İsmail S. Gülümser / Analiz
Şantaja dayalı dünya düzeninin çirkin yüzü
Son günlerde dünya kamuoyu yönetimlerin yüz kızartacak gizli sırlarını açığa çıkaran Eipstein belgeleriyle sarsılıyor. Açıklananlar konunun bireysel ahlaksızlıktan çok şantaj mekanizmasına dönüştüğünü gösteriyor. Cinsel istismarla birçok kişi hakkında yıllarca veri toplanmış ve güç ilişkilerini yönetmede kullanılmış.
Epstein sapık bir milyarder mi? Profesyonel bir operasyon aracı mı?
TR7/24 yazarı Nedim Hazar’ın tespitlerine göre Jeffrey Epstein, basit bir sapık milyarder olarak değerlendirilemez. Aksine, istihbarat dünyasının en eski yöntemlerinden biri olan “zaaf üzerinden kontrol” mekanizmasını endüstriyel ölçekte uygulayan bir operatör profili çiziyor. “Koruma fonu” adı altında kurulan yapı sayesinde, Epstein’in özel adasında, Manhattan’daki malikanesinde ve Paris’teki dairesinde dünyanın dört bir yanından hedefledikleri elitleri, taşıyıp ağırlamışlar.
Bu mekânlarda onların zaafından faydalanıp reşit olmayan kızlarla ilişki ortamı hazırlamış, tüm süreci kaydederek kullanılmak üzere arşivlemişler. Belgelerde ismi geçme ihtimali bulunan liderler endişeyle beklerken, açıklananlar, uluslararası siyasetin kirli yüzünü gözler önüne seriyor.
İsrail lehine işleyen düzen
Son yıllarda, Ortadoğu’daki dengelerin İsrail lehine değişmesi tesadüfi olmadığı söyleniyor. Hamas’ın, yüzlerce Yahudi vatandaşı kaçırması, Filistin’in tarihten silinmesine hizmet etti. Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu Filistin savunucuları ise yıkılan bölgede yapılacak turizm projelerinden siyasi çıkar peşindeler. Esad rejimi yıkıldı, ABD bütün savaş makinalarını bölgeye gönderse de şimdilik İran’ı tehditle barışa zorluyor.
Hazar, arşivin sahibi ülke yöneticilerinin yer almamasından hareketle, bu işlerde İsrail desteği iddiasına yer vermiş. Belgelerle esir alınmış yöneticilere işin sadece ucu gösterilerek itirazlarının önlendiği ve “Büyük Ortadoğu Projesi” hedefine adım adım yaklaşıldığını ifade ediyor. Belki de bu yüzden ülke yöneticileri Gazze’deki soykırımı büyük bir sessizlik içinde izledi. Bölgede silahlanarak kendini korumayı planlayan İran ise, önce bombalarla sersemletildi, anlaşma olmazsa yıkıcı darbe hazırda bekletiliyor.
Dünyayı yönetme iddiasındaki insanların zaaflarına yenilip istihbarat ajanlarının hizmetine girmesi tiksinti içinde izleniyor. Şeytani duyguları kullanarak kurulan tuzaklara kimlerin yakalandığını henüz tam bilmiyoruz. Belgeler ortaya çıktıkça ülkelerin yönetim yapıları da büyük sarsıntılar yaşanacağı anlaşılıyor.
CIA yöneticilerinden papazlara kadar uzanan bu ağda, halkın vergilerinden toplanan paralar kirli ilişkiler için kullanılmış. Yargı bağımsızlığının bulunduğu ülkelerde dosyada adı geçenler, mahkemelerde ifade verip sonucuna katlanıyor. Başkanlar bile medyanın baskısına direnmiyor ve yaptıklarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. ABD kongresi, Trump’ın gücüne aldırmadan belgeleri yayımlatıyor.
Ortaya çıkan bilgiler medeni tüm dünyayı sarsacak nitelikte, henüz yayınlanmamış olanlar ise yöneticilerin korkulu rüyası. Belgelerle esir alınan yönetimler, kurguyu yapanların planına itiraz cesaretini kaybediyor. Hala direnenler ise güçlerini kaybetme tehdidi altındalar. Görünen o ki bu ağı kuranlar, zaafı olan yöneticilerin insanlık dışı arzularını tatmin ediyor gibi davranarak perde arkasında kendi planlarını hayata geçirmiş. Hedef aldıkları ülkelerde önde gelen isimleri köşeye sıkıştırıp istediklerini yaptırmışlar.
Tutarsız Türk yönetimi de esaret baskısını yansıtıyor
Henüz tüm sırlar açığa çıkmamış olsa da Erdoğan rejiminin de küresel baskıdan payını aldığı anlaşılıyor. Türkiye’de son dönmemde iktidar yanlılarının fuhuş-kumar ve uyuşturucu haberleri, günlerce medyada konuşulmuştu. Bu tür kayıtlardan haberdar oldukları için en parlak AKP gençlerinin utanılacak zaaflarını teşhir ederek önlem aldılar, ama hala kendilerini güvende hissetmiyorlar.
Epstein’in çocuk kaçırmada kullandığı jetin Türkiye’ye defalarca gelmesi, deprem bölgelerinde kimsesiz çocukların kaçırıldığına dair iddialar ve geçmişte engellenen medya satın alma girişimleri, Türkiye’nin de bu karanlık ağın radarında olduğunu düşündürüyor. Hırsızlıktan yakaladıkları birinin bazen önünü açıp bazen sıkıştırarak hedefe ulaşıyorlar. Bölgede yaşananlara karşı bir ileri bir geri tutarsız adımlarının sebebi bu.
Grup halinde fuhuş yapılan olayları unutturup aklamak için, üst düzey yetkililer her gün farklı yöntemler denedi. Bu süreçte kaçırılan çocuk sayısındaki artış gözlerden saklandı. Devletin istatistik kurumu, son sekiz yılda ülkeden 100 bini aşkın çocuk kaçıldığını açıklamış. Her gün topluma ahlak dersi verenler, ülke çocuklarını koruyamıyor. Kaçırılanlar sadece başkası için kullanılmıyor, yönetim de “bal tuzağının” kurbanı.
Türkiye’yi, dindarlık iddiasıyla ortaya çıkmasına rağmen, ahlaki çürümenin önünü açan bir iktidar yönetiyor.
-Kendi kusurlarını meşrulaştırmak için, ülke gençliğinin dejenerasyonuna kasten izin veriliyor.
-Rekabet ihtimali olanları düşman gördüklerinden onları, vatan haini ilan etmenin yolunu arıyorlar.
Düşmanlıkta sınır tanımıyor, saldırıdan ülkedeki her muhalif kesim sırayla payını alıyor.
Suçlarını örtmek için devleti yozlaştırdılar
Ahlaken çürümüş bir yapı, başkasını sindirerek hedefine ulaşmaya çalışıyor. Muhatabı bütünüyle ezip yok etmek için devlet kadrolarına her gün yeni görevler veriliyor. Hukuk sistemi adaleti tesisten vazgeçti, muhaliflerin hayatını karartmada kullanılıyor. Medya, ülkenin tapusunu üstüne geçirmeyi meşrulaştırma aparatına dönüşüyor. Hamasi nutukların amacı halkı kandırıp işlenen cürümleri saklama. İstediklerini hedefe koyup toplum önünde itibarını sıfırlıyor, istediklerini ezip yok ediyorlar.
Devlet çarkının ve toplumun duyarlı olması beklenen kesimlerinin zulme ortak olmasının temelinde ahlaki normların tüketilmesi yatıyor. Kısa sürede sonuca gitmenin sınırları yok saymaktan geçtiğine inanan bir ekip, kurulu düzeni yıkıp geçiyor. Geçmişte savundukları değerleri ayak bağı olarak görüyor çıkarıp atıyorlar.
Kendi değerlerine ihanet içindekilerin yönettiği bir ülkede vatandaşlar, inandıkları değerlerin tahribini izliyor. Şeytani duyguların teşvik edildiği bir ortamda toplum, ahlaki normlarını kaybediyor.
-Hukukçular adaletsizliğin tesisine hizmet ediyor.
-Basın haklının yanında değil güçlünün yanında saf tutuyor.
-Toplum önderleri küçük çıkarlarla avunup çürümeyi seyrediyor.
Kirli siyaset, açlığa mahkûm ettiği halk kitlelerinin elindekini alırken onların bütün itiraz yollunu kapatıyor.
Kötülükte sınır tanımıyor, istediklerini düşman ilan edip susturuyorlar. Yıllardan beri savuna geldikleri değerleri bir bir yıkıp atıyorlar. Değerlerini koruyanları “enayilikle” itham edip baskı altına alıyorlar. AKP’nin vicdani olarak bilinen Arınç gibilerin, yakından tanıdığı insanlara yapılan zulme sessiz kalması, baskıya direnememekten kaynaklanıyor. Dışlanma korkusu yaşayanlar, savundukları tüm değerleri terk etmek zorunda hissediyor. Kötülük sıradanlaştığından her gün yeni bir grup daha zulme uğruyor. Yeni operasyonlarla hedefledikleri bir kesimi daha sustururken partililerin yanlışa dur diyecek cesareti kalmıyor.
Erdoğan’ı da muhtemelen hırsızlığıyla teslim aldılar
Ergenekon davalarıyla ordunun yıpratılmasına bir şekilde katkı sundular. 15 Temmuz’un Erdoğan’ın kendi planı olduğu biliniyor, zaman zaman ucu gösterilerek kontrol altında tutuyorlar. Vatanını seven donanımlı kadroların tasfiyesi ortak yürütülen bir operasyondu. Akın Paşa gibi isimlerin itirazları nedeniyle geciken Suriye işgal adımı onların tutuklanmasıyla istediği hedefe ulaşıldı.
Devlet kadroları ve partililer, muhaliflerin susturulmasında rol aldı. İktidarın her kusurunu savunarak, yasadışı işlerin aparatı haline geldi. Ülkenin tapusu tek bir kişiye devredilirken, imparatorluk hayalleriyle avutulan partililer ve memurlar hukuk düzeninin yıkılmasına hep birlikte destek verdi. Güç etrafında toplananlar, kötülüğün sıradanlaşmasını izlerken, hak arayanların ümitlerini yıkma hedeflendi.
Hizmet hareketi, bu çarka olur demediği için şeytanlaştırıldı. Toplum yıllarca yalan haber bombardımanı ile uyuşturuldu, değerlerini yitirenler beğenip destek verdikleri insanlara kurulan tuzağı anlamadı. Ahlaken yozlaşması hedeflenen toplum, hukuktan herkesin eşit faydalanması gerektiğini unutup zulmü kabullendi.
Af adı altında gerçek suçlu on binlerce insan salınıp kokuşma özendirilirken, muhalifler için hapishanelerde yer açılıyor. Adalet sistemi meşruiyetini yitirdikçe toplumun hukuka olan güveni de kayboluyor. Yasalar, muhalifin elindekini almak için kullanılırken iktidarın suçları örtbas ediliyor. Hapishaneler, yönetimin ihtiyacına göre kullandığı sadakat göstermeyenlerin özgürlüğü kısıtlama aparatına dönüşüyor. Herkes hukuk sopasıyla tehdit edilirken, itiraz etmesi gerekenler korkup sindiğinden montajla suç üretilmesine suçluların aklanmasına kimse karşı çıkamıyor. Meclisin kötülüğün hizmetine girdiği bir ülkede, yapılan her yasal değişiklik iktidarın suçlarını aklarken muhaliflere hukukta yeri olmayan yeni suç uyduruluyor.
Ancak hiçbir şantaj düzeninin, hakikatin gücü karşısında sonsuza dek ayakta kalamayacağını unutuyorlar.























