Antalya’da Gülen hareketine yönelik soruşturmalar kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen ve 21 ay önce tutuklanan KHK’lı fizik öğretmeni Asuman Birinci’nin cezaevinde tedavisinin yapılmadığı öğrenildi.
Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Asuman Birinci’nin eşi Eyüp Birinci, eşinin ciddi sağlık sorunları yaşadığını ve gerekli tedavinin sağlanmadığını öne sürdü.
Eyüp Birinci’nin açıklamasına göre, eşi Asuman Birinci KHK ile kapatılan Antalya Körfez Dershanelerinde çalışmak, çocuklarını kapatılan kolejde okutmak ve Bank Asya’ya para yatırmak gerekçeleriyle verilen ceza onandığı için 28 Mayıs 2024 tarihinde evinden gözaltına alınarak tutuklandı.
Birinci, eşinin tutuklanmadan önce de ileri derecede demir eksikliği anemisi hastası olduğunu, düzenli olarak kan ve serum takviyesi almak zorunda kaldığını belirtti. Cezaevine girdikten sonra ise sağlık durumunun daha da kötüleştiğini iddia etti.
Uzun süre yapılan başvuruların ardından 13 Ocak 2026 tarihinde kan tahlili yapılabildiğini ifade eden Birinci, sonuçların hayati risk taşıdığını söyledi.
Açıklamaya göre, hemoglobin değeri 6.8 g/dL, ferritin seviyesi ise 1.8 ng/mL olarak ölçüldü. Normal değerlerin oldukça altında olduğu belirtilen bu sonuçlara rağmen, iddiaya göre hastaneye sevk yapılmadı ve herhangi bir tedavi uygulanmadı.
Eşinin ciddi halsizlik yaşadığını, ayakta durmakta zorlandığını ve yaklaşık 20 gündür devam eden yoğun kanama problemi bulunduğunu aktaran Birinci, cezaevi koşullarında yeterli sağlık hizmetine erişilemediğini dile getirdi.
Ayrıca cezaevi doktorunun tutumuna ilişkin çeşitli iddialarda bulunan Birinci, eşinin taleplerinin karşılanmadığını ve sürecin “görmezden gelindiğini” savundu.
Yetkililere çağrıda bulunan Eyüp Birinci, eşinin acilen tedavi edilmesini ve sağlık hakkının korunmasını istedi.
TR724’e konuşan Birinci’nin açıklamaları şöyle:
“Eşim tutuklanmadan önce de ileri derecede demir eksikliği anemisi yaşıyordu. Şiddetli ve uzun süren adet kanamaları vardı. Kan değerleri sık sık çok düştüğü için dışarıdayken yaklaşık 6 ayda bir kan ve serum takviyesi almak zorunda kalıyordu. Cezaevine girdikten sonra sağlık durumu daha da kötüleşti. Defalarca dilekçe yazmasına rağmen uzun süre hiçbir tetkik yapılmadı. Ancak yoğun başvurular sonrasında 13 Ocak 2026 tarihinde kan tahlili yapılabildi. Bu tahlil sonuçları korkunçtu: Hemoglobin: 6.8 g/dL Ferritin: 1.8 ng/mL
Bu değerler tıbben hayati risk anlamına geliyor. Normalde hemoglobinin en az 12 olması gerekirken, eşimin değeri bunun neredeyse yarısı. Ferritin ise demir depolarını gösterir ve eşimin demir depoları neredeyse sıfır. Buna rağmen ne hastaneye sevk edildi, ne kan takviyesi yapıldı, ne de demir tedavisi başlatıldı. Eşim acil durum diyerek kurum doktoruna gittiğinde kendisine “Bu değerlerle yaşayabilirsin” denildi. Eşim, “İçeride güneş göremiyoruz, vitamin alamıyoruz, bari D vitamini ve B12 yazın” dediğinde ise “Ben vitamin yazmam” cevabını aldı. “Peki biz ne yapacağız?” diye sorduğunda duyduğu cevap şuydu “Ben mi düşürdüm sizi buraya?”
Bugün eşim, Ayakta durmakta zorlanıyor. Günlük ihtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor. En ufak bir hastalıkta vücudu toparlayamıyor. Ve yaklaşık 20 gündür kesilmeyen kanaması var. Buna rağmen hâlâ hiçbir şey yapılmıyor. Ben de aynı ülkede, Antalya Emniyet Müdürlüğü KOM Şube’de iki gün işkenceye maruz kaldım. Buna rağmen görevli polisler hakkında beraat kararı verildi. Bugün ise hasta olan eşime cezaevinde sessiz ve yavaş bir işkence uygulanıyor.
Bu bir ihmal değil. Bu bir yanlış anlaşılma değil. Bu, göz göre göre görmezden gelinen bir insan hayatıdır. Yaşam her insanın en doğal hakkıdır. Eşim sadece tedavi edilmek istiyor. Yaşamak istiyor. Sesimizi duyun.”























