Tek adam sarmalı

Ekonomistlere göre ‘tek adam’ın son hamlesi de sorunu çözmeyecek. Zira sorun iktidara tamamen ‘uyumlu’ olan MB’nin para politikasıyla sınırlı değil, çok daha büyük ve derin.


Tr724'ten Yusuf Dereli'nin haberine göre Merkez Bankası (MB) Başkanı Murat Uysal, bir gece yarısı operasyonuyla görevinden alındı. Yerine ise AKP’de bir dönem Maliye Bakanlığı yapmış Naci Ağbal getirildi. Hükümetle ‘tam uyumlu’ çalıştığı düşünülen Uysal’ın neden görevden alındığıyla ilgili ‘şeffaflık’ ilkesi gereği bile olsa tek satır açıklama yapılmadı. Peki Uysal’ın görevden alınması sorunları çözecek mi? TL’nin değer kaybının tek nedeni MB’nin uyguladığı para politikası mı?Önceki MB Başkanı Murat Çetinkaya ‘söz dinlemediği’ gerekçesiyle bizzat Erdoğan tarafından görevden alınmış ve yerine Uysal getirilmişti. Uysal, yüzde 24’te aldığı faizi Erdoğan’ın talimatıyla yüzde 8,25’e kadar indirdi. Ancak ‘enflasyon’ düşmediği gibi dolar 5,60’dan 8,55’e fırladı. Dolar, sadece 16 ayda TL karşısında yüzde 52 değer kazandı. 

Ekonomistlere göre ‘tek adam’ın son hamlesi de sorunu çözmeyecek. Zira sorun iktidara tamamen ‘uyumlu’ olan MB’nin para politikasıyla sınırlı değil, çok daha büyük ve derin. Ekonomistler, çözüm için öncelikle sonunun kaynağının doğru tespit edilmesi gerektiğini söylüyor. Temel sorun Türkiye’de anayasanın, hukukun ve yargı bağımsızlığının tamamen yok edilerek, ülkenin ‘tek adam’ sarmalına sokulmuş olması. Dolayısıyla MB başkanının değiştirilmesi sorunu çözmeyecek; yapısal ve köklü reformlar yapılması, hukukun yeniden ayağa kaldırılması ve demokrasinin yeniden inşası şart.


Murat Uysal’ın MB’nin başına gelmesi olaylı olmuştu. Selefi Murat Çetinkaya, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Faiz enflasyonun sebebidir, faiz düşerse enflasyon da düşer,” tezinin gereğini yerine getirmediği için görevinden alındı. Erdoğan’ın ‘sözünü dinlememesi’ Çetinkaya’yı koltuğundan etmişti.

5,60 TL’DEN 8,55’E; YÜZDE 34 DEĞER KAYBI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre enflasyonun sebebi ‘faiz’di… Uysal’ın ilk yaptığı iş tıpkı Erdoğan’ın istediği gibi faizleri düşürmek oldu. 25 Temmuz 2019’da yüzde 24’den yüzde 19,75’e indirilen politika faizi, üst üste 9 toplantıda düşürülerek yüzde 8,25’e kadar çekildi. Son 3 toplantıda yüzde 8,25 seviyesinde olan politika faizi, enflasyonun öngörülenin üzerinde yüksek seyretmesi nedeniyle 2 yılın ardından geçtiğimiz 24 Eylül’de 200 baz puan artırıldı. Para politikası faizi 10,25’e çıkarıldı. 22 Ekim’deki son toplantıda ise ‘politika faizi’ sabit tutuldu. Sonuç olarak; Murat Uysal göreve geldiğinde 5,60 olan dolar kuru, 8,56’yı gördü. TL’nin 16 aydaki değer kaybı yüzde 34! 

MURAT UYSAL NEDEN GÖREVDEN ALINDI?

Murat Uysal’ın cuma gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle görevden alınması soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Hükümetle tam uyumlu olduğu düşünülen Uysal, neden görevden alınmıştı? İktidar, piyasaların diken üstünde olduğu bir dönemde yaptığı bu atamaya ilişkin tek satır bile açıklama yapma gereği duymuyor. Ancak kulislere yansıyan iddialara göre Erdoğan, kurun yükselmesinden Uysal’ı sorumlu tuttu. Reuters’a konuşan ekonomi yönetimindeki üst düzey bir yetkili, “Dövizdeki yükseliş tüm beklentilerin hızla üzerine çıktı. Bazı adımların etki edebileceği beklentisi vardı ama bu da gerçekleşmedi,” diyor. 

ÖRTÜLÜ FAİZ ARTIŞLARI, UYSAL’IN BAŞINI YEDİ

Benzer bir iddiayı T24 yazarı Barış Soydan da köşesine taşıdı. Soydan’ın edindiği kulis bilgilere göre de Uysal’ın görevden alınmasının nedeni, MB’nin 120 milyar dolarlık rezervinin eritilmiş olmasına rağmen doların önünün alınanaması. Örtülü faiz artışlarının TL’deki değer kaybını engelleyememesi de Uysal’ın alınmasının önemli gerekçelerinden biri olarak gösteriliyor yazıda. Soydan’a göre Erdoğan, Eylül ayındaki 200 baz puanlık faiz artışına ikna edildi ancak bu hamle de sonuç vermedi. Dolar önce 6, sonra 7 ve nihayet 8 TL’yi aştı ve 8,56’yı gördü. 

TEK SORUN MB BAŞKANI MI?

Türk Lirası tarihinin en ‘değersiz’ günlerini yaşıyor. Yılbaşından bu yana TL, dolar karşısında yüzde 30, Euro karşısında yüzde 34, Sterlin karşısında ise yüzde 29 değer kaybetti. Peki Merkez Bankası başkanının gece yarısı operasyonuyla değiştirilmesi sorunu çözer mi? Zira Murat Uysal, kendisine verilen ‘talimatları’ yerine getiriyordu. Selefi Murat Çetinkaya’yı ‘talimatlarını yerine getirmediği için görevden aldığını’ söyleyen bizzat Erdoğan değil miydi? Ya da, “İstesek doları düşürürüz ama uğraşmıyoruz.” diyen damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın hiç mi sorumluluğu yok TL’nin bu hale gelmesinde? 

GÖREV DEĞİŞİKLİĞİ SORUNU ÇÖZECEK Mİ?

Ekonomistlere göre Türkiye’nin temel sorunu MB başkanlığında kimin oturduğu değil. Yıllardır biriken ve içinden çıkılmaz hale gelen sorunların tek bir başkan değişikliğiyle çözülmesi imkansız. Sorun sistemden kaynaklanıyor. Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe tam da bu noktaya dikkat çekiyor önceki günkü paylaşımında: “MB Başkanının görevden alınması hakkında yorum yapıyoruz ama aslında kimin Başkan olduğunun bir önemi de yok. Ülkede tüm kararlar aynı yerde alınıyor. Ekonomi alanında faaliyet gösteren kurumlar ve onların yöneticileri alınan kararları uyguluyorlar.” 

PROF. DR. ARZOVA: SORUN DAHA DERİNLERDE

Prof. Dr. Burak Arzova da benzer ifadeler kullanıyor. Sorunun sadece MB başkanını değiştirmekle çözülemeyecek kadar büyük olduğunu anlatıyor. Hukuku ve yargının bağımsızlığını hatırlatan Arzova, “Keşke Türkiye ekonomisindeki sorunlar başkan değişikliğiyle çözülebilse. Bunlar doların ateşini söndürecek unsunlar değil. Riskler hala  devam ediyor. Hatta kafalar daha da karışmış gibi gözüküyor. Köklü, yapısal reformlar yapmak lazım. Türkiye’nin birinci önceliği enflasyon olmalı. Hem büyüyeyim, hem enflasyonla mücadele edeyim yaklaşımı bizim için geçerli değil. Ekonominin gerçeklerine göre hareket etmek en doğru karar olacaktır,” diyor. 

SORUN MB BAŞKANININ GÖREVDEN ALINABİLMESİ!

Ekonomist Özgür Demirtaş ise “İçinde bulunduğumuz problemler MB başkanı yüzünden değil ki. MB başkanlarının görevden alınabilmesi yüzünden…” diyerek  yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor: “Merkez Bankası Başkanı kim olursa olsun. Yapılması gereken şey: 1) Sert, doğrudan faiz artırımı. 2) Faiz enflasyonun nedenidir söyleminin bırakılması. 3) Başkanın bağımsız olması. Bunlar olursa kısa vadeli yaraları sararız. Uzun vadeli iyileşme için ise yapısal reform şart.” 

TÜRKİYE ÇİN’İ Mİ ÖRNEK ALIYOR?

AKP iktidarının TL’nin değerini daha da düşürerek Türkiye’yi, tıpkı Çin gibi ‘ucuz iş gücü cenneti’ yapmak istediği söyleniyor. O halde sadece 1,5 yılda MB’nin 120 milyar dolarlık rezervi kuru tutmak için neden heba edildiği sorusu cevapsız. Bu arada Türkiye’nin dış borcu 430 milyar dolar. Kurdaki her artış, borcun katlanmasına neden oluyor. Peki Türkiye Çin gibi olabilir mi? Bu da pek mümkün gözükmüyor. Önünüzde Singapur, Hindistan ve Pakistan gibi işgücü sizden çok daha düşük ülkeler var. Ayrıca bir ülkenin para biriminin ‘değersizliği’ yatırım nedeni olsaydı enflasyon oranı yüzde 9 bini aşan Venezuela’ya milyar dolarlar yağması gerekirdi. Ayrıca Çin olabilmeniz için üretim kapasitesi ve hammadde sorununuzun olmaması gerekiyor.

Prof. Dr. Özgür Demirtaş, Türkiye’nin Çin’i değil, Almanya’yı örnek alması gerektiğini anlatıyor: “Türkiye, ucuz işgücüne özenmemeli. Bangladeş olmaya özenmemeli. 100 Dolara işçi çalıştırılan ülke olmaya özenmemeli. Dünya işçi yoğun ülkelerin kazandığı bir yere doğru gitmiyor. Türkiye Bangladeş değil, Almanya olmalı… Lütfen artık hata yapmayalım.” 

TÜRKİYE SABİT KUR SİSTEMİNE GEÇEBİLİR Mİ?

Döviz kurlarındaki yükselme ‘sabit kur’ tartışmalarını da gündeme getirdi. Cevabı merak edilen soru; Türkiye yeniden sabit kur sistemine geçebilir mi? Ekonomistlere göre bu da pek mümkün değil. Zira sabit kur rejimi, sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir sistemde uygulanamaz. İktidar sabit kur rejimine geçmek istiyorsa, sermayeyi tamamen kontrol altına almak zorunda. Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ise bu mümkün değil:

“Sabit kur rejimine geçebilmek için öncelikle sermaye giriş çıkışını denetim altına almak ve dolayısıyla konvertibiliteden vazgeçmek gerekir. Bu da isteyenin istediği zamanda elindeki veya banka hesabındaki TL’leri verip istediği yabancı parayı alabilmesi olanağını kaldırır. Bu sistemde kimin ne kadar, ne zaman yabancı para alacağına devlet karar verir. Yurt dışına para göndermek veya yurtdışından döviz getirmek devletin iznine bağlı olur. (Türkiye’nin dış borç toplamı yaklaşık 430 milyar dolar) Böyle bir durumda bu hamleleri yapmak Türkiye’ye döviz girişini durdurur ve döviz ihtiyacı yüksek olduğu için de anında döviz karaborsasını başlatır. Dolayısıyla Türkiye’nin böyle bir rejim değişikliğine gitmesi mümkün değildir.”


Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ