Hepimizin vücudunda, sağlığımızı pek çok açıdan etkileyen trilyonlarca hücreden oluşan canlı bir topluluk var: Buna “flora” bir başka deyişle “mikrobiyota” diyoruz.
“Bağırsak çeşitliliğini bir orman gibi düşünebilirsiniz. Ormanda ne kadar çok ve farklı türde mikroorganizma varsa, herhangi bir tehdide karşı direnç o kadar artar” diyor Deakin Üniversitesi’nde beslenme uzmanı Melissa Lane.
Sağlıklı ve çeşitli bir floranın genel sağlığımız için çok önemli olduğu uzun zaman önce bilimsel olarak doğrulandı. Flora ruh halimizden metabolizmamıza ve hatta beynimize kadar her şeyi etkiliyor.
Bağırsaklarında bakteri çeşitliliği daha düşük olan kişilerde uyku ve bağırsak sağlığı problemlerine ve enflamasyona daha yatkınken, yüksek çeşitli bir flora daha uzun bir yaşamla ilişkili görülüyor.
Kings College London’dan beslenme profesörü Sarah Berry “Flora bütünüyle bir ekosistemdir. Vücudumuzda bulunan ekstra bir organ gibidir” diyor.
Ancak kanıtlar, sık sık tükettiğimiz bazı gıdaların bu ekosisteme zarar verebileceğini gösteriyor.
Özellikle aşırı işlenmiş gıdalar (UPF’ler) bağırsaklarımızdaki mikropları bozabiliyor ve değiştirebiliyor.
Bunun nedenlerinden biri, gıdalarımızdaki sayısız katkı maddesi.
Bu katkı maddelerinin bağırsaklarımıza ne gibi etkileri olduğuna bir bakalım.
Ne ekleniyor ve neden?
Bir sonraki market alışverişinizde rafların arasında dolaşırken herhangi bir ürünün arkasını çevirip içindekiler kısmına bir göz atın. Gıdalara ne kadar çok emülgatör, yapay tatlandırıcı ve gıda boyası eklendiğini hemen fark edeceksiniz.
Bu katkı maddeleri, gıdaları daha lezzetli hale getirmekten, gevrekliğini artırmaya, dokusunu değiştirmekten, raf ömrünü uzatmaya kadar her şey için kullanılıyor.
Örneğin, son zamanlarda aldığım, görünüşte “sağlıklı” bir tavuk salatası, gıdaların besin değerini taramak için kullandığım bir dijital uygulamaya göre yüksek riskli bir katkı maddesi içeriyordu.
Bu salatada, yağ ve suyun karışmasını sağlayan ve aşırı işlenmiş gıdalarda yaygın olarak bulunan birkaç emülgatör olduğunu gördüm.
En sevdiğiniz, ağızda eriyen dondurmanın dokusu yine bu katkı maddeleri sayesinde böyle.
Emülgatörler ayrıca dondurmanın raf ömrünü de uzatıyor.
Bu kimyasallar süpermarket ekmeğinin uzun süre yumuşak kalmasına yardımcı oluyor ve mağazadan satın alınan keklerin ev yapımı keklere göre daha uzun süre nemli kalmasının nedeni.
Ve bunlar son derece yaygın.
Bir analiz, Birleşik Krallık süpermarketlerindeki 6.640 farklı gıda ürününün emülgatör içerdiğini ve bunun analiz edilen ürünlerin yaklaşık yarısına tekabül ettiğini ortaya koydu.
Peki bu neden endişe verici? Kanıtlar, bu katkı maddelerinin bağırsak floramızı olumsuz etkileyebileceğini ve iltihaplı bağırsak hastalığı, bağırsak sendromu ve kolon kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor.
Hem hayvanlar hem de insanlar üzerinde yapılan araştırmalar, emülgatörler ile sağlık sorunları arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor.
Floramız nasıl etkilenir?
Fransa’nın Paris kentindeki Institut Pasteur’da Benoit Chassaing tarafından yürütülen bir fare çalışmasında, yaygın olarak kullanılan iki emülgatörün düşük dozlarının bağırsak bakterilerinin bağırsak duvarına yaklaşmasına sebep olduğu bunun da enflamasyona ve hastalık belirtilerine yol açtığı görüldü.
Zaten bağırsak sorunlarına yatkın olan fareler daha şiddetli iltihaplanma yaşadı.
Normalde bağırsak mikroplarımız, enflamasyonu önlemeye yardımcı olan ve bağırsağı kaplayan mukus tabakası tarafından bağırsak duvarından güvenli bir mesafede tutulur.
Chassaing, bakterilerin koruyucu mukus tabakamızı aşındırması durumunda kronik iltihabi hastalıkların tetiklenebileceğini söylüyor.
Takip eden çalışmalar, olumsuz etkilerin insanlarla da bağlantılı olduğunu ortaya koydu.
Fransa’da 2024 yılında 100 binden fazla yetişkini kapsayan bir çalışma, emülgatörlere daha fazla maruz kalanlarda Tip-2 diyabet riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
Doksan binden fazla yetişkini kapsayan bir başka çalışma, emülgatörler ile meme ve prostat kanseri arasında potansiyel bir bağlantı olduğunu belirledi.
Bunlar korelasyonlar olsa da Chassaing ve meslektaşları bağırsak örnekleri toplayarak sağlıklı bireylerin gıdalarda kıvam artırıcı olarak yaygın olarak kullanılan bir emülgatör tükettiğinde bağırsak mikroplarının dengesinin bozulduğunu ve sağlıklı mikropların azaldığını insanlar üzerinde yapılan küçük bir deney ile gösterdi.
Kings College London’dan beslenme bilimi profesörü Kevin Whelan ve Chassaing, yakın zamanda Crohn hastalığı olan bireylerle bir klinik deney üzerinde işbirliği yaptı.
Deneme, sınırlı emülgatör diyeti uygulayanların semptomlarının azalma olasılığının, diyetlerinin bir parçası olarak düzenli olarak emülgatör tüketenlere kıyasla üç kat daha fazla olduğunu ortaya koydu.
Kullanımları konusunda sağlıkla ilgili endişeler olmasına rağmen, emülgatörlerden kaçınmamız gerekip gerekmediğine dair kamuya açık bir kılavuz bulunmuyor.
Bunun bir nedeni, gıdalarımızda çok fazla katkı maddesi bulunması ve bilim insanlarının bunların kaçının toksik olduğunu veya bunların bazı kombinasyonlarının mı zararlı olduğunu kesin olarak bilmemeleri.
Chassaing, yediğimiz emülgatörlerin tümünün gıda endüstrisi tarafından onaylandığını belirtiyor:
“Sadece toksisite etkisi veya DNA hasarına yol açma yeteneği açısından test ediliyorlar. Ve bu iki açıdan bakıldığında, tamamen uygunlar. Ancak geçmişte mikrobiyom üzerindeki doğrudan etkileri hiçbir zaman test edilmemişti.”
‘Kokteyl etkisi’
Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) ise bu konuda şu açıklamayı yapıyor:
“Avrupa Birliği’nde tüm gıda katkı maddeleri bir E numarası ile tanımlanır ve gıdalarda kullanımına izin verilmeden önce güvenlikleri değerlendirilir.”
Benzer şekilde, ABD’de Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) “bir gıda katkı maddesinin piyasadaki gıdalarda kullanılabilmesi için onaylanması gerektiğini” belirtiyor.
Bununla birlikte, Chassaing, kesinlikle kümülatif etkiler olabileceğini söylüyor.
Bu kimyasalların ve besinlerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğine “kokteyl etkisi” adı veriliyor ve çok fazla kombinasyon olduğu için, bir katkı maddesinin etkisini diğerinden ayırmak zor.
Laboratuvarda insan hücreleri üzerinde ortaya çıkan kanıtlar, yaygın olarak tüketilen birkaç katkı maddesinin birleşik etkilerinin hücre hasarının artmasıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca, yakın zamanda yapılan bir araştırma, besin içeriğinin ötesinde, gıdaların işlenme şeklinin de bağırsak sağlığı için önemli olabileceğini ortaya koydu.
Bir çalışmada Lane ve meslektaşları, içinde çok fazla aşırı işlenmiş gıda bulunan bir diyetin bağırsak mikroplarının çeşitliliğini azalttığını buldu. Ekip, üç hafta boyunca iki grubu karşılaştırdı; her iki grup da düşük kalorili diyetler uyguladı ve diyetler benzer besinler içerdi.
Bir grup esas olarak hazır çorba gibi yüksek oranda işlenmiş gıda ürünlerinden oluşan bir diyet uygularken diğer grup ise minimum düzeyde işlenmiş gıda barındıran, taze gıdalardan oluşan bir diyet uyguladı.
İki grup benzer düzeyde kilo kaybı yaşarken her gruptaki bağırsak bakterileri önemli ölçüde farklılık gösterdi.
Az işlenmiş gıda diyetini uygulayanların bağırsak florası çeşitlilik gösterirken, yüksek işlenmiş gıda diyetini uygulayanların bağırsak florası daha az çeşitlilik gösterdi ve kabızlık sorunu daha fazla yaşandı.
Bağırsak florasındaki çeşitliliği azalan katılımcılar, şişkinlik ve karın ağrısı şikayetlerinde olumsuz yönde değişiklikler bildirme eğilimindeydi.
Ekip bunun nedenini tam olarak belirleyemese de Lane bunun lif türlerinin farklı olmasından kaynaklanabileceğini söylüyor:
“Yüksek aşırı işlenmiş gıda diyetinde katkı maddeleri ve çok az miktarda minimal işlenmiş bileşenler bulunurken, düşük işlenmiş gıda diyetinde tam gıdalardan elde edilen birçok farklı lif türü ve çok daha az katkı maddesi vardı.”
Sıfırdan yemek pişirmek
Dikkate alınması gereken bir diğer önemli nokta, aşırı işlenmiş pek çok gıdanın ihtiyacımız olan besinler açısından fakir olması ve bunun da bağırsakları etkileyebilecek olması.
Lif ve polifenol açısından zengin bir diyetin bağırsak bakterilerimizi beslediği ve polifenollerin anti-enflamatuar özelliklere sahip olduğu zaten iyi bilinen bir gerçek.
Peki kanıtlar artarken, emülgatörlerin bu zararlı etkilerini en aza indirmek için nelere dikkat etmek gerekir?
Berry, en iyisinin mümkün olduğunca taze malzemeler kullanarak sıfırdan yemek pişirmek olduğunu söylüyor.
Aşırı işlenmiş gıdalardan tamamen uzak durmanın gerçekçi olmadığını belirtiyor.
Whelan da aynı fikirde:
“İnsanlara katkı maddesi içeren hiçbir şeyi yemeyin demek istemem, ben kesinlikle bunu yapmıyorum ve insanlara da bunu yapmalarını önermiyorum.”
“Hepimizin yapabileceği şey, daha sağlıklı beslenmeyi düşünmek” diyor ve ekliyor: “Yiyecekler hayatımızda gerçekten çok değerli ve bunu unutmamalıyız.”
Berry, ölçülü olmanın çok önemli olduğunu ve sadece neleri diyetimizden çıkaracağımıza odaklanmak yerine, diyetimize neleri ekleyebileceğimizi düşünmemiz gerektiğini söylüyor. Burada günlük kalori miktarımızın önemli bir kısmını oluşturan atıştırmalıklar özellikle önemli.
Sonuçta, mümkün olduğunca çok taze ürün tüketmek altın kural. Bunu yaptığımızda, sağlığımız ve mikroplarımız bundan fayda sağlar.
Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz





















