"Kenevir: AKP’nin seçim için nevzuhur tutamağı"

"Bu kenevir işinden galiba şu çıkıyor: AKP iktidarı bu seçimden çok ürküyor ve ne yapabilirim diye etrafı tırnaklarıyla kazıyor."


Akademisyen-Gazeteci Baskın Oran'ın 'Kenevir' ile ilgili köşe yazısı şöyle:

Önce anlamadım. Dedim ki bunlar iki bitkiyi karıştırıyor olmasınlar:


1) Eroin imalatında kullanıldığı için ABD’nin 12 Mart askerî rejimine 1971’de baskı yapıp yasaklattığı (ve 74’te de Ecevit’in tekrar kontrollü ekimine başlattığı) haşhaş bitkisi;

2)  Halat vs. yapmaya yarayan ve özel bir türü (Hint keneviri) Anadolu’da eskilerden beri esrar üretiminde kullanıldığı için ruhsatla ektirilen kenevir bitkisi. Bu ikincisini Amerika’nın yasaklattığı filan yok. Zaten esrar ABD’nin en az 8 eyaletinde yasal . Hollanda’da ise kafe mönülerinde.

Sonra ayıktım: Kenevir, gündemi belirleme yöntemlerinin şimdilik en sonuncusu! Türkiye’nin yarısı, iktidar “Aya 4 şeritli yol yapacağız” dese kesin inanacağı için, diğer yarısı haşhaş ile kenevirin farkını bilmediği için, ayrıca her ikisi de ABD adı geçince milliyetçi/ulusalcı olmak hasebiyle kulakları dikeceği için, bu kenevir seçim ortamında nevzuhur gündemimiz.

Üstelik; gübre, tohum, mazot, ithalat (soğanın ardından buğday, arpa, mısır, pirinç ve kuru bakliyata da sıfır gümrük!) vs. derken krizden kıvranan geniş köylü kitlelerine cazip gelecek!  

Bu kenevir işinden galiba şu çıkıyor: AKP iktidarı bu seçimden çok ürküyor ve ne yapabilirim diye etrafı tırnaklarıyla kazıyor. Çünkü eskiden klasik seçim rüşveti olarak köylere yol başlatılır, şehirlere de asfalt atılırdı, seçimin geldiğini oradan anlardık.

Üstelik, bu kenevir olayı münferit değil; seçim “çalışma”larından sadece bir tanesi. Kategorileştirerek ve bikaç örnekle vereyim.

 ***

1) Her şeyden önce, T.C. tarihinde hiç görülmemiş sandık manipülasyonları.  

İstanbul Adalar’da metruk binalarda 500 hayali seçmen (HS). Hakkari’de 1 dairede 1.108 HS. Iğdır'da 38 odalı Polis Evi'nde 374 HS. Beyoğlu’ndaki taksi durağında 43 HS. Halfeti’ye 23 ilden kaydırılan 3.187 HS. 5.800 nüfuslu Niğde Ulukışla’da 5.900 HS (tabela gece yarısı değiştirildi, 5.800 silinip 7.300 yapıldı). Şırnak'ta 51 yatak kapasiteli Öğretmen Evi'nde 422 HS ile 1 dairede 713 HS, hayali bir adreste ise 121 asker. Urfa'nın 11 ilçesinde 16.012 seçmenin ikametgahında kaydının bulunmadığı ortaya çıktı ve bu kişilerin adreslerine başka kişilerin kaydedildiği öğrenildi.

CB ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bunlara karşı savunması: “Üyemiz olan 10.000 kişinin seçmen kaydı yok!”. İlke: “En İyi Savunma Hücumdur”.

Suriyeliler de devrede. Soylu’dan demeç: “Yerel seçimlerde 35.000 Suriyeli oy kullanacak”. Devam da ediyor: “Bu Suriyelilerin % 62’si Misak-ı Milli sınırlarından!”

2) Anayasa’ya, yasalara, etiğe aykırı seçim uygulamaları.   

a) Anayasa’nın çok net olan 94. Maddesine rağmen Binali Yıldırım’ın TBMM Başkanlığından istifa etmeden İBB Başkanlığına adaylığını koyması. Üstelik, kendini “özrü kabahatinden büyük” bir biçimde savunması: “Hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz” ve “Seçim siyasi faaliyet değildir”.

Şimdi yaygın bir dedikodu var. Artık bu kadarı Cames Bond filmine biraz fazla benziyor ama olup bitenlerin kamuoyuna neler düşündürdüğünün ipuçlarını da veriyor:

Binali Yıldırım İBB’yi kazanırsa istifa edip TBMM’ye dönecek ve Binali’nin yerine Belediye Meclisi toplantısında Bilal Erdoğan başkan seçilecekmiş! İstanbul’da AP’li Nuri Eroğan’ın yerine Haşim İşcan’ın (1963) veya İzmir’de Ahmet Piriştina’nın yerine Aziz Kocaoğlu’nun (2004) Belediye Meclisince seçilmesi gibi.

b) Seçimlere ramak kala süresi 1 yıl uzatılan ve şu anda listelerinde yaşı 100 ile 165 arasında değişen 6.389 seçmen yer alan YSK’nin, Anayasa’nın çok net olan 67/4 maddesine rağmen, cezaevinin bulunduğu yerden başka ilçede kayıtlı tutukluların oy kullanmasını yasaklaması . Sadece Silivri’deki tutuklu sayısı 10.000. Bunun daha Şakran’ı var, Sincan’ı var…

3) Devamlı “teröristlere operasyon” ortamında, akla ziyan seçim rüşvetleri.

Bunlar, öldürülmemek (seçimi kaybetmemek) için intihar (seçim sonrası ekonomiyi batırmak) gibi. Bütçesi “Hedeflerimizle uyumlu olarak” zaten 72,6 milyar TL açık veren Hazine’nin dibini delmiş vaziyetteler:

ÖTV ve KDV indirimleri seçim sonuna kadar 3 ay uzatıldı. Ankara’da suya % 30 indirim. Gelir kaybı Hazine’den karşılanmak üzere, devlet bankalarından faizsiz veya indirimli kredi. 150 KW/saate kadar elektrik faturalarını Hazine ödeyecek. Ziraat Bankası insanların kredi kartı ve nakit avans borçlarını 60 aya yayarak ve (yıllık enflasyon % 25,24 iken) % 1,2 faiz alarak ödeyecek, ayrıca spor kulüplerinin korkunç borçlarını da üstlendi. KOBİ’lere 6 ay geri ödemesiz 36 ay vadeli, % 1,54 faizle 20 milyarlık kredi paketi.

Bu arada, son haber: 2014’e göre Cumhurbaşkanlığı harcamalarının artış oranı: % 550.

4) Sanki 16 yıldır iktidarda olan AKP değilmiş gibi, insanlarla alay eden demeçler.    

4 yıl İBB Başkanlığı, 12 yıl başbakanlık yapan, 2014’ten beri de cumhurbaşkanı olan Erdoğan: “Yüksek binalar inşa etmeyi maharet sayıyoruz. İnsanoğlunu topraktan uzaklaştırıyoruz. Bizim mimarimizde yatay mimari egemen".  

Marmaris Okluk Koyu’ndaki 300 odalı yazlık saray için yaklaşık 40.000, sarayın 17 km’lik yolu için de yaklaşık 50.000 sığla ve çam kesilmiş iken: “Denizlerimizin kenarlarını, orman alanlarını betona çevirme gayretinde olanlar var. Şu para var ya nelere muktedir, şu kapitalizm… Doğa şöyle olmuş böyle olmuş, umurunda değil."

“ 3-5 oy daha fazla alabilmek için hiçbir zaman popülizm bataklığına saplanmadık.''

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in tutuklu gazeteciler listesinde Türkiye 3. sırada yer alırken, Çalışan Gazeteciler Günü mesajı: “Son 16 yılda hayata geçirilen reformlar, Türk basınının daha demokratik ve özgürlükçü bir yapıya kavuşmasına vesile olmuştur.”

Türkiye, İnsani Özgürlük Endeksi’nde 162 ülke arasında 107. sırada yer alırken, son muhtarlar buluşmasında: “Bu salondaki manzara Türkiye’deki demokrasinin nasıl ahenk içinde işlediğinin en bariz örneğidir. Demokrasinin tam anlamıyla uygulandığı az sayıda ülkeden biriyiz.”

Devletin Tank-Palet Fabrikası’nın, “Erdoğan'ı gördükçe âşık oldum, böyle bir ilahî aşk iki erkek arasında olabiliyor” sözüyle hatırladığımız Ethem Sancak’a (BMC) ve Katar sermayesine özelleştirilmesiyle ilgili olarak: “Burada yapılan iş özelleştirme değildir, işletme hakkının belli şartlar dahilinde BMC'ye devredilmesidir.” Bu durumda, Katar şeyhinin CB Erdoğan’a 400 milyon dolarlık uçak “hediyesi” aklımıza nasıl takılmasın?

***

Bunlar nasıl olabiliyor? Eh, böyle ana muhalefet partisi olursa, olabiliyor işte.

Binali Yıldırım olayında Kılıçdaroğlu: “YSK’ya güvenmiyoruz. Nesine başvuracağız!”

CHP Gn. Bşk. Yrd. Seyit Torun: “Seçim gecesi için tedbirleri almaya şimdiden başladık. Biz bunu 24 Haziran’da da gösterdik ve sandıklara hakim olduk.”

Yine Kılıçdaroğlu, ‘İkisi de sokak kabadayısı gibi’ demesi gerekirken, ulusalcılığını konuşturup Trump’a sesleniyor: “Bir sokak kabadayısının diliyle Türkiye Cumhuriyeti’ni kimse tehdit edemez.”

***

“Tabiat boşluk kabul etmez” derler. HDP’yle adı kazara aynı sayfada anılır diye ödü midesine karışan bir ana muhalefet partisinin ve tutuklamalarla kıpırdayamaz hale getirilmiş bir HDP’nin yerini Türkiye sivil toplumu tutmaya çabalıyor.

1990’ların ortasına kadar antikomünizm yapmaktan ve gazete ilanıyla sosyal demokrat iktidar düşürmekten başka şeye vakit bulamayan TÜSİAD’ın başkanı Erol Bilecik sürekli ve çok tutarlı biçimde adalet ve ifade özgürlüğüne vurgu yapmakta. Son olarak da şunu dedi: “Paketler uzun vadede olumsuz. Bağımsız yargı ve demokrasi şart”.

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Platformu, 14 Pazartesi günü Kılıçdaroğlu’yla görüştü ve çıkarken yaptığı açıklamada şöyle dedi: "HDP’yi dışlayan bir ittifakın demokrasiyi temsil edemeyeceği ve tek adam rejimine karşı başarı elde etmesinin de mümkün olamayacağı yönündeki kaygılarımızı ilettik."

17 Perşembe günü bir başka grup Meclis’te HDP’yi ziyaret edip, batı illerindeki Kürt oylarının ziyan olmaması için görüşecek.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ