CHP AB Temsilcisi Kader Sevinç: Türkiye gibi dünya da Erdoğan yorgunu

CHP AB Temsilcisi Kader Sevinç, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’na ilişkin “İktidar, kozmetik çalışma içinde. AB başkentlerinde iktidarın kendi kendini yalanlayan sözlerinden yorgunluk var." dedi.

Gazete Duvar'dan Müzeyyen Yüce, Avrupa Birliği ve ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım girişimlerinden düşünce ve ifade özgürlüğü ihlallerine, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’ndan, toplumun demokrasi arayışına kadar birçok konuyu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Avrupa Birliği (AB) Temsilcisi Kader Sevinç ile konuştu. Sevinç, Türkiye için 2021 yılı “ekonominin, dış politikanın, temel hak ve özgürlüklerin daraldığı zorlu bir yıl olacak” diyor.  

İktidarın "hedefimiz AB üyeliğidir, reformları yapmaya hazırız" açıklamaları yapıp, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Brüksel’de muhataplarına güvence vermesinin ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan “kayyım” protestolarına polisin müdahalesinin samimiyetsizliği gösterdiğine dikkat çeken Sevinç, “Türkiye'deki halkımız gibi dünya da Erdoğan yorgunu” dedi.


‘AKP AB SÜRECİNE HEP ARAÇSAL BAKTI’

Türkiye 2000’li yılların başlarında AB’ye girmek üzere müzakere yürütüyordu. AK Parti iktidarıyla birlikte bu süreç Türkiye için nasıl şekillendi? 

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının çıkarı ve aydınlık bir gelecek tasavvurumuz ülkemizi Avrupa'nın saygın demokrasilerinden ve en güçlü sosyo-ekonomik devletlerinden biri haline getirmekten geçiyor. 2002'den bu yana AKP iktidarları ise Avrupa Birliği sürecine hep araçsal bir gözle baktı. Sayın Erdoğan'ın zihin haritasını "demokrasi bir tramvaydır, istediğimiz yere gelince ineriz" sözleri gayet net biçimde özetliyor. Özü demokrasi ve ilerleme olan AB süreci konusunda da Türkiye maalesef benzer bir yaklaşımı yaşadı AKP iktidarları boyunca. AB süreci AKP'nin partizan amaçlarına hizmet ettiği sürece kullanılabilecek bir araç, bu amaçlara katkısı azaldıkça da unutturulmak istenen ve hatta kötülenen bir hedef oldu. Bunu değiştirmek gerekiyor.

Birkaç yıl evvel uluslararası 'Etki Yaratan Genç Dış Politika Lideri' ödülüne layık görüldüğümde "Benim kuşağım Türkiye'yi AB'ye üye yapacak" demiştim. Buna bugün de inancım tam. Bugünlerde Y kuşağının Türkiye'nin kaderi üzerinde etkisinin en çok konuşulan, analiz edilen konulardan biri olması da tesadüf değil. Bizler aynı zamanda gerçekçi bir bakış açısıyla Türkiye'nin, dünyanın çeşitli bölgeleriyle zedelenmiş ilişkilerini onaracak, AB'nin hiçbir ülkesinin sahip olmadığı tarihi ve güncel etki ve ilişki kapasitemizi eyleme dönüştüreceğiz.  

 'TÜRKİYE MÜZAKERE SÜRECİNDEN, YAPTIRIM UYGULANMASI GÖRÜŞÜLEN ÜLKE KONUMUNA GELDİ' 

Aralık ayında AB zirvesi toplandı ve Türkiye hakkında Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleriyle bağlantılı kişi ve kuruluşlara yönelik yaptırım listesinin genişletilmesi kararlaştırıldı. Yaptırımların kapsamı ise bu ayki toplantıda gündeme gelecek. Bu durum Türkiye için ulusal bir çıkar kaybı demek değil mi? Süreç nasıl ilerleyecek? 

Türkiye çok kötü yönetiliyor. Uluslararası ilişkiler bunun en bariz yansıdığı alanlardan. İç siyaset konularının üstünü ülke içinde türlü zorbalıklarla örtmek mümkün olabilir. Lakin iktidarın uluslararası alanda ülkeyi içine düşürdüğü durum içler acısıdır. Türkiye, AB ile tam üyelik müzakere sürecindeki bir ülke konumundan yaptırım uygulanması görüşülen, sürekli beyin göçü veren, AB ülkelerinin sığınmacı başvurusu aldığı bir ülke konumuna gelmiştir. Bunu değiştirmek zorundayız, bunun yolu da iktidar değişikliğinden geçiyor. Elbette bir yaptırım kararı 27 AB üyesi ülkenin fikir birliğini gerektirmekte. Doğu Akdeniz meselesini de TBMM'den gizli Yunanistan ile müzakere ederken karmaşık hale getiren, çıkarlarımıza zarar veren de yine bu iktidardır. İktidar önce bu başarısızlığın ve sorumsuzluğun hesabını vermelidir. 

'AVRUPA HÂLÂ TÜRKİYE’DEN UMUDUNU KESMEDİ' 

Doğu Akdeniz meselesi nasıl sonuçlanır peki. Kesin bir yaptırım çıkar mı?

AB içinde Türkiye’nin mevcut iktidarından ibaret olmadığının bilincinde olan önemli bir kesim var. Mart ayındaki karar, ayın ikinci yarısına doğru sıklaşacak siyaset ve diplomasi trafiği ile daha netleşir. Türkiye'nin AB üyelik süreci kopmuyor ise, sebebi halkından kopmuş, savrulan bu iktidar değildir, ona karşı direnen, demokrasi, ilerleme ve daha iyi yaşam koşulları talep eden milyonlar nedeniyledir. Avrupa hâlâ Türkiye’den umudunu kesmedi. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da başında bulunduğum CHP Avrupa Birliği Temsilciliği kanalıyla AB'deki sosyal demokrat liderlere bu minvalde bir mektup gönderdi. Genel Başkanımızın bu mektubu tarihi önemi olan bir çağrıdır.  

AB üyeliği tartışmalarında şunu da gözden kaçırmamalı, son dönemde ülke içinde ticari çıkarları ve iktidarı incitmek korkusu ile hareket eden kesimler ve bunların yönlendirdiği kişiler kamuoyunu Türkiye'yi AB tam üyelik hedefinden saptıran ilişki modellerine doğru yönlendirme çabasında. Bu gruplar, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi etrafında yeni bir ilişki modeli savunuyorlar. Esasen bu, AB üyelik müzakerelerinin getirdiği demokratikleşme baskısını istemeyen, AB ile ilişkileri ticaret vb. alanlarda transaksiyonel bir al ver ilişkisine dönüştürmek isteyen AKP iktidarının gündemidir. Bu konuda dikkatli olmak şart. Türkiye'yi AB'nin siyasi karar alma masasından tamamen dışlayarak, alınan kararlardan etkilenen bir ülke konumuna sürükler. Bu içeride ve dışarıda kimilerinin aklındaki 21. YY stili sömürgecilik modelinden başka bir şey değildir. 

'İKTİDAR ÜLKENİN ÇIKARLARINI DEĞİL, KENDİ ÇIKARLARINI GÖZETİYOR' 

Öte yandan ABD Başkanı Joe Biden'ın göreve başlamasıyla Türkiye-ABD ilişkileri de yeni bir döneme girdi. ABD ve Türkiye arasında YPG ve S–400 sorunları mevcut. Aynı zamanda Biden’in Erdoğan’a yönelik 'otokratik' tanımlaması da ilişkilerin gergin yürütüleceğini işaret ediyor sanki. AB yaptırımları, ABD ile ilişkiler... Türkiye tablosu nasıl şekillenecek? 

Hem ABD hem AB'nin ikircikli, ilkesel olmayan, ayaklarını sağlam şekilde ortak değerlere basmayan Türkiye politikası bu ilişkilere çok zarar vermiştir. Türkiye'deki iktidarın da bu ilişkileri yönetirken kişisel gelecek kaygıları ve partizanlıkla yoğrulmuş bir tutum izlediği çok açık. Bugünlerde açıklanan bu üst düzey görüşmelerin içeriğinden, Türkiye iktidarının ülkenin çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını gözeten konuları bu toplantılarda ısrarla takip etmiş olduğunu görüyoruz. Miadı dolmuş bir iktidarın ortaya koyduğu hazin bir tablo. Temel mesele bu yaptırımlardan çok, taviz vermeye yatkın, "önce Türkiye" değil "önce ben" diyen bir iktidarın bu süreçte ülkeyi başka ne gibi güçlükler içine sokabileceğidir. Bu vaziyet Türkiye'nin güvenlik ve ulusal çıkarlarını tehlikeye atan bir hal almıştır. Türkiye'nin kaderi, kişilerin kaderinden çok daha önemlidir. Kaderimizi tekrar ele alacak, özgüvenli, demokrat, dinamik bir yönetim bu işi çözecek. 

Tüm bu anlattıklarınız ışığında 2021 yılı nasıl şekillenir?

Hem ekonomi hem dış politika hem de iç politikadaki hak ve özgürlüklerin daraldığı zorlu bir yıl. Lakin 2021 aynı zamanda 2023'e giden süreçte kritik önemde bir yıl olacak. Maskelerin iyiden iyiye düştüğü, demokrasi bloğunun kapsayıcı bir şekilde sıkılaşacağı bir yıl. 

'İNSAN HAKLARI EYLEM PLANI'NIN YÜZDE 85'İNİ AB, YÜZDE 15'İNİ AVRUPA KONSEYİ FİNANSE EDİYOR' 

Hak ve özgürlüklerin daraldığı zorlu bir yıl olacak dediniz. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde İnsan Hakları Eylem Planı'nı açıkladı. Bunu nasıl yorumlamak gerekiyor? 

İnsan Hakları Eylem Planı, iktidarın yıllar boyu uyguladığı şapkadan tavşan çıkarma hilesiyle dikkatleri dağıtma girişimlerinden biri. Yüzde 85'i AB, yüzde 15'i Avrupa Konseyi tarafından finanse edilen bir eylem planı ve projenin bitiş tarihi ise 1 Mart 2021. Yani AB ve tüm Avrupa kurumlarına sabah akşam kötü söz söyleyen iktidar, aynı anda ülkenin İnsan Hakları Eylem Planı'nı hazırlamayı bile AB'ye finanse ettiriyor, üstüne bunu gizliyor. Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür! Keza yıllardır iktidar Brüksel'de kapalı kapılar ardında başka, Ankara'da mikrofonların, kameraların önünde başka konuşuyor. İçerik de bir politika belgesi olmanın ötesine geçmekten uzak. Ne yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, ne herkesi terörist ilan etmekte kullanılan terör tanımının netleştirilmesi, ne AIHM kararlarında yer alan tutuklamalar, ne de düşünce ve ifade özgürlüğü alanlarında hak ihlallerini ortadan kaldıracak reform konularını ve somut adımlar görebiliyoruz. Üstelik AIHM kararlarını tanımayan bir iktidar söz konusuyken... Sadece yargının hızlandırılması, çocuk hakları, kadına karşı şiddete ilişkin bazı sözler içeren bu kadar zayıf bir içeriği bile 2 yıllık bir uygulama dönemi öngörüyor. 

'YİNE BİR KOZMETİK ÇALIŞMA; İÇERİK ÇOK ZAYIF, UYGULAMA KUŞKULU'

2023, seçim yılı işaret ediliyor diyebilir miyiz? 

Tabii ki... 2023'e, seçimlere bağlanıyor. Hazırlanma süreci de hem danışma hem de katılımcılık süreçlerini yok saymış. 21. yüzyılda böyle bir planı ciddiyetle, samimiyetle hazırlamak istiyorsanız danışma ve katılımcılık süreçlerini gerçekleştirmeden bunu yapamazsınız. İktidar, uluslararası dengelerdeki siyasi değişiklikler, uluslararası yaptırım mekanizmalarının çalışması sebebiyle yine bir kozmetik çalışma içinde. İçerik çok zayıf, uygulama kuşkulu. İktidarın anlaması gereken şudur: Tavşan hilesine artık kimse gülmüyor, tavşanın oraya nasıl geldiğini herkes biliyor. Halkımız "senden hile değil somut iş, somut reform bekliyoruz" diyor. Uluslararası kamuoyu da “ciddiyet ve uygulama bekliyoruz” diyor. Şahsi kanaatimce Türkiye'de demokrat kesimler alternatif bir İnsan Hakları Eylem Planı hazırlamalılar. Bu iki belgeyi yan yana koyunca iktidarın hilesi herkesçe daha net görülecektir. 

'TÜRKİYE'DEKİ HALKIMIZ GİBİ DÜNYA DA ERDOĞAN YORGUNU' 

Türkiye, uzun zamandır ifade özgürlüğü, insan hakları buna bağlı olarak da hukuk adalet gibi kavramlar üzerinden tartışılıyor. Bu durum uluslararası alanda da eleştiriliyor. Türkiye’nin Avrupa’daki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Boğaziçi protestoları Avrupa’da büyük yankı topladı. Uluslararası kurumlar ve AB'den de tepki açıklamaları geldi. Dünyanın gözü Türkiye'de ve temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan iktidarın üzerinde. Üstelik "hedefimiz AB üyeliğidir, reformları yapmaya hazırız" açıklamalarını yapıp, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı'nın Brüksel’e kadar gelip muhataplarına güvence vermesinin hemen ardından geldi bu görüntüler. Brüksel'de ve AB başkentlerinde iktidarın bu içi boş, kendi kendini yalanlayan sözlerinden yorgunluk var. Türkiye'deki halkımız gibi dünya da Erdoğan yorgunu. Türkiye'de demokrasi talebi bazlı bir göç var. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları fikirlerini ifade edebilecekleri, rahat nefes alacakları, hukuk devleti olan bir Türkiye'de yaşamayı özlüyor.  

'DEMOKRASİ ZEMİNİN KAYDIĞI YERDE MAHKEMELER İKTİDARIN GİYOTİNİNE DÖNER'  

Peki, halk ne istiyor? 

Halk insanca bir yaşam istiyor. Adını koyabilse de koyamasa da bu 'insanca yaşam'ın zemini demokrasidir. Ekonomi de, eğitim politikası da, sosyal politika da, çevre de ancak demokrasi zemini güçlü olursa yeşerir ve halka hizmet eder. Çünkü demokrasinin merkezinde yurttaş vardır, birkaç yılda bir sandıkta yetki alıp bu yetkiyi kötüye kullanan siyasiler değil. Demokrasi zeminin kaydığı yerde mahkemeler iktidarın giyotinine döner, sosyal politika iktidarın parti araçlarına, devlet ihaleleri, devlet yardımları da yolsuz bir iktidarın tükenen nefesine yakıt olurlar. İktidar çökerttiği ülke ekonomisi altında ezilen milyonları, otoriter devletin sopasıyla susturmaya çalışıyor.  

Yani iktidar artık halkın demokrasi ihtiyacını neden karşılayamıyor? 

Esasen yönetimler ile toplumlar arasındaki bu mesele bugün dünya genelinde demokrasilerin yaşamakta olduğu bir sorun. Bugün bildiğimiz anlamıyla demokrasi, aslında temsili demokrasidir. Seçimler yoluyla yurttaşlar oy verdikleri partileri iktidara getirirler. İki seçim arasında ise pek etkileşim ve kararlara katılım şansı olmaz. Günümüzde bu yurttaşlarla demokratik kurumlar, siyasi partiler arasındaki mesafeyi açtı ve güvensizliği artırdı. Araştırmalara bakarsanız meclisler ve siyasi partiler halkın en az güven duyduğu kurumlar. Bu güvensizlik çağımızın hastalığı "yalan haber", siyasi manipülasyon gibi hadiselere de alan açıyor. Oysa 21. yüzyılın yurttaşları karar süreçlerinden haberdar oldukları, dahil oldukları, etkileşimli bir demokrasi istiyorlar.

 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ