmekte ve dengeye zarar vermekten kaçınmaktadır. İnsan kendine verilen donanımları bir sarrafın titizliği içinde ölçüp biçerek gerektiği kadarını sadece gerektiği yerde kullanmazsa taşkınlıklarıyla kendisine ve çevresine zarar vermekten uzak kalamaz.

İnsandaki cevheri doğru okuyanlar, bu yetkiyi kendine tanınan sınırlar içinde kullanırken, hayatı maddeden ibaret görenler ise, iç dürtüleri peşinde koşar, en basit varlıkların bile uymak zorunda olduğu yaşamsal kuralları hiçe sayar, şımarıklık içinde önüne gelene şuursuzca saldırır.

Aziz bir misafir gibi muamele gören insan;  

-Geçici olarak kaldığı yerde
-Korumak kaydıyla emaneten tasarrufuna verilen güzelliklerin arka planını doğru okuyup ölçülü bir şekilde kullanması, kendine yapılan iltifatlar karşısında şımarıklığa girmeden faydalanması gerekirken kendi mülküymüş gibi hoyratça çarçur eder.

Vicdan genişliğine zarar veren onu bedeni zaaflarına hapseden kin-nefretle toplumdan ayrışan, gurur içinde yüce yaratıcı karşısında boyun eğmekten kaçarken hiçbir şeye gücü yetmeyen insanlara, vehmi güç sahibi krallar-imparatorlar-diktatörler karşısında iki büklüm olur hürriyetini teslim eder.

Bugün Türkiye’nin de aralarında olduğu insan onuruna göre yaşam şansının kaybolduğu ülkelerin temel sorunu;

-Kendi değerlerine olan inançlarını kaybetmesi,
-Hiçbir temele dayanmayan şahsi düşünce ve kaprislerine göre tavır belirlemesi,
-Çıkar-şöhret-mal-makam hırsı-gelecek endişesi gibi kişisel beklentilerine kendilerini kaptırması,
-Zaaflarına ulaşmak için toplumdan kopup gerektiğinde kaba kuvvet dâhil her yolu deneyecek hale gelmesidir.
Vicdanlarının sesini susturup tabiatının gereğini yerine getirmeyen fertlerin bir araya gelmekten lezzet ve üzüntüleri paylaşmaktan toplumsal sorumluluk almaktan kaçınması, aksine birbiriyle boğuşan bir topluluk haline gelmesinde aranmalıdır.

17-25 Aralık davasının 8. yılına girdiğimiz şu günlerde;

-Verilen yetki ve sorumlulukları kendi çıkarı için kullanmaya kalkan,
-Zaaflarının esiri olmuş,
-Düşünce istikametini koruyamayan bir siyasi oluşumun ruh sefaleti içinde insana karşı saygı ve sevgiyi kaybettiğini, toplumu bir kobay gibi görüp onlar üzerinden kişisel hedeflerini gerçekleştirmeye yönelerek topluma ait tüm varlıkları tüketmesi bunun canlı şahididir.

*Fethullah Gülen’in “Sukutun Çığlıkları” kitabındaki yazıdan faydalanılmıştır.

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ