Haşim Kılıç: Yeni bir mahalleye olan ihtiyaç kaçınılmaz hale geldi

Adı AKP’den istifa eden eski Bakan Ali Babacan’ın kuracağı partide geçen eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç “Artık tüm siyasi mahallelerden bir göç hareketi başlamıştır. Doğrusu bu göç dalgasını çok önemsiyorum” diye konuştu.


 Kılıç, “İfade özgürlüğü ve inanç özgürlüğü talepleri nedeniyle insanlık onurları örselenen, yıkılan, yok edilen bireylerin haysiyet onarıcı yeni bir mahalleye olan ihtiyaçları kaçınılmaz hale gelmiştir” ifadelerini kullandı.

Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin beşinci kuruluş yıldönümü resepsiyonunda konuşan Haşim Kılıç tüm siyasi partilerden bir göç hareketinin başladığını belirtti. “Bu ne beyin göçü, ne de savaş göçü. Gönül göçü olarak nitelendirebileceğimiz bu taşınmayı başlatanlar kendilerine yeni bir yurt, yeni bir mahalle aramaktadırlar” diyen Kılıç “Farklı kimliklerin ikamet ettiği farklı mahallerde baş gösteren adalet ve özgürlük kuraklığının sebep olduğu bu göç dalgasının nerede ve nasıl bir şekilde şekil alacağının planlanması yeni bir siyasi parti kurma düşüncesinin çok ötesinde değerlendirilmesi gereken bir konudur” ifadelerini kullandı.


Kılıç “Ait olduğu mahallenin kimlik değerlerini aşarak, bu göçe katılanların onurlu bir devletin onurlu bireyleri olarak yeni bir dünyada yaşama istekleri çok açıktır. İfade özgürlüğü ve inanç özgürlüğü talepleri nedeniyle insanlık onurları örselenen, yıkılan, yok edilen bireylerin haysiyet onarıcı yeni bir mahalleye olan ihtiyaçları kaçınılmaz hale gelmiştir” sözleriyle dikkat çekti. 

Bu göç dalgasını çok önemsediğini belirten Kılıç, “Hem muhafazakâr kesim hem de laik kesim geçmişte yaşadıkları hataları bir daha tekrarlamamak üzere kimlik politikaları yerine demokratik toplumun gerekli kıldığı reel politik tercileri yeni bir yurt inşaasının zorunlu olduğu gerçeğini görmüşlerdir” dedi ve şöyle devam etti:

 “Dinin istismar edilmediği, devlet yapılanmasında liyakat ve dürüstlüğün öngörüldüğü, devletin tercihlerinde kimliklerin olumlu ya da olumsuz etkilerinden uzak durulduğu, ekonomik, sosyal, kültürel ve dış politikada tarihi ve güncel sorunların çözümünde duyguları kabartan meydan okuma alışkanlığı yerine diyaloğun, müzakerenin ve diplomatik yolların kullanıldığı, gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargının hiçbir korkuya kapılmadan insanlık onurunu koruduğu, güçler ayrılığının olmadığı bir sistemde anayasanın yok hükmünde olduğunu, hukuk devleti özünün esasen güçler ayrılığı ilkesiyle tanımlandığını, hakaret, nefret, terör ve şiddet içermeden düşüncesini ifade edenlerin vatan haini, terörist, dış güçlerin işbirlikçisi ithamlarıyla karşılaşmadığı, özgürlüklerin en çok da muhalifler için olduğuna inanan bir iradenin var olduğu itaat ve sadakat bağımlısı olmayan özgür vicdanlı bireylerin devleti yönettiği böyle bir dünyada yaşamak ve yaşlanmak arzusuyla bu göçe katılanları saygıyla selamlıyorum.”

Cezaevlerinde 300 bine yakın tutuklu ve hükümlünün bulunduğuna dikkat çeken Kılıç, “Böyle başka bir ülke var mı bilmiyorum. Demokratik ve özgürlükçü bir ülkede ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilen söz, beyan ve düşüncelerin bizim ülkemizde devlet büyüklerine hakaret, terörü övme ve terörü teşvik suçları kapsamına sokularak, farklı olanların seslerini kesme aracı olarak kullanılması Cumhuriyet tarihinin kronik hastalığı olmaya devam etmektedir. Siyasi söylemleri ve eleştirileri kolayca suça dönüştürebilen yargı organların kararları maalesef sorun yaratmaya halen devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

“Muhafazakâr mahallerde dini değerlerin bitmez tükenmez enerjisini kullanan siyasiler, haksız rekabet yoluyla din üzerinden sağladıkları rant ile bugüne değin irade etmişlerdir” diyen Kılıç “Bu haksız ranttan kuşkusuz evrensel bağlamından koparılarak bize özgü sunulmuş militan laik anlayışını devlet yerine toplum üzerine uygulamaya çalışanlar sorumludur. Demokratik, özgürlükçü, tüm inançlara eşit uzaklıkta, toplumun inanç sorunlarına pozitif çözümler üreten laiklik anlayışını yakın zamana kadar maalesef yakalayamadık. Esas devlet cihazının ana unsuru olması gereken laiklik, toplumu dinden uzak tutmaya yönelik can yakıcı militan bir anlayışın maalesef kurbanı olmuştur” değerlendirmesini yaptı.

Kılıç, Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin eski AKP’li Bakan Faruk Çelik’in önerdiği yüzde 40+1 bir formülüne ilişkin gelen soruya ise “Ben başından beri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili yapılan düzenlemelerin hiçbirisini onaylamadım. Önceden bir takım sorunların çıkacağı belliyken bunu ısrarla ve inatla yaptılar ve bugün de ciddi bir darboğaz ile karşıya kaldılar. Bunlardan birisi de yüzde 51 şeklindeki uygulama. Bu sistemi küçük partiler tarafından büyük partileri esir alma yolu olarak görüyorum. Dolayısıyla Türk siyasi hayatını yolundan çıkartmış bir yapıyla karşı karşıyayız. Şu andaki yüzde 51 şartı konusu kaçınılmaz olarak gündeme gelecekti” yanıtını verdi.

Kılıç, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu tarafından kurulacak iki ayrı partiden kendisine herhangi bir teklif gelip gelmediğine ise şu cevabı verdi:

“Emekli olduğumdan günden beri soruluyor ama benim için siyaset konusunda verilmiş bir karar yok. Ama bu arkadaşların hareketlerine bakarız, ilkelerime uygun ve bana ihtiyaç duyacakları noktada olursam şüphesiz destek vermeye çalışırım. Ama benim için kadrolar, tüzükler, programlar, ne yapacakları, ne yapmak istedikleri bunlar çok önemli. Bu konuda herhangi bir açıklık henüz yok. Sanıyorum arkadaşlar bu konuda halen çalışıyorlar. Bu çalışmalardan sonra durum açıklığa kavuşabilir diye düşünüyorum.”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ