Tanrıkulu: İktidar, 'Ben sorunları çözmem, kimseye de çözdürtmem diyor'

Kürt sorunu, Türkiye’nin “konuşul/a/masa” da en önemli sorunu olmaya devam ediyor. HDP hem Meclis’te hem yerelde siyaseten işlevsizleştirilmeye ve kriminalize edilmeye çalışıyor.







Siyasi iktidar içerdeki Kürt sorununu Suriye üzerinden çözmeye çalışıyor. Bir kültürel ve siyasal kimlik toptan yok sayılarak, çözüm isteniyor. 

Peki, bu mümkün mü?

Bundan sonra ne yapılacak, ne yapılmalı. 

Gazeteci Murat Aksoy, CHP'li siyasetçi Sezgin Tanrıkulu ile ropötaj yaptı;

Kürt sorununda geldiğimiz yeri, yaşananları CHP’de bu konuda önde gelen isimlerden Sezgin Tanrıkulu ile konuştuk. 

Türkiye Kürt sorununda nereye geldi?

Türkiye, Kürt sorunu konusunda olabilecek en geniş sınırlara dayandı ve tıkandı. Artık Kürt sorununu AKP öncesi ve AKP sonrası olmak üzere iki döneme ayırmak gerekiyor. AKP dönemi Kürt sorununu da 2015’e kadar ve 2015 sonrası olmak üzere ikiye ayırmak gerekiyor. 2015’e kadar, 2009 ve 2013’teki iki ayrı “çözüm süreci” dâhil olmak üzere çeşitli girişimler söz konusu oldu. Ancak AKP bu süreçleri Kürt sorununu çözmek için değil, iktidarını güçlendirmek için işlevselleştirdi ve sonuçta bu pragmatist siyaset hem Kürt sorununda çözüm umutlarını suya düşürdü hem de Türkiye’ye, Kürtlere, herkese büyük bir maliyeti oldu. 

AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra benimsediği, tamamen şiddete ve yok etmeye dayalı stratejisi, Türkiye’yi toplumsal olarak, devleti kurumsal olarak, ülkeyi ekonomik olarak çürüttü ve bu çürüme devam ediyor. Ayrıca AKP’nin Suriye’de benimsediği politika da, Kürt sorununun hızlı bir biçimde bölgesel ve giderek uluslararası bir soruna dönüşmesine neden oldu. 

Gelinen nokta…

Gelinen nokta, AKP öncesi Kürt sorununun çok daha devasa bir boyutudur. Bununla baş edebilmek, bu sorunu çözebilmek AKP’nin harcı değil. 

Peki, nasıl olacak çözüm?

Türkiye’nin bu sorunu çözebilmesi için baştan aşağıya yenilenmiş demokratik bir siyasete, samimiyete, hukuka, adalete, parçalanmış toplumsallığın birleştirilerek ortak bir aklın oluşmasına ihtiyaç var. AKP bu aklı yaratmak bir yana, bu aklın oluşmasını sağlayanlara savaş açmış durumda. O yüzden bugünün Kürt sorununun önemli bir parçası bizzat AKP iktidarıdır. AKP sorunu çözülmeden, Kürt sorunu çözülemez. AKP, demokrasi karşıtı siyasete son vermeden, demokratlara saldırmaktan vazgeçmeden, kayyım siyasetini bitirmeden Kürt sorununa çözümün kapısı aralanamaz. Ama AKP’nin de böyle bir noktaya gelmesi mümkün görünmüyor. Çünkü mevcut iktidar her alanda çözümsüzlük üreterek varlığını korumaya çalışıyor.

Son dönemde yaşananlardan sonra CHP'nin Kürt sorununa bakışında bir değişme oldu mu?

Kürt sorununun temel boyutları konusunda CHP’nin 2013’teki perspektifi neyse, bugün de aşağı yukarı o. Elbette çözüm süreci sonrası yaşanan ağır yıkım, Kürt sorununda yeni başlıklar açılmasına yol açtığı için CHP de bu konuda politikasını değiştirmek, sorunun yeni boyutlarına da çözüm önermek durumunda. 

CHP bunun farkında mı?

CHP bunun farkında olarak politika üretmeye çalışıyor. Fakat AKP iktidarı çözümün kapısını kapatmaya çalıştığı gibi, CHP’nin Kürt sorunu konusunda çözüme odaklanmasını da engellemeye çalışıyor. Bunun için düşmanlaştırma politikasına ağırlık veriyor. CHP’nin sadece Kürt sorunu konusunda değil, hiçbir sorunda çözüm yolu önermesini istemiyor. Bunu engellemeye çalışıyor. TBMM’ye sunduğumuz sayısız çözüm önerilerini MHP’yle beraber reddediyor. 

Kendisini F..TÖ karşıtlığı üzerinden güçlendirmeye çalışırken, bizim F..TÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılmasına yönelik önerimizi engellemekle kalmıyor, bir de öfke saçıyorlar. Nerede bir çözüm önerisi varsa, AKP orada bir engel olarak, bir sopa olarak beliriyor. İktidar, “Ben sorunları çözmem, kimseye çözdürtmem diyor” aslında. 

CHP’de Kürt sorununa bakışta nasıl bir değişim oldu? 

AKP’nin Kürt sorununu vardırdığı nokta artık Türkiye açısından kaldırılabilir bir boyut değil. CHP bunun farkında olarak bu meselenin acilen çözüme kavuşturulması için temel bir strateji değişikliğini öneriyor. 

Nedir o değişiklik?

Bu öneri son derece basit: Demokrasi, adalet, anayasal hakların ihlal edilmemesi, seçme ve seçilme hakkının gasp edilmemesi, terör karşıtlığının Kürt karşıtlığına dönüştürülmemesi. Bu konuda somut önerilerimiz de var. 

Mesela…

Çözüm sürecinde, anadil eğitiminden geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmaya, yerel yönetimlerden yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılmasına kadar otuzu aşkın somut öneriyi, kanun teklifi veya araştırma önergesi olarak TBMM’ye sunduk. Bunları, 2015 sonrası korkunç deneyimi de dikkate alarak güncelleyip yeniden bir çözümcü siyaset üretmeye çalışıyoruz, çalışacağız. 

CHP Kürt sorunu konusunda yeni bir rapor hazırlıyor sanırım Nasıl bir rapor bu, yeni ne var?

Bizim daha önce hazırladığımız, Kürt sorunu konusunda 22 soruya 22 cevap şeklinde bir raporumuz vardı. Bunu biz kamuoyuyla da paylaşmıştık. Tabii bu soru ve yanıtlar, çözüm süreci döneminde olduğu için, bazıları artık güncel değil. Çünkü AKP, o günün tartışmalarını fersah fersah geriye götürdü. Maalesef o gün bahse bile gerek olmayan çok sayıda temel hak, bugün büyük mücadeleyle savunulmak durumunda. 

AKP, demokratik siyasetin tüm kazanımlarını yok ettiği için, pek çok konuda sıfırdan başlamak durumundayız. 

O nedenle CHP’nin de çözüm önerilerini yenilemesi gerekecek…

Bu konuda çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Mesele sadece rapor hazırlamak değil, bu raporlardaki tespitleri siyasete tahvil etmek. Yoksa oturup bir günde rapor hazırlanabilir. CHP sadece rapor hazırlayan değil, sorunu çözen bir parti olmaya aday. 

Siz cezaevlerine sık sık gidiyorsunuz. Nedir son izlenimleriniz?

Her hafta MST TV’de hapishanelerdeki korkunç uygulamalardan örnekleri aktarıyorum. Bunları TBMM’nin gündemine de taşıyorum. Çok açık bir biçimde, Türkiye hapishanelerinin hemen hepsinde bugün işkence var. Bu işkence illa fiili olmak durumunda değil. Psikolojik işkence, hapishanelerin temel yöntemlerinden biri. Teorik olarak hapishaneler, tutuklular açısından tedbir, hükümlüler açısından “ıslah” amacı taşır. Fakat Türkiye hapishaneleri tutuklular için de hükümlüler için de bırakın tedbiri veya ıslahı, doğrudan işkencehane işlevi görüyor. 

Neden?

Buradaki insanlara düşman muamelesi yapılıyor. Çocuk, kadın, yaşlı, hasta, engelli demeden, herkese düşman muamelesi uygulanıyor. On yıllarca 12 Eylül zindanlarındaki vahşet üzerine konuştuk, sayısız kitap yazıldı, belgeseller yapıldı. Ne yazık ki bu dönem sonlandığında da çok daha fazlası AKP’nin hapishaneleri için yazılıp söylenecek. 

Selahattin Demirtaş'la görüştünüz en son, nedir onun Türkiye izlenimleri?

Selahattin Demirtaş, kendisinin fazla yansıtmadığı, kamuoyunun da bildiği ama bence sonuçları öngürülemeyecek, ağır sağlık sorunları yaşıyor. Bu sağlık sorunları, onun hapishanede olmasından dolayı tetikleniyor ve derinleşiyor. Fakat kendisi, hiçbir koşulda AKP Genel Başkanı’ndan tahliye talep etmeyeceğini söylüyor. Yargıdan zaten böyle bir karar beklemiyor. 

Neden?

Çünkü kendisini hapiste tutanların yargıçlar olmadığını biliyor. Yaptığı savunmalar, aslında ileride hukuk fakültelerinde ders mahiyetinde okutulacak metinler. Hem suçlandığı konular hem de bir hukukçu olarak yaptığı savunmalar bakımından söylüyorum bunu. Dışarıdakiler olarak bizim gördüğümüz Türkiye’yi o da en az bizim kadar net görüyor: Ülke felakete sürükleniyor. Bu felaketten çıkışın tek yolu da demokrasidir, özgürlüklerdir, adalettir, eşitliktir.

***

Tanrıkulu’nun Kürt sorunu konusunda gelinen yerin yakın geçmişe göre ileri değil daha geri bir nokta olduğunu ifade ediyor. Tartıştığımız, geride bıraktığımız pek çok şeyi yeniden tartışmamız gerektiğini ifade ediyor. 

Bu durum başlı başına bir zaman kaybı. Ama Tanrıkulu’nun söylediği en önemli şey sanırım iktidarın; “Ben sorunları çözmem, kimseye çözdürtmem diyor” tespiti olsa gerek. 

Kaynak: Ahval
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ