Ufuktaki tehlike ve ite “it” demek sevap mıdır?

Soruyla başlayayım. Yolda yürüyorsunuz. Kaldırımda yeni yapılmış büyükbaş hayvan pisliği gördünüz. Öfkelenip üstüne basar mısınız?
Yoksa burnunuzu tıkayıp hızla kenarından mı geçersiniz?

İstisnasız herkes kenardan atlar, hızla uzaklaşır.

Peki ağzından salyalar saçarak gelen kuduz bir bir köpek gördüğünüzde ne yaparsınız?


Aynı şeyi yaparız.

HER HAYVAN TÜRÜ İNSANLAR İÇİNDE TEMSİL EDİLİR

Her hayvan türü belli bir oranda insanlar içinde temsil edilir.

İnsan görünümündedir ama aslında çakaldır, insan görünümündedir ama sırtlandır.

İnsan görünümündedir ama piranadır, timsahtır, yılandır… (Hayvanları benzerlik için sayıyorum. Hayvanlar bu tür insanlar gibi “hayvan” değildirler.)

TEMEL YANILGI

Karşımıza çıkanları, konuşabilenleri yani insana benzeyen tüm canlıları “insan” saymak yanılgıdır. Maalesef insanların içinde “insan” oranı bayağı düşük.

Gerçek hüviyeti çakal, sırtlan, yılan veya akrep olan bir yaratığa insanca yaklaşamazsınız. Derdinizi anlatamazsınız. İkna edemezsiniz. Herhangi bir yanılgısını izah edemezsiniz.

Bir hayvanla tartışanı görseniz ‘deli herhalde’ dersiniz.

Bir akreple tartışırsanız komik olursunuz.

İnsan “aziz” bir varlıktır. Onur sahibidir.

Her karşımıza çıkana, insan muamelesi yapmak insanlığa hakarettir.

ÖNCE BAKARSINIZ İNSAN MI DEĞİL Mİ?

Hanımefendi görüntüsüne, beyefendi kisvesine aldanmamak lazım.

Bir trol veya troliçe’ye muhatap olmak bizi onların ligine indirir. Minderine sokar.

Bu süreçte zulme destek olmaları, bunların yılanlık ve akrepliklerine bir de “ahmaklık” ekledi.

Yani karşımızda ahmak bir akrep veya aptal bir yılan var.

Ben isimlerini yazmıyorum. Yazı kirlenmesin diye.

Bunların en büyük mutluluğu muhatap alınmak.

Hizmet gönüllüleri bunları ciddiye aldığında veya sinirlerinin bozulduğu gürüntüsüyle cevap yetiştirdiklerinde kendi cenahlarında kredileri artıyor. Sevinçten deli oluyorlar.

Mesela çirkef bir yazı, rezil bir tweet gördünüz.

Küfür zaten bize yakışmaz. Dua edebilirsiniz.

Bunlar için en güzel dua: “Allah belanızı versin!” dir. (Bu tiplerin ıslahına dua edecek makama çıkamadım.)

Ama “Allah belanızı versin!” duasını tweete yazmaya gerek yok. Söylemek kafi.

Yazıp bu pespaye mahlukların reytingini yükseltmeye, onları sevindirmeye gerek yok.

Trol ve troliçeleri çatlatacak ve çıldırtacak şey, muhatap almamaktır. Ciddiye alındıkları hissini bahşetmemektir.

ASIL TEHLİKE

AKP’lilerin demokratik ülkelerde diplomatik veya bireysel olarak zerre kadar itibarı kalmadı. Hizmet mensuplarının yurt dışında kabul görmesi onları delirtiyor. Bu yüzden yurt dışındaki Hizmet mensuplarını kendi seviyelerine çekip fotoğraf vermeye, açıkçası şiddete başvurdurtmaya çalışıyorlar. Kapı kapı geziyorlar. Bir gün Akın Bey’e, bir gün Hakan Şükür’e…

Geçen hafta Twitter’a bir görüntü düştü. Hizmet mensubu biri, “a haber muhabirini dövmüş.” Görüntülerde kimin kimi dövdüğü anlaşılmıyor. İki tarafın da elinde sopa veya kamera ayağı var. Görüntüden başka bir şey anlaşılmıyor.

Haberin altına bakınca Hizmet’le iltisaklı bazı hesapların bu olayı onayladığı “helal olsun, eline sağlık…” dediği görünüyor. Adı sanı bilinen Hizmetle özdeşleşmiş bir kaç ismin bile bu tür bir olayı takdir etmesi, “aferin iyi yapmış” demesi pek çok tehlikeyi davet eder.

Şu son 5 yıldır on binlerce masum kadın-erkek; yaşlı genç Hizmet gönüllüsü devleti temsil iddiasındaki haydutlarca göz altına alındı. Hiç biri mukavemet etmedi. Elini kaldırmadı. Şimdi ipsiz sapsız gazeteci kılıklı trollerle kavga ederek bu “duruş”u bozmaya kimsenin hakkı yok. Bunlar elin değse elini yıkaman gereken birer zavallı.

Şu an en büyük hedefleri Hizmet’ten birilerinin Avrupa’da veya ABD gibi ülkelerde şiddete bulaşması. Kafa kırması, göz çıkarması.

PEKİ NE YAPMALI?

Hukukunu kendi kol gücüyle aramak bir şark hastalığı ve doğu ilkelliğidir. Sokak kavgası muasır ülkelerde tedavülden kalktı.

Bizde trafikte yol kavgası veya çarpışmadan dolayı küçük bir hasar, kimi zaman ölümle neticelenir. Kaza oldu mu sonrası bellidir. Levyeyi alan hata yapana saldırır. (Bu arada hatayı her zaman kesinlikle karşı taraf yapar.) Bir batı ülkesinde ise kaza olduğunda iki taraf arabadan iner, birbirlerine tebessümle geçmiş olsun der, evrak imzalayıp ayrılırlar.

Diyelim ki kapımıza geldi. Tahrik ediyor. Küfrediyor. Çıkıp muhatap olmamak lazım. Cevap vermeye değmez. Cevap verseniz ne işe yarayacak? Aynı şeyi Kamp’a giderek de yaptılar. Oradaki görevli makul cevaplar veriyor. Değmez. Bu bile lüzumsuz ve tehlikeli. Doğrusu güvenlik görevlilerini bunlara muhatap etmek. Onların derdi sizi dinlemek, bir şey öğrenmek değil. Cevaplarınız onları ikna etmez. Yayınlamazlar. “Cevabü’l-ahmak es-sükût kaidesince, böylelerine karşı cevap sükûttur.”

Kapıyı kapalı tutup def olup gitmelerini beklemek lazım. Baktınız saatlerce gitmiyorlar o zaman polis çağırmak lazım.

Sözlü ve fiziki müdahale çok tehlikeli.

Diyelim ki kendinizi savunurken tripodu kafasına geçirdiniz…  Adam ölse ne yapacaksınız? Değer mi?

Veya sizin kafanızı yarsa? Değer mi?

 


Hz. Musa’nın Kur’an’daki hadisesinden ibret almak lazım.

Kur’an şöyle hikaye ediyor:

“Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi kavminden, diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. ‘Bu (kavga),’ dedi Musa, ‘belli ki şeytanın işi. Doğrusu o, insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır.’ ‘Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır.’ dedi.

“(Hemen Allah’a yönelip,) Rabbim, dedi. Hiç şüphesiz kendime yazık ettim. Ne olur, beni bağışla! Allah da O’nu bağışladı. Gerçekten Allah, günahları pek çok bağışlayandır, hususî merhameti pek bol olandır.”  (Kasas, 15-16)

VE İKİ KUTSİ ÖLÇÜ

“Onların Allah’tan başka yalvardıkları tanrılarına hakaret etmeyin ki, onlar da cahillik ederek hadlerini aşıp Allah’a hakaret etmesinler.” (En’am, 108)

“Hz. Ebubekir bir gün Efendimiz’in(sav) meclisinde oturken yanına kaba saba bir bedevi oturdu. Kendisine hakaret ve çirkin sözler sarfetmeye başladı. Bedevi nerede olduğunun, kimin huzurunda bulunduğunun farkında değildi. Hz. Ebubekir (ra) uzun bir süre sabretti. Sonra bir kaç sözle cevap verdi.

Hz. Ebubekir’in (ra) bedeviye cevap vermesi üzerine Peygamberimiz (sav) ayağa kalktı ve orayı terk etti. Hz. Ebubekir (ra) telaşlanıp arkasından koştu. “Ey Allah’ın rasülü, sizi rahatsız edecek bir şey mi yaptım. Yanlış bir şey yaptıysam Allah’tan af dilerim.” dedi.
Peygamberimiz (sav) döndü ve “Ya Ebubekir! Sana hakaret edip sataşmaya başladığında sen sustun. O esnada bir melek senin adına o adama cevap veriyor, sana da dua ediyordu. Sen sustukça melek seni savunuyor adama karşılık veriyordu. Ne zaman ki, sen de cevap vermeye başladın işte o anda o melek orayı terk etti ve şeytan oraya girdi. Ben şeytanın bulunduğu ortamda durmam. Orayı terk etmemin sebebi budur.”

KAPAK YAPMAK…

Bazı zeki arkadaşlar trollere -yeni tabirle- zekice “kapak” yapıyor. Böylesi takdire şayan. Trollerin hepsini toplasan bir “TayyipAga” etmiyor. Verecek cevap bulamıyorlar. Bocalıyorlar. Sendeliyorlar.

Trollerin literatürü ve zeka düzeyi sadece “küfür” ve “hakareti” algılayacak kadar. Bu nedenle anladıkları dilden bir tweet gördüklerinde hemen seviyesizce saldırıya geçiyorlar.

Siz onların “put”larına hakaret ettiğinizde dönen hakaret ve küfürler sadace sizle sınırlı kalmıyor. Acısını Hocaefendi’den ve Hizmet’ten galiz küfürler ederek çıkarıyorlar.

Onlar “eşşek”, “ahmak”, “vatan haini” ve “kâtil” olabilir. Ki öyleler. Ama bunu söylemenin bir faydası yok. Kimse bunlar duyunca “Aa gerçekten eşşekmiş!” demiyor. Siz söyledikçe sözleriniz daha galiziyle geri geliyor.

Bu arada bazı zeki ve yetkin akademisyenlerin kendi sahalarıyla iktifa etmeyip trollerle cedelleşmesini “havlama” “hoşt” gibi kendilerine yakışmayan tabirleri niçin kullandıklarını ve bundan ne elde ettiklerini anlamış değilim.

“EŞEKLERLE TARTIŞILMAZ”

Bir fıkra ile bitireyim:

Atla eşek bir gün anlaşmazlığa düşmüş. Eşek, renk körüymüş ve yediği otun kahverengi olduğunu söylüyormuş. At da ısrarla “Hayır, yeşil!” diyormuş.

Sonunda mahkemeye çıkmışlar. Aslan, tarafları dinlemiş ve ata bir hafta çimen yememe cezası vermiş.
At şaşkınlıkla aslanın kulağına yanaşmış:
Kralım, sen de mi çimenleri kahverengi görüyorsun?
Aslan, ‘Hayır yeşil görüyorum’ demiş.
At: O zaman niye bana ceza verdin?

Aslan: Eşeklerle tartışılmaz da ondan.



Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ