Geçmişten günümüze kadar hak dostları, zaafları altında ezilmeye meyilli insanları, iç dürtülerinin esaretinden kurtararak ahlaki duygularını geliştirmek için büyük mücadele verdi.
Medeniyetin gelişmesi ve vahşetlerin sona ermesi, ancak insanların birbirine saygı duyduğu, başkasını rahatsız etmekten kaçındığı saygı-sevgi ortamlarında mümkün olabilir.
Batı toplumları, ibadet kısmı hariç farklı dinlerin öğretisinden gelen değerleri temel alarak, vatandaşları için yaşanabilir bir dünya kurmayı başardı.
Dünyanın bu bölümünde yükselen refah, zalimlerin baskısından kaçanların ilgisini çekti ve insanlar daha çok oraya sığınmayı planladı.
Bireysel hak ve özgürlüklere en çok değer veren dinin mensupları olan Müslümanlar, yöneticilerinin bencillikleri yüzünden bu güzelliklerden faydalanamadı. Topluma rehberlik edenlerin etkisi kırıldığında, kişisel hırslarını din gibi sunanların yanlışları çığ gibi büyüdü.
Semavi dinlerin özünde hataya yer yok; din adına hareket edenlerin kusurları dine mal ediliyor. Özellikle İslam coğrafyasında, gönül dünyasını ihmal eden, yönetimi ele geçirmek için dini kullanan siyasal anlayışlar, bazı bölgeleri kan gölüne çevirdi ve şimdi bu akım Türkiye’yi de teslim aldı.
Kanaat önderlerinin halk üzerindeki etkisini sahiplenen bir siyasi kadro, yönetime geldi
Zaaflarına yenilen, iç dürtülerine hâkim olamayanlar, öne çıktıktan sonra halka dinin en hayati prensiplerini çiğneme telkinlerinde bulundu.
Hak-hukuk iddiasında olanlar, partiden aldığı talimatla insan hakkı çiğnedi, zulümle amaçlarına ulaşmada sakınca görmedi.
Parti talimatı, inançlarının önüne geçti; helal-haram ayrımı kayboldu ve hırsızlık meşrulaştırıldı.
Zaaflarının etkisine girenler, şeytani duygularla mücadele etmeyi bırakıp şeytana teslim oldu. Halka ve hakka verdikleri sözleri unuttular.
Güçle başı dönenler, vicdanlarını bastırdı iyiliği geliştirmeyi düşünmedikleri gibi, günahlarını örtmek için kötülüğün yayılmasına ortam hazırladılar.
Sekülerleşme alttan üste doğru yayıldı.
Partililer, ardından etki alanlarındaki halk, taşıdığı değerleri yitirdi.
Para hırsıyla, toplumun manevi zenginliklerini eritip yok ettiler.
Her gün farklı bir yeri ele geçirme arzusuyla hareket edenler, halktaki bu tahribatı görmezden geldi.
Kazanma hırsı gözlerini bürüdü, maddeye taparcasına kazanç gördükleri her şeye saldırdılar.
Kimsenin kazancına tahammül edemediler, gelir getiren her şeye göz koydular.
Son zamanlarda, ülke çapında büyük bir gıda zincirine domuz eti karıştırıldığı haberiyle çökeme planı yapıldığı duyuldu.
Bunca imkana rağmen rahat ve huzur bulamadılar, sürekli gelecek kaygısıyla yaşadılar.
En küçük endişeyi gidermek için, yakın arkadaşlarını bile bir bir terk etti, yalnızlığa doğru hızla sürüklendiler.
Sahip oldukları gücü kaybetme korkusuyla, oyun üzerine oyun planlıyorlar. Her sesi susturmak ve saltanat sürelerini uzatmak için her yolu deniyorlar.
Rakipleri saf dışı bırakma hamlelerini herkes görüyor.
Zarar vermek için attıkları her adım dönüp kendi ayaklarına dolanıyor.
Haset içinde kıvranıyor, elde ettikleriyle tatmin olmuyor başkalarının elindeki her şeye göz dikiyorlar.
Dinin kurallarını yok sayan ve fıtrata karşı gelenler, başarısızlıkla karşılaşınca yakıp yıkmaya başladılar.
Gerçek suçlular ortadayken, muhalifler için “makul şüphe” gibi vehmi suçlar üretip, kadın, çocuk ve yaşlı demeden tutukladı, engel gördüklerini ortadan kaldırma planıyla oturup kalktılar.
İktidarın ahlaki kaideleri yok sayma öğüdüne kapılanlar, acımasızlık üzerine kurulu bu siyaseti savundu. Kimi seyrederken, kimi de çıkar sağlamak için zulme ortak oldu.
Allah’a güvendiği sanılanlar bile ya hapis tehdidinden korktu ya da para ve makamla susturuldu.
Yüce yaratıcıya duyulması gereken minnet hissi parti başkanına çevrildi, ilahi yardımı gereksiz görenler haram-helal demeden her isteğine ulaşmanın peşine düştü.
Servetine servet katan bir grubun elinde ülke her geçen gün eriyip yok edildi.
Vicdanlar susturuldu, basın yalanlarla halkı yanıltmada kullanıldı.
Toplumu ahlaki değerlere davet edenlerin etkisi kırıldı, yüksek değerlerin topluma kazandıracağı donanıma kimsenin itimadı kalmadı, güçlülere yakın olanlar bir eli yağda bir eli balda hayat sürerken yığınlar fakirlik içinde kıvrandı, herkes güçlüye yamanıp geçinmenin çaresini aradı.
Halbuki din, insanı kötülüklerden arındırmak ve ondaki iyi duyguları geliştirmek için gönderildi.
Tek başına maddi imkânın yeterli olmayacağını bilen maneviyat önderleri, insani duyguları geliştirmeyi ve kötülükten uzak durmayı öğrettiler.
Bediüzzaman ve Fethullah Gülen Hocaefendi gibi hak dostlarının çabasıyla başlayan çalışmalar, Anadolu’dan tüm dünyaya yayıldı.
Türkiye’de eğitim çarklarının ahlaki değerleri törpülediği bir toplumda, çeşitli örgün ve yaygın eğitim faaliyetleriyle her meslekten ve yaş grubundan insan peryodik eğitimlerle yüksek değerler kazandırıldı. Ancak bu hizmetler, hırsızlığını meşrulaştırma yolu arayan bir siyasi parti tarafından Türkiye’de sakıncalı ilan edildi, ders halkaları yasaklandı. Kendilerine hizmet imkânı verilmeyenler üzüntü içinde ülkeyi terk etti.
Şimdi medeni dünyanın ayrımcılık yasağı gibi değerleri altında hizmet üreten gönüllüler, maddi kazanç uğruna değerlerinden ödün vermiyor, özendirici davranışlarıyla gittikleri ülkelere katkı sunmaya çalışıyorlar.
Hasılı, yürekten ona inanmanın gereğini yerine getirmeye çalışanlar, ülkede kendilerine yaşama hakkı verilmese bile samimiyetleri ölçüsünde yaşadıkları acı ve ızdıraba katlanıyor. Şantajla iftira tekliflerine boyun eğmiyor. Yıllarca hapis çilelerini ibadete çeviriyor, gittikleri yerlerde ona tam bağlılığın gereklerini yapmaya çalışarak dünyayı iyilikle buluşturmanın çaresini arıyorlar.
Bu hafta sonu Houston’da uluslararası dil ve kültür festivali yapılmış, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “farklı ülkelerden gelen çocukların ele ele verdiği görüntünün, dünyayı kan gölüne çevirenlerin oyununu bozacağına inandığını” yönündeki mesajı yerli yabancı herkesten takdir toplamış.
Dışarıda hürriyet ortamında karşılıklı alışveriş mümkün. Ama ülkedeki manevi tahribat çok büyük, hırslarına yenik düşmüş çirkin güzel ayrımını kaybetmiş kıskanç insanların yaptıkları yıkımı tamir etmek çok zor. Eğer gönüllüler yeniden hizmet imkânı bulursa, halkın asli değerlerine dönmesi yıllar sürecek.
İsmail S. Gülümser