İnsanlık tarihinin büyük bir kısmını doğayla iç içe geçiren insanoğlu, günümüzde doğaya karşı mesafeli, hatta korku dolu bir tutum sergilemeye başladı. “Biyofobi” olarak adlandırılan bu durum, modern toplumların en büyük gizli krizlerinden biri olarak görülüyor.
Doğadan Kopuşun Psikolojik Bedeli
Uzmanların görüşlerine dayanarak biyofobinin sadece bir “titizlik” meselesi olmadığı, aksine evrimsel korkuların modern şehir yaşamıyla birleşmesi sonucu ortaya çıktığı vurgulanıyor. Habere göre, ormanlar artık bir huzur kaynağı değil, “tehlikeli ve belirsiz” alanlar olarak kodlanıyor.
Haberde Öne Çıkan Temel Faktörler:
- Betonlaşan Yaşamlar: İnsanların günün %90’ını kapalı mekanlarda geçirmesi, doğayı “yabancı bir gezegen” gibi algılamamıza neden oluyor.
- “Kirli” Algısı: Toprak, çamur veya böceklerin “pislik” olarak nitelendirilmesi, özellikle yeni nesillerin doğayla temasını tamamen kesiyor.
- Sosyal Miras: Ebeveynlerin çocuklarını doğadaki ufak risklerden korumaya çalışırken aşıladığı aşırı kaygı, çocuklarda kalıcı biyofobiye yol açıyor.
Çevre Bilincini Tehdit Ediyor
DW Türkçe’nin haberinde dikkat çeken en önemli uyarılardan biri de şu: İnsan, korktuğu bir şeyi koruyamaz. Doğa ile bağı kopan ve ondan korkan bireylerin, iklim krizi veya biyolojik çeşitliliğin korunması gibi konularda harekete geçme motivasyonunun çok daha düşük olduğu belirtiliyor.
Uzman Reçetesi: “Kontrollü Temas”
Haberde, bu korkuyu yenmek için radikal adımlardan ziyade, saksıda bitki yetiştirmek, parklarda vakit geçirmek veya toprakla temas etmek gibi basit ama düzenli aktivitelerin biyofobiyi kırabileceği ifade ediliyor.






















