6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen, Hatay’da verilen sözler yerini belirsizliğe bıraktı. Gazeteci Dilek Omaklılar, “rezerv alan” ilanlarıyla mülkiyet hakları tehlikeye giren ve konteyner kentlerde hayata tutunmaya çalışan Hataylıların dinmeyen öfkesini ve hayal kırıklığını yerinde inceledi.
Hatay’da Sözler Tutulmadı, Belirsizlik Katlandı
Depremin ardından “şehri ihya edeceğiz” vaatleriyle teselli edilen Hatay halkı, bugün mülksüzleşme korkusuyla karşı karşıya. Haberde, kentin enkazının hala kalkmadığı, toz ve susuzlukla mücadelenin sürdüğü bir ortamda, bir de “Rezerv Alan” ilanlarının yarattığı hukuksal kaos mercek altına alınıyor.
“Kendi Toprağımızda Yabancı Olduk”
Dilek Omaklılar’ın görüştüğü depremzedeler, iktidarın vaatleri ile yaşadıkları gerçeklik arasındaki uçurumu şu sözlerle özetliyor:
Mülkiyet Kaygısı: “Evlerimizi devlet yapacak” diye beklerken, rezerv alan kararlarıyla sağlam kalan evlerinin bile yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten vatandaşlar, mülkiyet haklarının gasp edildiğini savunuyor.
Konteyner Kent Çilesi: Geçici barınma alanlarının kalıcı hale gelmesi ve kışın çamur, yazın toz içinde geçen yaşamın yarattığı psikolojik çöküş.
Ekonomik Yıkım: “Bedava ev” vaadinden, ağır borçlandırma süreçlerine geçilmesi halkta büyük bir güven kaybına yol açmış durumda.
“Hani Mutlu Olacaktık?”
Yazının odağını oluşturan bu soru, Hataylıların seçimlerden önce kendilerine vadedilen “huzur ve refah” tablosuna verdikleri acı bir yanıt. Haberde, Hatay halkının sadece fiziksel bir yıkımla değil, aynı zamanda verilen sözlerin tutulmaması sonucu oluşan büyük bir toplumsal mutsuzlukla baş başa bırakıldığı vurgulanıyor.






















