"Burada mahkumiyet içinde mahkumiyet, mahrumiyet içinde mahrumiyet yaşıyorum"

3 Mart 2022’de hapse gönderilen MS hastası Mehtap Şentürk, tutuklu bulunduğu İzmir Menemen R (Rehabilitasyon) Tipi Cezaevi’nde mahkumiyet içinde mahkumiyet, mahrumiyet içinde mahrumiyet yaşadığını söyledi.

Bold'dan Sevinç Özarslan'ın haberine göre, anne ve babasına mektup yazan Şentürk, Menemen’e sevk edildiğinden beri hiç havalandırmaya çıkarılmadığını, beslenmesine dikkat edilmediğini, 28 gündür meyve yemediğini ve hasta bakıcılar tarafından azarladığını belirtti.

“VÜCUDUNU KULLANAMAYAN BİRİ İÇİN DAYANILAMAYACAK BİR YER”


Elleri tutmadığı için mektubunu koğuş arkadaşı, aynı zamanda felçli olan Şerife Sulukan’ın yazdığı Şentürk, “Hayattaki en önemli iki şey sağlık ve özgürlük iken ben ikisinden de mahrum kaldım. Normal bir mahkumun yaşadığı kadar bile yaşamaya hakkım yok. Burası vücudunu kullanamayan bir insan için dayanılamayacak bir yer haline geliyor ve ihtiyaçlarımı karşılamaya yetmiyor. Bir şey istediğimde memurların ‘Burası cezaevi farkında mısın?’ sözlerine özellikle ilk iki hafta çok duyduğum için artık hiçbir şey söylemek de istemek de istemiyorum. Madem bana bakamayacaklarsa ben neden buraya gönderildim. Ya da neden R tipi diye bir cezaevi var?” dedi.

TUVALETE ERKEKLER GÖTÜRÜYOR

Şerife Sulukan’ın epilepsi nöbetiyle bayıldığında ağlama krizi geçirdiğini de vurgulayan Şentürk, tuvalet ihtiyacı için erkekler tarafından WC’ye götürüldüğünü, bazı görevlilerin düşme ihtimali nedeniyle riski göze alamadıkları için tuvalete götürmediğini de ifade etti.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla yürütülen soruşturmalar kapsamında 7 yıl hapis cezasına çarptırılan ve cezası onaylandığı için 3 Mart 2022’de tutuklanan Mehtap Şentürk, geçen ay Sincan Cezaevinden Menemen’e sevk edildi. 14 yıldır MS hastası olan Şentürk, tekerlekli sandalyeye mahkum. Tuvalet dahil kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına gideremiyor.

Adli Tıp Başkanlığı, fen bilgisi öğretmeni Mehtap Şentürk’e (34) geçen ay ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Raporda Şentürk’ün durumunun bir ay sonra tekrar değerlendirileceği de belirtildi.

Mehtap Şentürk’ün mühürlü mektubunun orijinali:






“Canım Annecim, Babacım,Sizi her gün daha çok özlüyorum. Umarım Adli Tıp’tan en uzun süreli infaz ertelemeyi verirler, aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamanın düşüncesi bile beni çok yoruyor.

Hayattaki en önemli iki şey sağlık ve özgürlük iken ben ikisinden de mahrum kaldım. 3 yıl önce alındığımızda babam barodan gelen avukat ile arasında geçen konuşmayı anlamıştı. Avukat hastalığım sayesinde cezaevinden kurtulduğumu, bunun için sevinebileceğimizi söylemişti. Babam ise ‘keşke sağlıklı olsaydı da…’ deyip cümleyi tamamlayamamıştı.

Buraya gelirken ailecek benim için iyi olabileceğini düşünmüştük fakat hiç beklediğimiz gibi bir yer değilmiş. Burada mahkumiyet içinde mahkumiyet, mahrumiyet içinde mahrumiyet yaşıyorum.

Normal bir mahkumun yaşadığı kadar bile yaşamaya hakkım yok. Mesela hiç havalandırmaya çıkamadım. Hatta çıkarılamayacağımı ima ediyorlar. Kahvaltımı ve yemeğimi çok hızlı yemem gerekiyor.

Çalışanlar yoğun olduğu için rahat bir yemek yemek hakkım yok. Bazen dolaptan ekstra bir şey yemek istediğimde bunu sıkıntı yapan çalışanlar olabiliyor. Yediğim lokmalar boğazıma diziliyor. Bağışıklık sistemimin güçlü olması için meyve yememe özellikle çok dikkat ederdiniz. Bugün buraya geleli 28 gün oldu ve ben daha hiç meyve yemedim.

Yemeklerim için bile zor vakit ayrılırken bir de bunun için butona basılmasını istemiyorum. Burası vücudunu kullanamayan bir insan için dayanılamayacak bir yer haline geliyor ve ihtiyaçlarımı karşılamaya yetmiyor.

Bir şey istediğimde memurların ‘Burası cezaevi farkında mısın?’ sözlerine özellikle ilk iki hafta çok duyduğum için artık hiçbir şey söylemek de istemek de istemiyorum. Bana bu cümle her kurulduğunda ‘Ben de insanım siz bunun farkında mısınız?’ diye karşılık verdim.

Yatan bir hastanın öz bakımdan daha fazlasına ihtiyacı var. İzmir çok sıcak bir yer ve hastalığıma iyi gelmiyor. Çok susuyorum. Fakat bunun için sürekli butonu kullanamam. Geceleri bazen susayarak uyanıyorum fakat tekrar uyumaya çalışıyorum.

Sabaha karşı gittikçe hava serinliyor. Yan tarafımdaki örtümü üstüme örtemeyecek kadar güçsüzüm. Böyle durumlar beni çok üzüyor. Halbuki ben sizin bebeğiniz gibiydim. Yan yana seninle yatarken annecim. Bebekken beşiğim vardı, şimdi ise bir hasta yatağı…

Ben sizin evinize kalbinize sığdım. Ama bu koca cezaevine sığamıyorum. Anne baba gücü diye bir şey var galiba. Sizler beni tek başınıza kaldırırken burada kadınların gücü yetmediği için erkeklerin yardımı ile kaldırılıp indiriliyorum.

Bağırsak problemlerim iyice arttı ilaç veriyorlar ama işe yaramıyor. Tuvalete gitmek istediğimde bazı memurlar götürmüyor. Banyoda tansiyonum düşerse, ben düşersem veya bayılırsam diye benim sorumluluğumu alamayacaklarını söylüyorlar. Madem bana bakamayacaklarsa ben neden buraya gönderildim. Ya da neden R tipi diye bir cezaevi var?


Koğuşta Şerife hanım ile birlikte kalıyoruz. O olmasa ben ne yapardım bilmiyorum. Şu an tahmin ettiğiniz gibi mektuplarımı da kendisi yazıyor. Ellerimi kullanamadığım için çağrı butonu da onda duruyor. Onu odadan bir yere götürdüklerinde butonu bana veriyorlar. Basmam gerektiğinde tam olarak hissedemiyorum ve elimden düşüyor. Böyle durumlarda çok panik oluyorum.

Şerife hanım bayıldığında buton onun yanında olduğu için sesimi duyurmak için var gücümle bağırdım. Çok şükür ki memur yakınlarımdaymış yoksa beni duymayabilirlerdi. Kendisini hastaneye götürdüklerinde çok korktum ve ağlama krizine girdim. Kelimeleri yarım yarım konuşabiliyordum.

Doktor bey, Şerife ablayı hastaneye götürüp geldiklerinde hastalığımın zaten ilerleyen bir hastalık olduğunu ve sakin olmam gerektiğini söyledi. Şimdi herkes bu hastalığın ilerlediğini bildiği halde ben neden hala buradayım anlamıyorum.

Evdeyken haftada 3 gün fizik tedavi alıp geri kalan günlerde de sizinle çalışıyorduk. Ayak ve bacak ağrılarım için siz hareket yaptırıyordunuz. Burada aldığım haftada 3 seans fizik tedavi kaslarımı kaybetmemem için yeterli değil, yaşadığım ağrı ve acılarım zaten geçmiyor.

Belki şu an burada olmak ile hastalığımın ilerleme hızı artıyor olabilir. Belki de hayatımın geriye kalanının en sağlıklı günleridir bu günler, halbuki dışarda olduğum fizik tedavi ve sizinle çalışmalarımız sayesinde hastalığın seyrini yavaşlatabilirdik. Burada benim hayatım çalınıyor resmen.

Geçen haftalarda hastaneye götürüldüğümde seninle vedalaştığımız yerden bıraktılar beni, ben yine sedyedeydim. Senin arkamdan ‘Kuzucuğumu bir kez daha öpeyim’ diye seslendiğin geldi aklıma, memuru tembihlemiştin çok terlemişti üstünü değiştirin diye.

Bütün bunlara rağmen günün sonunda babamın küçükken anlattığı kıssayı düşünüp şükrediyorum. İdama götürülen bir kişi yolda tebessüm eder ve halktan birisi ‘Az sonra idam edileceksin neden tebessüm ediyorsun’ diye sorar. O kişi ise “Ya gerçekten benim üzerine atılan bu suçu işlemiş olarak Allah’ın huzuruna çıksaydım” diye cevap verir.

Artık beni size geri versinler, eşimi ve tüm masumların tez vakitte çıkması duasıyla herkesten dua bekler dua ederim. Sizi çok seviyorum elbet bu günler geçecek umarım hep beraber en az hasarla atlatacağız.”

 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ