Prof. Oran: Erdoğan, Biden’ı yumuşatmak için Kanal İstanbul aracılığıyla Montrö’yü ikram ediyor

Gazete Duvar'dan İrfan Aktan'ın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Baskın Oran, "Erdoğan, Biden’ı yumuşatmak için Kanal İstanbul aracılığıyla Montrö’yü ikram ediyor." dedi.

"Türkiye Cumhuriyeti’nin artık ne Dışişleri Bakanlığı ne de dış politikası var. Her şey ama her şey iç politikaya göre yapılıyor. Türk dış politikası artık iç politikasının bir fonksiyonu." ifadelerini kullanan Oran, emekli amirallerin bildirisinin ise diplomatların bildirisinden hiç bir farkının olmadığını kaydetti.

Söyleşide öne çıkan başlıklar şöyle:


"MONTRÖ, RUSYA TEHLİKESİNİ ORTADAN KALDIRDI"

Montrö, Türkiye’yi Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana en güvenli dönemine kavuşturdu. Çünkü gerek Osmanlı İmparatorluğu’nun gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin korktuğu bir tane devlet olmuştur. O da Sovyetler Birliği dönemi de dahil olmak üzere Rusya’dır. Montrö, 1718 Pasarofça Antlaşması’ndan bu yana Türkiye’nin tüylerini ürperten Rusya tehlikesini ortadan kaldırdı. Çünkü Rusya’yı da tatmin eden bir antlaşma oldu. Türkiye eğitim müfredatında hep “Rusların en büyük hedefi sıcak denizlere inmek” denir. Bu katiyen doğru değil. Rusya, Akdeniz’e inmek istemiyor. Çünkü Akdeniz’de İngiltere, Fransa, ABD gibi kendisinden çok daha güçlü ülkeler hâkim. Rusya’nın istediği, bu güçlü ülkelerin soğuk denizlere, yani Karadeniz’e çıkmaması. Montrö tam da bunu sağlayarak Rusya’yı, dolayısıyla da Türkiye’yi rahatlattı. Montrö sayesinde Ruslar kendini güvene aldığı için Türkiye’ye tehdit oluşturmamaya başladı.

"ERDOĞAN YOKLAMALARA AÇIK, ÇÜNKÜ..."

Dönem dönem Batı’nın en güçlü ülkesi hangisiyse Rusya’yı sıkıştırmak için Türkiye’yi bu konuda yokluyorlar. Örneğin bu yoklamalardan bir tanesi 2009 yılında yapıldı. Son olarak ABD’nin Suriye sorumlusu görevinde bulunan ama o dönem ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan James Jeffrey, Emekli Koramiral Atilla Kıyat’a, “Amerikan donanmalarının Karadeniz’de çok büyük başarılar kazanabileceği”ni söylüyor. Atilla Kıyat da, “Ama tabii ki Montrö’ye uyarak” dediğinde, Jeffrey’nin yanıtı, “Türkiye ve ABD’nin iradesi olduktan sonra mesele yok, başka kimse buna karışamaz” oluyor. Atilla Kıyat bu diyaloğu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na, Komutanlık da Milli Güvenlik Konseyi’ne aktarıyor. Dolayısıyla ABD’nin her fırsatta Montrö’yü delmek istemesi artık müseccel bir durum. Bugün de aynı şeyi istiyor ve maalesef Türkiye’yi yöneten kişi, ABD Başkanı Joe Biden ile arayı düzeltmek istediği için bu yoklamalara açık.

Birincisi, Joe Biden neredeyse 4 aydır Erdoğan’ı telefonla geri aramadı. İkincisi, Aralık ayında Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın alındığı için ABD Dışişleri Bakanlığı Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası (CAATSA) yaptırımları yürürlüğe girdi ki bunun uygulanmasını Trump engellemişti. Üçüncü olarak ABD’nin elinde Halkbank ve Reza Zarrab kozları var. Bu konularda Biden, Trump’ın sunduğu rahatlığı sunmuyor. Onun için Erdoğan, Biden’a yanaşmak için birtakım girişimlerde bulunuyor. İşte bu girişimlerin bir numarası Kanal İstanbul aracılığıyla Montrö’yü tartışılır hale getirmek. Bu, kronik bir olay, akut değil. Bir de akut olay var. Ukrayna, Rus vatandaşların oturduğu Doğu eyaletleriyle 2014’ten bu yana iç savaş halinde. Ukrayna “Karadeniz’deki varlığınızı artırın” diyerek NATO’ya başvurdu. Bu kronik durum ile bu akut durum birleşince, Erdoğan Biden’a yaklaşmak için Montrö üzerinden Putin’e sırtını dönüyor.

"MONTRÖ İÇ POLİTİKANIN KONUSU OLARAK KULLANILIYOR"

İktidar Montrö’yü bir dış politika konusu olarak değil, iç politika konusu olarak görüyor ve kullanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin artık ne Dışişleri Bakanlığı ne de dış politikası var. Her şey ama her şey iç politikaya göre yapılıyor. Türk dış politikası artık iç politikasının bir fonksiyonu.

Bu mesele Kanal İstanbul Projesi’yle bağlantılı. Kanal İstanbul ortaya atılarak hem yandaşlara ve Katar’a rant sağlanmak isteniyor hem de Biden’la flört için kullanılmak isteniyor. Rantı anladık ama Biden’la flört Putin’le çatışmak anlamına geliyor. Öte yandan Putin içeride muhalif lider Alexei Navalny, dışarıda ise Ukrayna sorunuyla uğraşıyor ve eli sıkışmış vaziyette. Bundan cesaret alan Erdoğan, kendisine telefon etmeyen Biden’ı yumuşatmak için Kanal İstanbul aracılığıyla Montrö’yü ikram ediyor. Yoksa Montrö’yü değiştirmek istediği filan yok. Ayrıca Montrö ortadan kaldırılırsa yeniden bir konferans toplanacak ve o konferans sadece oy birliği ile karar alabilir. Dolayısıyla Montrö’yü kaldırmak gibi bir durum yok. Montrö’yü Kanal İstanbul üzerinden sorgulamak A’dan Z’ye bir iç politika olayıdır. Erdoğan’ın içeride kendisini devamlı tahrik eden Bahçeli’yi tatmin etmesi gerekiyor. İktidar birbirine benzemeyen dörtlü bir koalisyon üzerine oturuyor. İslamcı AKP, ırkçı MHP, ehlileştirilmiş Ergenekon ve Perinçekçiler. Mahşerin Dört Atlısı.

"KAMUOYUNU 'DARBE BİLDİRİSİ' OLDUĞUNA İKNA EDEMEDİLER"

Montrö değiştirilemez diye bir şey yok. Sözleşmeye göre Montrö ilk 20 yıldan sonra ön-bildirim vererek sona erdirme talebinde bulunmak mümkündü ama bunu kimse yapmadı. Ondan sonra da 5 yılda bir değişiklik teklifinde bulunmak mümkündür, bunu da 85 yıldır hiçbir devlet yapmamıştır. Zaten bazı en önemli maddeler, ki bunlar Rusya’yı rahatlatan maddelerdir, Türkiye’nin onayı olmadan değişmez. Bu 14. ve 18. maddelerin değişebilmesi için imzacı ülkelerin dörtte üçünün onayı lazımdır ve bunların içinde Türkiye’nin de olması şarttır. Amiraller bunu elbette biliyor fakat amirallerin bildirisinin geçen senenin sonunda diplomatların bildirisinden ne farkı var? Hiçbir farkı yok. Tek farkı “medyaya yansıyan birtakım görüntülerden rahatsız olduk” cümlesi. Bahsettiği şey de, tarikat evine makam aracıyla gidip üniformasıyla namaz kılan cübbeli bir muvazzaf tuğamiralin görüntüsü. Yönetim emekli diplomatların bildirisine hiçbir tepki vermezken, emekli amirallerin açıklamasına karşı dünyayı yerinden oynatmaya kalktı.

Çünkü Erdoğan her ne kadar Genelkurmay’ı eski Genelkurmay Başkanı olan Savunma Bakanı’na bağlasa da içi rahat değil. Hep 27 Mayıs 1960’ı, 12 Mart 1971’i ve 12 Eylül 1980’i düşünüyor. Ama bundan çok çok daha önemlisi, toplum bunu böyle düşünsün, algılasın istiyor. Çünkü, kendisini bir vakitler iktidara getirmiş olan mağduriyet olgusunun şimdi de oluşmasını çok önemsiyor. O nedenle emekli amirallerin açıklamasının üstüne atladılar ama bu, iktidarın tutarsızlığının ve adaletsizliğinin ayyuka çıktığı bir ortamda kamuoyunda karşılık bulamayınca ipin ucunu CHP’ye bağlamak istediler. Çünkü CHP az önce saydığım üç askerî müdahaleden de memnun kalmıştı. Ama köprülerin altından geçiveren suyun haddi hesabı yok. Bu bildirinin CHP’yle ne ilgisi olabilir Allah aşkına! Eğer “darbe bildirisi” söylemiyle kamuoyunu ikna edebilseydi CHP’ye hiç bulaşmayacaklardı. CHP gibi politika üretmeyen, hareketsiz, pasif bir parti neden amiraller bildirisini yayınlatsın?

Söyleşinin tamamını BURADAN okuyabilirsiniz
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ