Ahmet Kurucan: Anne babanın çocuklarının dini tercihlerine karışma hakkı yoktur

"Ama’sız ve fakat’sız olarak diyorum ki anne babanın çocuklarının dini tercihlerine karışma, bu tercihte onun özgür iradesini baskı altına alacak bir davranış içine girme ve benim inandığım dine inanacaksın deme hakkı yoktur."

İlahiyatçı Ahmet Kurucan'ın TR724'te yayımlanan, "Enes Kara’nın intiharı ve hür irade ile din seçimi" başlıklı yazısı şöyle;

Türkiye iki gündür Enes Kara’nın intiharını konuşuyor. Genç bir insanın kendi hayatına iradî olarak son vermesi hiç şüphesiz çok farklı boyutları ile ele alınması gereken bir mesele. Bu noktada bir daha böylesi bir olay yaşanmasın düşüncesine sahip iyi niyetli nice uzman kişiler ilmi ve tecrübi birikimlerini kamuoyu ile paylaşıyorlar. Bu trajik olaydan nasıl nemalarınım düşüncesi ile ideolojik ön kabulleri, yargıları ve şartlanmışlıkları ile konuşanlar da var. Bunları da gözardı etmemeli elbette yapılacak olan değerlendirmelerde.


Merhum Enes’in yürekleri parçalayan, bağırları yakan videosundan bir cümle aktaracak ve sadece o konu üzerinde kısa bir hatırlatmada bulunacağım. Enes diyor ki: “Açıkçası son 3 üç yıldır Müslüman değilim ama ailem tam tersine aşırı derecede dindar ve baskıcı.”

Ebeveyn-çocuk ilişkisi mülkiyet ilişkisi değildir. Hiçbir anne baba reşit ve reşide olmuş çocukları üzerinde dini tercihlerini belirleme bağlamında baskı yapma hakkına sahip değildir. Onlar her yetişkin insan gibi özgür ve bağımsız bireylerdir. Dolayısıyla Anadolu’da yaygın olduğu şekliyle “İslami dinini tercih etmezsen, namazını kılmazsan, orucunu tutmazsan sana hakkımı helal etmem, emdiğin sütü haram ederim” türünden sözlerle psikolojik şiddet uygulaması kabul edilemez. Bunu ilk başta inanması için zorlanılan İslam dini kabul etmez. Dinin kabul etmediği bu baskı aynı zamanda ahlaki de değildir, hukuki de değildir.

Kabul ediyorum, hiçbir anne baba çocuğunun kötü olmasını, mutsuz olmasını, başarısız olmasını istemez. Onun için en iyi okullarda okutmaya çalışır, en iyi mesleklere sahip olması için uğraşır, bu uğurda yemez yedirir, giymez giydirir. Fakat çocuk artık yetişkin diyebileceğimiz bir yaşa ulaştığında doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırabilecek ve kendi hayatına dair kararları kendi verebilecek bir seviyeye ulaştığında anne babanın yapacağı tek şey onun kararlarına saygı duymak, bilgi ve tecrübesi ile gördüğü muhtemel yanlışlıklar varsa uyarmaktan ibarettir.

“Bu dediklerinizi mesleki tercihlerinden evlenecek kızı veya erkeği belirlemesine kadar hayatın bir çok alanında kabul ediyoruz ama dinin buna dahil olmadığını düşünüyorduk ya da dinin de buna dahil olmasını kabullenemiyoruz” diyenler olacağına eminim. Çünkü Anadolu’da hatta İslam coğrafyasının birçok yerinde böyle bir toplumsal ve kültürel zeminin olduğu bilinci içindeyim. Ama bu düşünceyi bir soru olarak kabul edecek olursam cevabım yukarıda söylediklerimden farklı olmayacak hatta onu pekiştirecek. Öyleyse tekrar edeyim: Ama’sız ve fakat’sız olarak diyorum ki anne babanın çocuklarının dini tercihlerine karışma, bu tercihte onun özgür iradesini baskı altına alacak bir davranış içine girme ve benim inandığım dine inanacaksın deme hakkı yoktur.

Kaldı ki yapsanız ne olacak? Merhum Enes’te olduğu gibi ister anne-baba ve aile sevgisi saikiyle ister ekonomik gerekçelerle aileye bağımlı olmasından hareketle Müslüman olmadığı halde Müslüman gözüken, gözükmek zorunda hisseden çocuğunuz Müslüman mı olmuş olacak? Bunun dindeki adının nifak olduğunu bilmeyen mi var Allah aşkına? Demek ki o baskılar samimi bir dindar değil iki yüzlü bir münafık ortaya çıkartmaktan başka bir işe yaramıyor ve yaramaz da. Hangi dönemde hangi toplulukta ve hangi dinde olursa olsun böylesi bir zorlamanın doğuracağı sonuç aynıdır. Çünkü dini inanç ancak ve ancak candan, içten, gönülden, seve seve kişinin özgür iradesi ile kabulü üzerine kuruludur.

Bunun içindir ki Allah hiçbir yorum, te’vil ve tefsire ihtiyaç bırakmayacak ölçüde açık, seçik ve net olarak der ki: “İşte bu Kur’an, rabbiniz tarafından vahyedilmiş bir kelamdır. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin” (18/29). Ne demektir bu? Dikkatlice üzerinde durmanızı ve düşünmenizi tavsiye ederim. Ben yardımcı olayım: Allah yaratmış olduğu kullara kendine inanma veya inanmama özgürlüğü veriyor. Dolayısıyla Allah’ın kullarına vermiş olduğu bu iman etme veya etmeme hakkını anne baba dahil hiç kimse insanın elinden alamaz.

İnanç hürriyetini garanti altına alan ayet bununla sınırlı değildir Kur’an’da. Kur’an kursu talebesi seviyesinde dini bilgiye sahip olan herkesin bildiği şu ayete ne demeli? “Dinde zorlama yoktur” (2/256). Bu ayet nüzul sebebi ile birlikte ele alındığında lafzının taşımış olduğu anlamdan çok daha büyük bir mana ifade eder. Zira ayet Müslümanların başka din mensupları ya da herhangi bir dini inanca sahip olmayanlara yönelik İslam dinini kabul ettirmeleri için zorlamada bulunmamasını değil aksine Yahudi ve Hıristiyanlık dinini tercih eden çocuklarına Müslüman olmaları için zorlamada bulunmamaları için inmiştir.

Hasılı, vicdanı ölmemiş her insanın ciğerini dağlayan bu intihar vakıası karşısında sözü şimdilik daha fazla uzatmadan bu kısa yazı ile dini tercihte ne ferdi ne ailevi ne toplumsal ne de devlet baskısının kabul edilemeyeceğini ve bunun İslam dininin emri olduğunu bir kez daha vurgulamak istedim.

Bu vesile ile Enes Kara’ya Allah’tan rahmet kederli ailesine baş sağlığı dilerim. Umarım son olur, bir daha böyle olaylar ne ülkemizde ne de dünyanın başka yerlerinde yaşanır.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ