T24 yazarı Çiğdem Toker, son yazısında Türkiye’nin sağlık sistemindeki en tartışmalı konulardan biri olan Şehir Hastanelerini mercek altına aldı. “Rant Yoksa Hastane de Yok mu?” başlığıyla yayımlanan yazıda Toker, devasa bütçelerle inşa edilen bu projelerin kamu hizmetinden ziyade, müteahhitlik ve işletme kârı üzerine kurgulandığını ileri sürüyor.
Kamu-Özel İş Birliği Değil, “Bütçe Karadeliği”
Haberin odağında, Şehir Hastaneleri için devletin ödediği hizmet ve kullanım bedelleri yer alıyor. Toker, bu ödemelerin döviz kurlarındaki hareketliliğe duyarlı olduğunu ve Hazine üzerinde yıllarca sürecek ağır bir yük oluşturduğunu belirtiyor. Yazarın analizine göre:
- Şirketlere Tanınan Ayrıcalıklar: Hastaneyi inşa eden şirketlerin sadece kira almadığı, aynı zamanda görüntüleme, laboratuvar gibi kârlı hizmet alanlarını da işlettiği vurgulanıyor.
- Merkezi Hastanelerin Kapatılması: Şehir merkezlerindeki ulaşımı kolay devlet hastanelerinin kapatılarak hastaların şehrin çeperindeki dev komplekslere yönlendirilmesi, “hasta garantisi” ve ticari süreklilik hedefiyle açıklanıyor.
“Halk Sağlığı mı, Müteahhit Kârı mı?”
Toker, yazısında şu kritik soruyu soruyor: Hizmetin merkezinde hasta değil de rant varsa, kârlılık azaldığında sistem nasıl ayakta kalacak? Yazara göre, bu modelde kamu kaynakları toplumsal faydadan çok, belirli holdinglerin finansal çıkarlarını korumak için seferber ediliyor.
Şeffaflık Eleştirisi
Gazeteci Çiğdem Toker, bu sözleşmelerin ticari sır kapsamına alınarak kamuoyundan gizlenmesini de sert bir dille eleştiriyor. Vatandaşın vergileriyle ödenen milyarlarca liranın hangi şartlarda ve kimlere aktarıldığının bilinmemesi, projenin demokratik denetimden uzak olduğunu gösteriyor.























