[Türkiye Tribünali] Kamu görevlileri nasıl cezadan kurtarılıyor?

Türkiye Tribunali halk mahkemesi üçüncü gününde Cenevre’de devam ediyor. 24 Eylül 2021 Cuma günü saat 15’e kadar duruşma devam edecek ve Cuma günü mahkeme heyeti saat 17.00’de kararını açıklayacak.
Bugünkü oturum, raportörlerden Dr. Emre Turkut'un “Türkiye'de Cezasızlık” raporunun sunumu ile başladı.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin eski başkanı başkanlığında 6 hakimden oluşan mahkeme heyeti yargılamayı gerçekleştirirken Dr. Emre Turkut sunumunu takdim etti. 

Türkiye'deki cezasızlık sorununun çok uzun zamandır olduğunu ifade eden ve bunu 1980 darbesi, 90'lı yıllar ve 15 Temmuz sonrası olarak tanımlayan Turkut, cezasızlığı da faillerin adli makamlardan saklanması olarak ifade etti. Bu kişilerin özellikle polis, asker gibi kamu görevlilerden oluştuğunu belirtti. 

Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Bildirgesini, BM İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa Sözleşmesi'ni imzaladığını belirten Turkut Türkiye anayasası ve ceza kanununa göre de işkencenin büyük suç olduğunu hatırlattı.


ÜÇ OLAYI SEÇTİK

Darbe girişimi sonrası cezasızlık uygulamasının çarpıcı bir artış gösterdiğini ifade eden 3 olayı (Gökhan Açıkkollu'nun öldürülmesi, Urfa'da Kürtlere yapılan işkence, Ankara'daki diplomatlara işkence) raporda ele aldıklarını anlattı.



Türkiye'de 32 KHK'sının çıktığını söyleyen Turkut, toplu tutuklama, işten çıkarma işyerlerine el koyma gibi OHAL önlemlerinin Türkiye geçmişinde bile görülmediğini anlattı: Tutuklama süreleri ve gözaltı süreleri çok uzun tutuldu, 30 gün hakim yüzü görmeden gözaltında kalabiliyordunuz, ilk 6 aylık zaman diliminde hücre cezası, avukatla görüşme hakları gibi insan hakları çok sınırlandı. Bütün bunların yanısıra ilk dönemde çok onur kırıcı görüntüler ve olaylar da basına yansıdı.

Turkut daha sonra BM işkence raportörünün hazırladığı raporu da sunuma dahil ettiklerini ifade etti.

'YARGILAMA İZNİ' SUÇUN ÖRTBAS EDİLMESİNİ SAĞLIYOR

Turkut, Türkiye'deki kamu görevlilerinin yargılanması için üst makamdan izin alınması gerektiğini belirterek bunun en büyük sonucunun olayların soruşturulmaması olarak ortaya çıktığını ve Hrant Dink cinayetiyle ilgili Trabzon ve İstanbul'daki kamu görevlilerinin yaptığı hataların bu idari izin sebebiyle yargılanamadığını belirtti.

Özellikle MİT görevlilerinin ve Genelkurmay Başkanı'nın yargılanmasının izne bağlı olmasının büyük bir keyfilik getirdiğini vurguladı.

Cezasızlık şu iki olayda çok yoğun uygulandı:

*2015-2016'da Kürt bölgesine yapılan operasyonlar

*Darbe girişimi sonrası 668 nolu KHK ile asker, polis ve sivillerinin 15 Temmuz günü darbeye karşı yaptıkları katliam, öldürme ve sonrasında işkenceler yargı kapsamı dışında bırakıldı.

SİYASİLER TEŞVİK EDİYOR

Turkut şöyle devam etti:

Türk yetkilileri resmi ve resmi olmayan söylemlerinde iki yüzlü davranıyor. Resmiyet dışında miting gibi konuşmalarda (Erdoğan'ın Hizmet Hareketi'ni kansere benzetmesi, yaşama hakkı vermeyeceğiz demesi gibi) bunun övünçle anlatılması göze çarpıyor.

2019'daki Ankara'da diplomatlara yönelik işkenceyi ele alırsak, insanların soyulması, dövülmesi, tecavüz girişimine maruz bırakılması gerçekleşti. Ancak bir yıl sonra savcılık burada soruşturmaya gerek olmadığı kararı aldı. Bu ağır işkenceler siyasi irade boşluğundan kaynaklanmaktadır.

Yapılan şikayetlerin ancak %1'i soruşturulduğunu görüyoruz. Bu da savcıların bunları soruşturmaya istekli olmadığını ortaya koyuyor.
Diğer bir vakada ise 2019'da Şanlıurfa'da gözaltına alınan 50 kişinin ağır işkenceden geçirilmesini ele aldık. Bu iddialar karşısında savcıların soruşturmaya gerek görmediğini de gördük.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI YOK

Türkiye'de yargı bağımsızlığı siyasetin denetimi altındadır. Siyasetçiler yer değiştirme vs gibi tehditlerle yargıyı kontrol etmektedir.

Türkiye'de işkencenin soruşturulmaması için örgütlü, kurumsallaşmış bir cezasızlık uygulaması vardır, Türkiye'de genel bir cezasızlık normu oluşmuştur. Sonuç olarak yargı bağımsızlığından söz edilemez.

Soru cevaplar

Prof. Em. Dr. Giorgio Malinverni: 1980 cezasızlık durumuyla şimdiki arasında bir kıyaslama yapabilir misiniz? Yargılama için üst makamlarından izin şartından bahsettiniz. Anayasa Mahkemesi bu mevzuat hakkında ne diyor?

Cevap: Anayasa Mahkemesi bu konuda bir karar vermedi. CHP bunu mahkemeye taşıdı ancak mahkeme bir karar vermedi. Cezasızlık açısından bence kanuni boşluklar çok önemli. Siyasi irade de bu konuda eksiklik gösteriyor. Hükümet bu cezasızlıkla mücadele etmek istese kaldırıdı.

Diğer soruya gelirsek, 2016 ile 1980 karşılaştırması yapılırsa bu doğru bir karşılaştırma olmaz, o zamaki çerçeve başkaydı, askeri bir cunta yönetimi vardı. İnsan hakları ihlalleriyle ilgili çok korkunç sonuçlarla karşılaştık o dönem. 200 kişiyi kim öldürdü bilmiyoruz mesela. 2016 sonrasında ise sivil OHAL oldu. Bu dönemde işkence ve ölüm giibi konularda failler eninde sonunda yargılanabilirler. Dün Anayasa Mahkemesi bir ihlal kararı verdi biliyorsunuz. Bu dönemde hukuk yolu yine de açık.

Prof. Dr. Ledi Bianku: Anayasa Mahkemesi yargılama izni konusunda esaslara baktı mı yani detaylı bir karar verdi mi, kararı uluslararası normlara uygun mudur? Diğer yandan cezasızlık politikasının ardından etnik kimlikler önemli mi?

Cevap: Kürt vatandaşlarla ilgili cezasızlık konusunda büyük potansiyel var. Konu terör olunca daha büyük bir sorun oluşuyor. 90'lı yıllarda çıkarılan terörle mücadele kanunlarında kesinlikle Kürt halkına karşı bir ayrımcılık vardır, Kürtlere karşı bir mesefeli duruş vardır PKK'dan dolayı. Kürtlere karşı bir önyargı kesinlikle vardır.

AYM'nin cezasızlıkla ilgili kararına gelirsek CHP'nin getirdiği itiraza kabul edilemezlik kararı verdi. AYM'nin verdiği karar OHAL dönemini kapsıyordu.

Dr. Johann van der Westhuizen: Kürt sorunu söyleminizi açabilir misiniz?

Cevap: Bu terminoloji açısından özür dilerim, bu hatadır çünkü Türkiye'de bu şekilde kullanılıyor. Kürt Sorunu doğru bir tanımlama değildir. Diğer yandan Türkiye'de cezasızlık genel bir sorundur. Şu an küçük bir kısmını inceleyebildik Türkiye'deki durum geniş kapsamlı bir sorundur.

Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ