İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanmasına ilişkin “Alican Uludağ’a yöneltilen soruşturmada ne tutuklamanın ne de adli kontrolün şartları gerçekleşmiş değil” dedi.
Uludağ, 19 Şubat akşamı hakkındaki bir soruşturma kapsamında ‘cumhurbaşkanına alenen hakaret’ ve ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamalarıyla gözaltına alınmıştı.
DW Türkçe, muhabiri olan Uludağ’ın gözaltı gerekçesinin İstanbul Atatürk Havalimanı saldırısını planlayan IŞİD mensuplarının tahliye edildiğine ilişkin 2024’teki haberi ve X’teki paylaşımları olduğunu duyurmuştu.
Uludağ, 20 Şubat’ta ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla tutuklanıp Metris Cezaevi’ne götürülmüş, 23 Şubat’ta da Silivri Cezaevi’ne nakledilmişti.
‘Varoluşu hoşa gitmeyen herkese terör yaftası yapıştırmak hukuki değil’
Kaboğlu, ceza hukukunda usul kurallarının masumiyetin ve şüphelinin haklarının korunması için var olduğunu vurgulayarak Uludağ hakkında yürütülen soruşturmada birçok usul kuralının ihlal edildiğini söyledi.
Bu ‘usul yanlışları ve kural saptırmalarının ortada işlenmiş bir suç olmadığı gerçeğini gizlemek için yapıldığını’ belirtti.
Kaboğlu’nun açıklaması şöyle:
”Alican Uludağ’ın gazetecilik faaliyetleri ve düşünce açıklamaları nedeniyle tutuklanması açık ve net, amasız, fakatsız hukuka aykırıdır. Hukukta, hele ki ceza hukukunda usul kuralları iş sıralamasını gösteren bürokratik düzenlemeler değildir.
Bu kurallar masumun korunmasını, suç şüphesi altındaki kişinin dahi haklarının sağlanmasını temin eder. Oysa bu ve benzeri soruşturmalarda birçok usul kuralı çiğneniyor. Örneğin CMK m.12 uyarınca soruşturma yetkisi suçun işlendiği yerdedir. Yani Ankara’daki Alican Uludağ’ın, Ankara’daki kişi ve kurumlara karşı suç işlediği iddiası var ise bu soruşturmayı İstanbul yapamaz.
CMK m. 100-101 uyarınca kaçma ve delil karartma şüphesi hakimin somutlaştırması gereken bir tehlikedir, varsayılamaz. Bu tip usul yanlışları, hatta kural saptırmaları esası, yani aslında ortada işlenmiş bir suç olmadığı gerçeğini gizlemek için yapılıyor. Oysa CMK m. 160 uyarınca Cumhuriyet savcısının asli görevlerinden birisi de şüphelinin haklarının korunmasıdır.
Soruları kimin sorduğuna da dikkat çekmek gerekir; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu! Sözü, tutumu, inancı yahut inançsızlığı hatta varoluşu hoşa gitmeyen herkese terör yaftası yapıştırmak hukuki değildir, makul değildir, insani değildir. Vatandaşımıza müstahak değildir. Kamu düzeni böyle korunmaz.
Anayasa m. 19/3 bütün şartların varlığı halinde dahi tutuklamayı hakimin takdirine bırakıyor. Ancak bunun ön koşulu, şartların varlığı. Şartlar yoksa takdir yok. Şartlar var ise, hakim Anayasa m. 13 uyarınca orantılılığı da gözetmeli, eğer amacına adli kontrol ile ulaşabilecekse bunu değerlendirmelidir.
Alican Uludağ’a yöneltilen bu son soruşturmada ne tutuklamanın ne de adli kontrolün şartları gerçekleşmiş değildir. Unutulmamalıdır ki, devletin cezalandırma yetkisinin gerekçesi olarak sıklıkla karşımıza çıkarılan kamu düzeni, insanların haklarını kullanabildiği bir yaşam biçimi demektir. Hakları koruma gerekçesi, hakları yok etmenin bahanesine dönüştürülemez. Hukuk hepimiz için bir güvencedir. Hukuku, demokrasiyi ve anayasal düzene dönüş taleplerini hep birlikte ve kararlılıkla savunmak gerekir.”






















