'Türkiye'de tüm kurumlar demokrasiden diktatörlüğe geçiş için el ele verdi'

'Siyasi sorumluluğu üstlenmeyip suçu başkasına atanlar kriz çözemezler'









Otoriter yönetimlerin krizden beslendiğini belirten Yazar İsmail S. Gülümser, Akp kurmaylarının da İstanbul belediyesinden bu yana hep krizlerle büyüyüp serpildiğini ifade etti.

Krizden yararlanmaya dönük ilişkilerin özellikle 17-25 Aralıktan sonra açıktan tüm demokratik normları ortadan kaldırmaya dönüştüğünü aktaran Gülümser, "Yaşanan bu krizi kullanarak ülkede hukuk sistemiyle oynamaya başladı, birçok olayda Anayasayı ihlal ettiler. Kendilerine muhalif gördükleri ne kadar hukuk adamı ve güvenlik mensubu varsa hepsini bahaneler bulup tutukladılar yaşanan krizle hukuku ortadan kaldırdı keyfi bir yönetim getirdiler." dedi.


Yazar S. Gülümser'in Aktif Haber için kaleme aldığı 'Türkiye'de tüm kurumlar demokrasiden diktatörlüğe geçiş için el ele verdiler' yazısı şöyle:


Türkiye’nin demokrasi tecrübesi iniş ve çıkışlarla dolu, bugünlerde ülke yönetiminden sivil topluma kadar her kesim el ele verip birlikte demokrasinin tüm kazanımlarını yok etmeye çalışıyorlar. Daha fazla demokrasi vaatleriyle göreve başlayan AKP iktidarı STK'lardan devlet kurumlarına kadar tüm birimleri arkasına alarak ülkeyi hızla demokrasiden uzaklaştırıyor. Kendi varlık sebeplerini inkâr manasına gelen faaliyetlere muhalefet partileri dâhil aykırı görüşteki birçok kuruluş bile iştirak ediyor.

Bütün bunları bana düşündüren iktidarın attığı yanlış adımlar yüzünden ülkenin ekonomik krize girdiğini gören, her gün onlarca işyerinin kapanmasını acı acı seyreden onların temsilcisi konumundaki odalar birliğinin; iktidarı krize çözüm aramaya davet edeceği yerde, internet sitesinde “devletimizin yanında milletimizin emrinde olacağız” şeklindeki içerik olarak doğru ancak günümüzdeki olaylar için yanlışlara destek çıkma anlamına gelen açıklaması ile,

Ekonomik kriz yüzünden onlarca bankanın batma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde İş bankası gibi bir banka genel müdürünün; iktidarı ekonominin kurallarına uymaya davet edeceği yerde “ekonomik saldırı altındayız” yönündeki adeta iktidarın yanlış eylemlerini onaylama anlamına gelen ifadeleri oldu.

Tüm tarafların cinnet geçirmiş gibi yanlışa ortak olmalarına, ülkenin kötü gidişi karşısında hakkın hatırına bir çift söyleme gereği duymamasına üzüldüğünü söyleyen Gülen’de;

Hafta içinde Özgür-Herkül sitesinde yayınlanan konuşmasında, toplumun STK ların ve kanaat önderlerinin, iktidarın hışmından kurtulmak ya da vereceği lütuflardan yararlanma uğruna tüm etik ve ahlaki ilkeler bir kenara bırakmasını, yapılan yanlışlara sessiz kalmasını, bir cümle ile de olsa doğruları söyleme cesareti gösterememesini sitem dolu ifadelerle anlattı.

Aslında ülkede oynanan tiyatroyu ve iktidarından muhalefetine kadar tüm tarafların adeta esir alınmışçasına neden sadakatle yanlışlarla dolu koroya iştirak ettiğini Nesrin Nas Ahval’deki Otoriter yönetimlerde yaşanan psikolojik travmayı anlattığı yazısı çok güzel özetliyor.

Bu tür rejimlerin bir yolla ele geçirdiği yetkiyi kullanıp gerçek bilgiye ulaşma yollarını tıkadıktan sonra;

-Sunduğu sanal dünyaya onları nasıl inandırdığını,

-Düşünme melekelerini yok edip vatanseverlik duygusu etrafında onları bir araya getirdiğini,

-Yanlış işlerinde bile onları itaate mecbur ettiğini,

-İtaat etmeyenleri vatan hainliği ile suçlayıp parçalanmak üzere nasıl toplumun önüne attığını,

-Bir süre sonra muhalefetin ve tüm STK ların muhtemel linçten kurtulmak ya da nimetlerden yararlanmak için nasıl her yanlışa ortak olacak hale geldiğini

Anlattığı yazısından biraz değiştirip alıntılar yaparak ülkenin geldiği vahim durumu gösterelim.

SİYASİ SORUMLULUĞU ÜSTLENMEYİP SUÇU BAŞKASINA ATANLAR KRİZ ÇÖZEMEZ

Otoriter yönetimlerle krizleri çözme imkânsızdır.

“Krizlerin çözümü onları kurdukları çıkar ilişkilerini değiştirmeye zorlar, bugün de olduğu gibi hem kriz oluşturur onun nimetlerinden yararlanır, hem de tüm ekonomik dengeler bozuluncaya kadar krizin olmadığını iddia edip ülkede daha büyük krizlere zemin hazırlarlar.

Ülkede zorbalıkla herkese istediklerini yaptırdıkları için saklanamayacak duruma gelinceye kadar hatalarının görünmesini engelleyebilirler.

Kandırıldıklarını iddia edip sorumluğu hep başkalarına atarlar, yaşananların onları kıskananlar tarafından uydurulmuş iftiralar olduğunu iddia ederler.

Çünkü onlar için krizin varlığını kabul etme bunun siyasi sorumluluğunu kabul etmedir, bundan korktukları için genellikle sorumluluğu ya iç düşmanlara ya da dış güçlere verirler. “

AKP iktidarı bugüne kadar iflasları erteleyip ekonomik kriz olmadığına halkı inandırmaya çalışmıştı. Şimdi ise yaşanan krizin sorumlusunun ABD olduğunu iddia ederek, siyasi sorumluluktan kurtulmaya yolları geliştiriyor.

Ayrıca ABD ile yaşanan krizi kullanıp hem ülke içi muhalefeti yanına çekmeye yasadışı işlerine ortak etmeye, hem de İslam dünyası nezdinde ABD ye kafa tutan abi görüntüsü oluşturarak etraflarında toplamaya yasadışı işlerden dolayı alacakları cezalardan kurtulmada destekçi bulmaya çalışıyorlar.

OTORİTER YÖNETİMLER KRİZDEN BESLENİR

Otoriterlerin topluma sunacakları bir dünya görüşü bir ufuk olmadığı için normal yollarla yaptıklarına destek bulamazlar. Halkın farklı duygularını tahrik edecek kriz ortamlarını ararlar, eğer varsa mevcut krizleri değerlendirir, yoksa kriz oluşturur ve onları kullanarak insanları vatanseverlik duygularıyla yanlarına çekmeyi tercih ederler.

AKP kurmayları İstanbul belediyesinden bu yana hep krizlerle büyüyüp serpildi.

SHP li belediyede İSKİ yolsuzluğu açığa çıktı Ergun Göknel tutuklandı ve ceza aldı. Onlar SHP'yi yolsuzlukla suçlayıp belediyede yaşanan bu vb. krizleri kullanarak İstanbul’da başkanlık koltuğuna oturdular.

Ardından geçmiş krizi inceledi haram helal korkusu olması gereken kadrolarla yakalanmayacaklarına inandıkları şeytani yolsuzluk yöntemleri geliştirdiler. Ancak dikkatli inceleyen bir müfettiş grubu AKBİL, İGDAŞ, İSKİ gibi belediye şirketlerinden yaklaşık 1 milyar dolarlık yolsuzluklarını ortaya çıkardı. Açılan davalardan milletvekili zırhına sığınarak tutuklanmaktan son anda kurtuldular. İktidar olduktan sonra davaların yazılıp çizilmesini engellediler, bazı davalar kendileri için çıkardıkları özel düzenlemelerle affa uğradı, bazıları zaman aşımına girdi düşürüldü, devam eden 3 dosya için ise meclis çoğunluğunu kullanıp soruşturma izni vermediler ve milyarlık dava dosyaları iktidardan gidecekleri güne kadar tozlu raflara terk edildi.

1998 de partileri hakkında açılan kapatma davası sürecinde partilerinin yaşadığı mağduriyet krizini partiden bağımsız hareket edip arkadaşlarının geçmişte emekleriyle oluşturdukları itibarı gasp etmede kullandılar.

2001 de yaşanan mali krizi değerlendirdi parti kurdular ve krizden diğer partileri sorumlu tutup geçici iktidar koltuğuna oturdular. Her seçim döneminde bir krizi kullanıp iktidarlarını kalıcı hale getirecek yollar geliştirdi, suçlardan ebediyen kurtulmanın yollarını aradılar.

Geçmiş yönetimlerin yolsuzluk krizlerini kullanıp iktidara geldiler, ardından hırsızlıkla para kazanmanın yollarını aradılar. Kendilerini ele vermeyecek sistemler kurdu her ihaleden %10 rüşvet aldılar, iktidarları döneminde saklayamadıkları yolsuzluk dosyalarının soruşturulmasını engelleyerek varlıklarını sürdürdüler.

17-25 Aralıkta bazı bakan ve parti üst yöneticilerinin yolsuzluk dosyalarının açığa çıkmasını engelleyemediler. Ortaya saçılan kirli pazarlıkları evlerden çıkan kutular dolusu paralar yüzünden açılan davaları ülkede krize dönüştürüp soruşturmaları engellemeyi seçtiler. Dosyaları takip eden hâkim savcı ve polisleri tutuklayarak mahkeme karşısına çıkmadan bize darbe yapıldı dedi zorbalıkla yolsuzlukların üstünü örtmeyi tercih ettiler.



Önceleri demokratik görüntüyü bozmamaya özen gösterilerek yapılan, krizden yararlanmaya dönük ilişkiler özellikle 17-25 Aralıktan sonra açıktan tüm demokratik normları ortadan kaldırmaya dönüştü.

Yaşanan bu krizi kullanarak ülkede hukuk sistemiyle oynamaya başladı, birçok olayda Anayasayı ihlal ettiler. Kendilerine muhalif gördükleri ne kadar hukuk adamı ve güvenlik mensubu varsa hepsini bahaneler bulup tutukladılar yaşanan krizle hukuku ortadan kaldırdı keyfi bir yönetim getirdiler.

Bu tarihe kadar iradeleri dışında gelişen krizleri kullanıp iktidarını sağlamlaştıran AKP üst yönetimi uzun formalitelerle uğraşmaktan yoruldu. Kendileri hakkındaki suçlamalardan hukuk sistemi içinde kurtulma şanslarının olmadığını gördüler ve kısa yoldan sunuca ulaşıp aklanmak için sahte kriz senaryoları üretmeye başladılar.

2016 daki darbe girişiminden sonra OHAL ilan ettiler tüm yetkiyi tekellerine alıp darbenin araştırılmasını engellediler, muhalifleri susturmak ve yaşananları saklamak için onca gayretlerine rağmen her gün ortaya saçılan yeni bilgiler, iktidarın darbenin planlanmasında yer aldığını gösteriyor. Planladıkları darbe krizini kullanıp ülkeyi tek başına yönetme gücünü ellerine geçirdiler, rejimi değiştirdi ve diktatörlük kurdular.

Şu günlerde bir yandan işledikleri tüm dosyalardan kurtulmak için devletin arşivlerini ve devlet sistemini yok ediyorlar.  Tüm adalet sistemindeki dosyaları ortadan kaldırıyor, medya organlarının arşivlerinde kendileri hakkındaki dosyaları siliyor, internette çıkan yeni haberleri kaldırtıyorlar.

Ülke suçlarının açığa çıkmasından korktuğu için her yere tehditler savuran bir suç şebekesi tarafından yönetiliyor, bu günlerde ABD de iktidarın bulaştığı yasadışı işler hakkında davalar sonuçlanacak. Üst yöneticileri muhtemelen Suriye’deki terör gruplarına destekle ve yasadışı para işleriyle suçlanacaklar. İktidar partisi yöneticileri ABD ile kavgaya girip kriz çıkararak orada alınacak kararların uluslararası camiada etkisini kırmaya çalışıyor.

KRİZLER OTORİTEYE MUTLAK İTAATİ SAĞLAMADA KULLANILIYOR

Darbeden sonra ülkede sınırlı sayıda olan denetim mekanizmalarını yok edip bilgi kaynaklarını da kendilerine bağladıktan sonra, halkın tüm öğrenme yollarını ellerinden aldılar.

Ardından tüm kanallardan yaptıkları proje haberlerle halkı kendilerine itaat etmenin vatanseverlik olduğuna inandırıp vatandaşlığı kendilerine itaate bağlı hale getirdi, itaat etmeyenleri vatandaşlık haklarını engellemede beis görmediler.

İtaat etmeyenleri halkın geleceği için bir tehdit gibi gösterdi ve halkı onlara karşı savaşa çağırdılar.



Toplumu güven içinde yaşamak için itaat etmeyenlerin cezalandırılması gerektiğine inandırdılar.

Kitleleri istedikleri istikamette kolayca yönlendirebilmek, gerektiğinde muhalifler hakkında toplumda tehdit algısı oluşturup savaşta yanlarına çekebilmek için; özgür düşünmenin önüne engeller koydu, elinden düşünme, soru sorma hakkını aldılar.

Her dönem yaptıkları hukuksuzlukları o anın olağan dışı şartlarından kaynaklandığını söyleyip kendilerini mazur gösterdi, bu olaydan sonra demokrasiyle yola devam edecekleri yönünde kanaat oluşturdular.

17-25 Aralıkta o güne kadar sakladıkları birçok suçun ortaya çıkmasından rahatsız oldular. Yaşananları darbe olarak nitelendirdi, suçu ortaya çıkaran görevlilerin gönül bağı içinde oldukları cemaati önce “paralel devlet yapılanması” olmakla suçladılar, ardından “terör örgütü” deyip faaliyetlerini yasakladılar, en sonunda da “darbeci” deyip tüm yasal haklarını ellerinden aldılar.

GEÇMİŞİ UNUTTURDU, OLUŞTURDUKLARI SANAL DÜNYAYI TEK GERÇEK GİBİ SUNDULAR

Muhalif sesleri kesip her kanaldan aynı yönde haberlerle geçmişte yaşananlar unutturuldu, kitlelere sadece bugün yaşattıkları sanal dünya gerçek gibi sunuldu.

Toplumun yaşananları sorgulaması ve karşılaştırmalar yaparak olayları sağlıklı değerlendirmesinin önüne geçildi.

İnsanlarda ülkenin yaşadığı sıkıntıların geçici olduğu güçlü bir gelecek için kendilerinden fedakârlık yapmaları gerektiği anlatılarak tehlike gibi gösterdikleri her olayda insanları itaat edip yanlarında yer almaya zorladılar.

İktidar vatanseverleri de vatan hainlerini de belirleme yetkisini eline aldı.

Birgün cemaatleri, diğer gün HDP ve CHP vb partileri tehlike olarak gösterdiler, bir başka gün Almanya sonra ABD dedi her gün kendilerinin belirlediği tehlikeler karşısında insanları vatanseverlik gereği yanlarında yer almaya zorladı, yer almayanları vatan haini ilan ettiler.

Korkutarak razı ettikleri itaatkâr kitlelerle sanal gerçeklerine inanmaya hazır, istedikleri gibi yön verebilecekleri daha onlar bir şey söylemeden koroya iştirak edip yasadışı görevler üstlenecek destekçiler oluşturdular.

HATALARININ FATURASINI TÜM TOPLUMA ÖDETECEK YOLLAR BULUYORLAR

Üstesinden gelmekte zorlandıkları zaman hatalarını kabul edip dönecekleri yerde, kendileri ülkenin tüm kaymağını yemeye devam ederken “hepimiz aynı gemideyiz” diyerek zarara herkesi ortak olmaya davet ediyor, hatalarının bedelini tüm topluma ödetmeye çalışıyorlar.

Kendilerini geminin kaptanı konumuna oturtuyor, herkesi yanlış kararları yüzünden ortaya çıkan zarara ortak olmaya zorluyor, bunu yapmak istemeyenleri otoriteye isyan etmekle suçluyorlar.



Attıkları her adım yanlış da olsa asla sorgulanmadan, tartışılmadan, desteklenmesini istiyorlar. Mutlak doğru gibi sundukları yanlışlarını devletin bekası için zorunlu adımlar gibi gösteriyorlar.

Normal dönemlerde tüm muhalifleri gemiden atmak için yollar geliştiriyor, krizlerde ise aynı gemide olduklarını hatırlatıp kendilerine itaate mecbur ediyor, aksini vatan hainliği gibi sunuyorlar.

Birgün cemaatleri birgün partileri düşman gibi gösterilip parçalanmak üzere öfkeli kalabalıkların önüne atıyorlar.

VATANSEVERLİKLE KANDIRDIKLARI MUHALAEFETİ SUÇLARINA ORTAK EDİYORLAR

İtaatkârlık sıradan vatandaşlar yanında diğer siyasi partileri de esir alıyor, onlar da “birlik beraberlik” çağrısına uyarak en az iktidar kadar vatansever olduğunu ispat etme gayreti içine girip onların yasadışı işlerini onaylıyor ve yapılan yanlışları destekler hale geliyor.

Muhalefet de iktidarla aynı dili kullanıp, olaylar karşısında aynı yasadışı yaklaşımları savunmakla yanlışlarla dolu bir iktidarı kalıcı hale getirdiğini unutuyor. Adeta cellâdına âşık birisi gibi iktidarın hukuk dışı tezlerini destekleyerek uzun vadede kendi varlıklarını ortadan kaldıracak birinin işini kolaylaştırıyor.

Her gün aynı yönde tehdit dolu vatanseverlik çağrıları altında muhalefet gerçek sorunlardan kopuyor ve iktidarın sunduğu düzmece senaryoların figüranı haline geliyor.

Dışarıdan bakanlar ülkede yaşananları sağlıklı değerlendirecek, yanlışlara itiraz edecek bir ses bir soluk arıyor. Ancak iktidarla vatanseverlik yarışına girmiş muhalefet partileri ya da STK lar onlardan daha ileri antidemokratik yöntemler önererek içtekilere ve dıştakilere adeta iktidarın diktatörlüğünü pekiştirecek mesajlar veriyorlar.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ ÖLÜYOR MUHALİFLER İÇİN LİNÇ KÜLTÜRÜ GELİŞİYOR

İktidar her gün bir bahane bulup bir grubu yok etmeye, vatan haini ilan edip linç etmeye çalışıyor. Her grup bir sebepten dolayı diğerini hasım görüyor ve onun yok edilmesi için iktidar partisinden daha fazla gayret ediyor.

Tüm gruplar iktidarın yalanlarını bildiği halde basit gerekçelere inanıp onlarla birlikte hedefe konanların linç edilmesine alet oluyor. Bu insanlık dışı kampanyadan bir gün partiler bir gün gruplar nasibini alıyor ama her kesim kendileri dışındakilere yapılan zorbalıklara ortak oluyor.

Vatan hainliğiyle suçlananlar hakkında, toplumda vicdan ve acıma duygusu yok ediliyor.

Ülkede işkenceler oluyor, insanların işkenceyi hak ettiği düşüncesi yaygınlaştırılıyor.

Dünün mağdurları bugün iktidarın vatanseverlik çağrısına uymayanlara karşı idam sehpaları öneriyor.

Komutan emriyle köprüye götürülen gencecik öğrencilerin kiminin başı kesiliyor kimi vatan hainliğiyle suçlanıp müebbet hapis cezaları alıyor, ne onlara emir veren komutanların ne de toplumun duyarlı kesimlerinin sesi çıkmıyor.

Doğu ve güneydoğuda devlet zorbalığı evlere kadar ulaşıyor, evler yıkılıyor, mahalleler harabeye çevriliyor, batıdakilerin yaşananların bir insanlık dramı olduğunu düşünmesi engelleniyor, yapılanlar normal gibi görülüyor.



Ülkedeki zulümden kaçmaya çalışan gencecik kadınlar bebekler Meriç’te ya da denizde boğuluyor, yaradılıştan merhametli olması beklenen kadın yazarlar bile adeta taş kesilip boğulmayı hak ettiklerini yazıyor.

Devlet içeride ve dışarıda adam kaçırıyor ve birçok hukuk dışı işe bulaşıyor, demokratik olduğu sanılanlar muhalif gördüklerinin yok edilmesine bazen alkış tutuyor, bazen sessiz kalarak onaylıyor.

Hamile ya da emzikliler dâhil on binlerce kadın fakir öğrencilere için yaptığı el işlerinden dolayı tutuklanıyor, acıma duygusu ortadan kaldırılmış bir kesim onların yaşama haklarının bile olmadığına inanıyor.

Onlarca insan hapishaneye sağlıklı giriyor birkaç ay sonra ya intihar ettiği ya da hastalandığı söylenerek ölüsü çıkarılıyor. Devlet gözetimindeki ölümlerle bazılarının temizlendiğini yazan canavar ruhlular boy gösteriyor.

Yaşlı ve hasta insanlar toplumsal projelere verdikleri destekten dolayı aylarca hapis yatıyor, hastalığı şiddetlenenlerin tedavisi engellenip ölmesine zemin hazırlanıyor, demokrat olduğunu düşünen insanlar iktidarın korosuna iştirak edip ölmeyi hak ettiklerini düşünüyor.

İnsanlar önlerine konan hainleri linç ederken, hainlik sırasının asla kendilerine gelmeyeceğini düşünüyor. Canavarlar gibi başkasının cenazesi üzerinden hak etmedikleri nimetlere konmanın hesaplarını yapıyor.   

Ekonomik sıkıntı içindeki ülkelerde devlet yöneticilerini para vaadiyle kandırıp, kendilerine muhalif gördükleri okulları polis zoru ya da mafya yöntemleriyle gasp ediyor maarif vakfı dedikleri vakfın üzerine geçiriyor.   

Bir ülke düşünün ki diğerleriyle pazarlık edip kendini suçlardan kurtarmak için tüm uluslar arası hukuk kuralları ve insan haklarını çiğneyip diğer ülke vatandaşlarını basit bahanelerle tutukluyor. Ülkedeki tüm partiler ve STK lar demokrasi gereği insan haklarını savunacağı yerde iktidarın kendilerine sunduğu linç kültürüne uyup tutuklanmaları alkışlıyor devletin yanında olma yarışına katılıyor.

Devleti yönetenler linç kültürünün yaygınlaşması ve muhaliflerin sesinin kesilerek suçlarının saklanması için devlet kesesinde gazete köşelerinde vahşi duygularını tatmin peşindeki yazarlara ve trollere milyarlar ödüyor. Devlet eliyle toplumdaki tüm insani duyguların yok edilip toplum fertlerinin vahşi birer canavara dönüşmesi sağlanıyor.

Fazla söze ne gerek var devletin dümeninde olanlar vatanseverliğin ne olduğunu şöyle tanımlıyor. “Kimseye acımayacaksınız acırsanız acınacak hale gelirsiniz” diyerek taraftarlarından acıma duygusunu kaldırıp muhalifleri için vahşi bir canavara dönüşmelerini istiyor. Devlet memurları dâhil tüm ekibi de onun bu çağrısına uyuyor, ülke yöneticileri kendi vatandaşlarını bir sebeple düşman görüyor ve onlara her türlü zulmü yapmaktan zevk alan sadist insanlar haline dönüşüyor.

    






 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ