Türkiye'ye 'İrancı' tabir edilen ekipler sızdı

Hem Türkiye hem Ortadoğu hem de dünya gündeminin bir numaralı maddesi, ABD tarafından Irak'ta öldürülen İranlı komutan Kasım Süleymani.



İran intikam yeminleri içerken, Türkiye ve Rusya'nın 'mesafeli' tavrı dikkat çekiyor. Buna karşın, AKP yönetimi içinde 'İrancı' olarak tabir edilen kesimlerle, Sünni İslamcı anlayışı savunanlar arasında da çetin tartışmalar yaşanıyor.


Taraflar birbirini 'İrancı' ve 'ABD'ci' olmakla itham ederken, Ocak Medya yazarı Adeline Sfishta, "İran “neyin peşinde?” veya Kasım Süleymani’nin öldürülmesi" başlıklı yazısında, "Türkiye dahil, bir çok 'Sünni İslamcı' organizasyonlar, siyasi yapılar içerisine 'İrancı' tabir edilen ekipler yerleşti-sızdı ve 'Şii İslam Devriminin ihracı' konusunda oldukça etkili çalışmalar gerçekleştirdi" iddiasında bulundu.

İran'ın İslam içinde 'bölücü' bir unsur oluşturduğunu, "İran’ın; İslam içinde “Şii damarını” doğurarak, Perslerin-Farsların tarihte İslam’ı böldüğü konusu da unutulmuştu çoktan" sözleriyle öne süren Sfishta, "Bununla birlikte Türkiye’deki bazı Sünni yapılar; tıpkı Avrupa Katolikliğinin, Protestan, Kalvinizim, Lutercilik gibi dini bakış açılarına bölünmesinde Yahudiliğin parmağı olduğu iddiası gibi, Şiiliğin arkasında da Yahudiliğin olduğu kanaatlerine sahipti ve bu kanaatlerini AKP iktidarının etkisi ile tamamen dönüşünceye kadar, muhafaza da ettiler.

Bu konu elbette benim sınırlarımı aşacaktır. Ancak toplumsal algı bu şekildeydi. İşte İran Şii İslam Devrimi, bu algıyı kaldırdı ve Sünni İslamcılar için de “Şii devrimi” bir model oldu" ifadelerini kullandı.

Türkiye Alevileri üzerinde “Şii devriminin” hiçbir etkisi olmadığını belirten Sfishta, devrimin daha çok Afganistan, Afrika'da etkili olduğuna dikkat çekti. 

İran'ın Irak'taki Arap Şiiliği üzerinde de etkili olduğunu hatırlatan Sfishta, yazısını şu satırlarla sürdürdü:

"İran; Amerika’yı kendinden uzakta tutmalı, başka coğrafyalarda kilitlemeli, Irak’ın Amerika’nın eline geçmesine izin vermemeliydi.

İran artık yeni bir konseptle Şii coğrafyasına ve Şii toplumlarına yaklaşıyordu. Bu coğrafyalarda, kendisine yakın toplulukları “ideolojize ederek”, “savaşçı Proxy unsurlar” haline dönüştürdü. Bu unsurlar; İran’ın “milli hedefleri” ve “milli Şii ideolojisi” çerçevesinde, işaret edilen coğrafyada savaşacaklardı. Bütün bu yapının yönetimi, koordinesi, istihbaratın oluşturulması, lojistik ve finans desteği, teknoloji transferi, güç takviyesi-transferi gibi, askeri işlemleri gerçekleştirecek “Kudüs Gücü-Ordusu” böylece kuruldu ve çekirdekten yetişme Kasım Süleymani de başına “lider” olarak görevlendirildi.

İşte Amerika’nın Drondan atılan füzelerle öldürdüğü Kasım Süleymani, böylesine çok önemli bir vazifeden sorumluydu. İran’ın “bekası” Kasım Süleymani’nin üzerindeydi. Süleymani İran’ın “stratejik derinliğini” oluşturmaktan sorumluydu.

Kasım Süleymani; hem askeri komutan, hem istihbaratçı, hem politika ve strateji belirleyici, hem nokta operasyonları gerçekleştirebilen özel kuvvetçi rollerini üzerinde birleştirmişti.

İran’ın stratejik derinliği; Afganistan, bütün Ortadoğu, Azerbaycan, Kuzey Afrika (Mısır-Libya gibi) ve Afrika (Nijerya-Tanzanya-Kongo gibi) gibi çok geniş alanlardaki Şii toplulukları ile ilgilenmeyi ve bu toplulukları “İran’ın milli menfaatleri” çerçevesinde, “Mehdinin geleceği güne” hazırlaması ve de “Mehdi için ortamı hazırlatması” sorumluluğu demekti.

Ama aslında “çıkarı-menfaati” demekti. Her ülkenin olduğu gibi."
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ